Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ahmet HAKAN

Erdoğan ne türden röportajlar vermeli

01 Nisan 2010 Perşembe

BAŞBAKAN Erdoğan’ın Alman Der Spiegel Dergisi’ne verdiği röportajı, Alfred Hitchcock tarzı bir gerilim filmi seyreder gibi okudum.

Fazlasıyla gergin... Çok meraklı...

“Eyvah! Şimdi kavga çıkacak” kaygısıyla...

“İşte şimdi köşeye sıkıştı” nidalarıyla...

“Bu sorudan da kurtuldu” diyerek...

Tablo şuydu:

Röportajcı çok sert soruyor, Erdoğan çok keskin yanıtlar veriyordu.

Röportajcı gerilimi artırıyor, Erdoğan altta kalmıyordu.

Röportajcı tuzaklar kuruyor, Erdoğan tuzakları boşa çıkarıyordu.

Yani?

Erdoğan lehine büyük zafer!

* * *

Bu zamana kadar Başbakan Erdoğan’la defalarca röportaj yapmış bir gazeteci olarak...

Benim bu kıssadan çıkardığım hisseler şunlardır:

*  BİR: Tayyip Erdoğan zor soruların adamıdır. Ancak zor sorular karşısında Messi gibi harikalar yaratabilir. Bu nedenle Erdoğan’ın “Dört yandaş, bir de tarafsız gazeteci soruyor, Erdoğan yanıtlıyor” türü açık oturumlardan derhal kaçınması gerekir.

*  İKİ: Tayyip Erdoğan’ı, meydan okumaları Tayyip Erdoğan yapmıştır. Bu yüzden “Gel ve istediğini sor” türü bir yaklaşıma hemen geçmelidir.

*  ÜÇ: Televizyon kanallarının gönlünü eğlemek için, kimsenin rağbet göstermediği uzun ve sıkıcı programlar Erdoğan’ın nefesini kesiyor. Hem Erdoğan’ın kesin zafer kazanması, hem de dikkat merkezi olabilmesi için, kompozisyonu itibariyle ilgi çeken programlara geçilmesi elzemdir.

*  DÖRT: Yazılı medyaya röportaj vermeme kararı derhal gözden geçirilmelidir. Çünkü sorunun zoru, ikili röportajlarda sorulabilir. Ve Erdoğan, zor olmayan sorular karşısında başarılı olamamaktadır.

*  BEŞ: Danışıklı olmayan ve hakiki bir sorgulamaya fırsat veren bir TV açık oturumu, meydanlarda gırtlak patlatarak yapılan onlarca konuşmadan daha etkilidir.

Ankara havası

SON dönemin meşhur Ankara fıkralarındandır:

Başbakan Erdoğan, Turizm ve Kültür Bakanlığı görevini Erkan Mumcu’dan alıp Atilla Koç’a vermişti ya... İşte o günlerde birileri Tayyip Bey’e, “Yeni göreve getirdiğiniz bakan fazla uykucu çıktı. Hep uyuyor” demişler. Bunun üzerine Erdoğan şu harika espriyi patlatıvermiş: “Önceki de fazla uyanıktı.”

* * *

Geçen akşam bir hukukçu arkadaşım, YARSAV’ın yeni Başkanı Emine Ülker Tarhan hakkında, “Kendisini takdirle izliyorum ama galiba biraz fazla donuk kalıyor” dedi.

Arkadaşım böyle deyince benim aklıma YARSAV’ın eski başkanı Ömer Faruk Eminağaoğlu’nun haykırışları geldi.

Ve Tayyip Erdoğan’ın esprisinin bir benzerini patlatıverdim:

“Önceki de fazla parlıyordu.”

Bana neler oluyor

*  FLASH TV’Yİ SEYREDERKEN: Bu kanalda görünen C grubu mensuplarına dönüp, Cem Yılmaz gibi “Hani marjinal bizdik?” diye seslenmek istiyorum.

*  İZDİVAÇ SEYREDERKEN:
Memleketimizdeki “tuhaf ve enteresan kişi” sayısının ne kadar da fazla olduğunu görüp küçük dilimi yutuyorum.

*  YEMEKTEYİZ SEYREDERKEN:
Sofra ahalisinin tümünü eşek sudan gelinceye kadar dövmek istiyorum.

*  STV HABER SEYREDERKEN:
Her yapılan paşa aleyhtarı habere karşılık olarak, bir bakan aleyhtarı haber yapma cezası kesmek istiyorum.

Rahat oyna Fehmi Abi

TAMAM, Fehmi Abi tamam...

Sen asla ve kata “Doğan Grubu gazeteleri hükümete çakarsa, patronlarına da işte böyle vergi cezası gelir... Biraz akıllı olun akıllı...” anlamına gelecek laflar etmedin...

Yani...

Hükümeti zor durumda bırakmadın... Tayyip Bey’i kızdıracak söz söylemedin... AB’ye müzevirlik yapmadın...

Tamam, Fehmi Abi tamam...

Başbakan’dan işitebileceğin azarın korkusuyla...

Sabun gibi elden kaymandan da, “öyle demedim / böyle dedim” türü acıklı tevil gayretlerinden de bana gına geldi. Rahat bırakıyorum seni... Konuyu kapattım, artık rahat oynayabilirsin.

Kimden neyi öğrendim

*  SALİH MEMECAN’DAN: Fazla yandaş gözükmenin insanda hafiften de olsa bir mahcubiyet doğurmayabileceğini öğrendim.

*  OKAN BAYÜLGEN’DEN:
Dört tarafımızın futbol delileriyle çevrildiği bir ortamda “Hiç maç izlemiyorum” türünde açıklama yapma cesaretini öğrendim.

*  BENNU GEREDE’DEN:
“Mütemadiyen seks yapıyorum” iddiasında bulunmanın bir marifet gibi pazarlanabileceğini öğrendim.

*  TRT’DEN:
Hızlı haberciliğin bazen bir kurumun başına nasıl bela olabileceğini öğrendim.

*  MUSTAFA KARAALİOĞLU:
Koltuk çıkılan yaramaz gazete, yaramazlığını iktidara yönelttiğinde nasıl alacak verecek davası yapılacağını öğrendim. 

Bu yazı toplam 2294 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri