Haddim olmayarak meydan okuyorum

EY Memecan Ailesi'nin parlayan yıldızı...

Ey mor dağların maralı...

Ey Boğaz'ın bir yakasından dalınca "hop" diye diğer yakasından çıkan muhteşem yüzücü...

Ey "Birleşik Devletler"in en tutucu eyaletini bisikletiyle baştan sona dolaşma cesaretini gösteren mübarek insan...

Ey benim gibi bir "imam okulu" mezununu, diplomalarıyla döven tahsil düşesi...

Ey isli viskiyle Başbakan'a muhalefet yapılmasına zemin hazırlayan korkusuz cengáver...

Ey muktedir zencilerin, beyazların yöresinden nasiplenmelerini sağlayan büyük aracı...

Ey endüstri mühendisliğinin tozunu attıran zekásı manyak hanımefendi...

Sıraselviler prensesi Nursuna Hanım...

Bir densizlik ettim, haddimi aştım...

Sefil diplomama bakmadan, senin gibi bir "diplomalar kraliçesi"ne dil uzattım...

Dedim ki:

"Nursuna başmüzakereci olacakmış... Daha neler!"

Sen de tuttun, benim bu kendini bilmez yaklaşımımı yorumladın...

Vatan Gazetesi'nin Pazar Eki'ne verdiğin röportajda dedin ki:

"Bu yazıyı Ahmet Hakan yazmadı... Ahmet Hakan'a yazdırıldı bu yazı... Yazdıranı da biliyorum."

Ey muktedir zencilerin dostu!

İşte bak, bir "haddini bilmez adam" olarak, haddini bilmemeye devam ediyor ve sana meydan okuyorum...

Diyorum ki:

Sıraselviler kontesi Nursuna Hanım...

Parti içinde kimlerle itişip kakışıyorsun, hangi makam uğruna hangi çekişme içindesin, bilmiyorum...

Ama bildiğim bir şey var ki:

O yazıyı ben yazdım...

Her harfi, anamın ak sütü gibi helaldir bana...

Gel, bir "diplomalar kraliçesi" olarak, benim gibi diploması sefil bir adamın suratına "tokat gibi bir yanıt" şaklat...

Kimmiş o yazdıran?

Açıkla...

Beni ezik kıl, rezil et, mahcup et, yüzümü kızart, bir daha yazı yazacak derman bırakma...

Hadi Nursuna...

Sınıfına yakışır bir şövalyelik bekliyorum senden...

Çarşaflıya kıl olan CHP'liyle muhabbet

BENİM "steril" CHP'li kardeşim...

Diyorsun ki:

Türbana karşıyım, türbanlılar CHP'ye oy vermesin... Altı ok kara çarşafa takılmasın, kara çarşaflılar CHP'ye oy vermesin... Telli başına yemeni bağlayanlar CHP'ye oy vermesin... Sakallı hacı amcalar CHP'ye oy vermesin...

Tamam "steril" CHP'li kardeşim, vermesin...

Vermesin de, bütün bu insanları "doğal seçmen kitlesi"nin dışına çıkardığın zaman...

Maalesef geriye pek bir şey kalmıyor...

O zaman CHP'nin her seçimde yüzde 20'yi geçememesi karşısında neden ah çekiyorsun...

Neden AKP'nin her seçimde silip süpürmesi karşısında illet oluyorsun?

Neden her seçim yenilgisinin ardından "Baykal istifa" diye haykırıyorsun?

Görmüyor musun?

Yapılan bütün araştırmalarda...

Halkının kadınlarının yüzde 60'ından fazlasının, başını öyle ya da böyle örttüğü ortaya çıkıyor...

Eh, uzaydan yeni bir vatandaş kitlesi getiremeyeceğine göre...

Önce bu insanları, "CHP'ye oy vermeye layık insanlar" olarak göreceksin...

Ardından da bu "doğal seçmen kitlesi"nin oyunu almaya bakacaksın...

Kısacası...

Yol varsa budur, bilmiyorum başka çıkar yol...

O yemekte neler olmuş

Sanırım Başbakan'ın "reis"likten "patron"luğa geçtiğinden pek haberdar olmayan Cem Kozlu, Erdoğan'a "reis" demiş...

Ali Koç acayip cool imiş... Fırsattan istifade etmek için özel çaba sarf etmemiş.

Başbakan Erdoğan, Nur Vergin Hoca'ya çok mültefit davranmış...

Mehmet Altan, Erdoğan'ı devletten uzaklaştırmak için azami gayret sarf etmiş.

Davette tuhaf bir şekilde harem selamlık oluşmuş... Erkek konuklar Başbakan Erdoğan'ın etrafında, kadın konuklar Emine Hanım'ın etrafında toplanmış.

Kadın konuklar, Emine Hanım ile "gençlerin birbirlerini severek evlenmeleri" konulu bir münazara yapmışlar...

Emre Aköz'ün isli viski içmek suretiyle sergilediği direniş, Başbakan Erdoğan'ın pek hoşuna gitmemiş...

Yemek boyunca Başbakan'ın danışmanlarının yüzünde hep bir kaygı ifadesi varmış... Bunun nedeni anlaşılamamış...

Kendilerinin de orada olmaya layık olduklarını düşünen bazı meslektaşlarımız, "Biz niye davet edilmedik?" diye mızıldanmışlar... Yani kalpler kırılmış...

Önceki ve Sonraki Yazılar