Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ahmet HAKAN

Bu da benim ’istimdat’ şiirim

28 Ekim 2008 Salı
ÇOK koyu bir Abdülhamid düşmanı olan Feylesof Rıza Tevfik, Abdülhamid'in tahttan indirilmesi için yanıp tutuşanların başında geliyordu...

Bütün "İttihatçılar" gibi Feylesof Rıza Tevfik de azılı bir Abdülhamid düşmanıydı...

Sanıyordu ki...

Abdülhamid tahttan uzaklaştırılırsa ne zulüm kalır, ne istibdat...

Derken bir gün...

Abdülhamid devrildi...

Ama Feylesof'un acıları bitmedi...

Çünkü gelen gideni aratmıştı...

Ne zulüm sona ermişti, ne istibdat...

İşte bu ortamda...

Rıza Tevfik, aldı kalemini eline...

Hiç gocunmadan...

"Abdülhamid'in ruhaniyetinden istimdat" diye bir şiir yazdı...

Aşağı yukarı, "Biz senin kıymetini bilemedik ey yüce padişah / Meğer sen ne büyük adammışsın" tadında bir şiirdi bu...

* * *

2 binli yılların ortası...

Abdullah Gül'ün Çankaya'ya çıkmak için yanıp tutuşmasına kafayı takan Ahmet Hakan, çok koyu bir Abdullah Gül karşıtı haline gelmişti...

Ha bire Abdullah Gül aleyhinde yazılar yazıyordu...

Sanıyordu ki...

Bir tarafta "barışçıl bir yol tutturmak isteyen Tayyip Erdoğan" var, diğer tarafta ise bu barışçıl yolun önüne çıkan Abdullah Gül...

Sanıyordu ki...

Tayyip Erdoğan toplumsal barış adına çırpınıyor, Abdullah Gül ise makam mevki uğruna...

Derken bir gün...

Ahmet Hakan denilen koyu Abdullah Gül karşıtı bu kişi, durumun hiç de böyle olmadığının farkına vardı...

Önüne gelene fırça atan, memleketi bir "höt zöt demokrasisi" ile yönetmeye heves eden Tayyip Erdoğan'ın, "toplumsal barış"ı zerre kadar kale almadığını fark etti...

Buna mukabil...

Abdullah Gül'ün Çankaya'da toplumsal barış ve hakkaniyet adına hareket ettiğini gördü...

En son Gül'ün, rektör seçimlerindeki adaletsiz yönteme karşı, "Yetkilerimi devretmeye hazırım" dediğini işitince...

Tıpkı Feylesof Rıza gibi...

O da gocunmadan şu cümleyi yazıyor:

Aldanmışım Abdullah Bey, bağışla beni...

Fener / Ülker

ÜLKER'in Fenerbahçe'ye sponsor olmasından "kıl kapan" yaşını başını almış bir meslektaşımız, basın toplantısında Fenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Ali Koç'a soruyor:

"Fenerbahçe mi Ülker oluyor, yoksa Ülker mi Fenerbahçe oluyor?"

Sorunun Türkçe meali şu:

Fenerbahçe'yi de gericiler mi ele geçiriyor?

Açık söylüyorum:

Bu kafa, ayrımcı bir kafadır... Sermaye alanında ayrımcılık yapar...

Bu kafa, şabloncu bir kafadır... Her konuya olduğu gibi, sermayeye de şablonlar üzerinden yaklaşır...

Bu kafa, önyargılı bir kafadır... Mesela "Ülker", ağzıyla kuş tutsa, bu önyargıyı kıramaz...

Memleketimizi "AKP cumhuriyeti" haline getiren de...

Bu kafanın pervasız bir şekilde yaptığı haksızlıklardır...

Ama neyse ki...

Artık eskisi gibi bu kafaya çanak tutulmuyor...

Mesela Ali Koç, bu kafaya, "Ülker'e haksızlık yapmayalım, önyargılı olmayalım" şeklinde yanıt verebiliyor...

Nurgül versus Özgü

- NURGÜL aşırı antipatik dışavurumlar yüzünden sempatik olurken, Özgü aşırı sempatik dışavurumlar yüzünden antipatik olur...

-
Nurgül militan kadındır, Özgü ise çocuk kadın...

- Nurgül, Türkan Şoray'ın tahtına oturacak... Özgü ise Fatma Girik'in...

-
Nurgül "bıçkın kızlar korosu"nun rol modelidir... Özgü ise sınıflarını doğrudan geçen uslu kızlar korosunun...

- Nurgül Altın Portakal'ı alınca da, alamayınca da aynı oranda zıtlaşabilme potansiyeline sahipken, Özgü Altın Portakal'ı alınca da almayınca da şirinleşme potansiyelini yüksek tutar...

-
Nurgül, kendisine hep haksızlık yapılıyormuş gibi bir eda takınır... Özgü ise kendisine hep torpil yapılıyormuş gibi mahcup bir tavır takınır...


Bu yazı toplam 3318 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri