Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Ahmet TAŞGETİREN

Türkiye'nin Türkiye olması

22 Şubat 2012 Çarşamba

Türkiye'nin Türkiye olması daha çok zaman alır.

Çok denklem değişir.

Çok kuvvet değerlendirmeleri yapılır.

Bu pilav daha çok su götürür.

Çok cemaate ihtiyaç duyulur.

Çok "Tayyip Erdoğan'sız, Abdullah Gül'süz olmaz" denilir.

Çok "İyi ki Davutoğlu varmış" denilir.

Çok yargıç aranır.

Çok emniyetçiye hizmet düşer.

Askersiz olmaz.

Çok "Nerede MİT" çağrısı yapılır.

Çok muhalif-muvafık gazeteciye ihtiyaç duyulur.

Çok muhalefet rahmet gibi algılanır.

Ülke içinde her şey sağlıklı olsaydı bile, dünya şartları size sürekli yeni stratejik değerlendirmeler yapma gereğini empoze ederdi. Hayat böyle çünkü sürekli değişim ve devinim var orada.

Kaldı ki Türkiye, sistem sancılarının içinden geçiyor.

Kaldı ki içinde bulunduğumuz coğrafya "anormal" bir yapılanmadan kurtulmaya çalışıyor.

Bu coğrafyada güçler çarpışıyor ve Türkiye'de, taa 1900'ler çözülüşünün izleri mevcut.

Kanuni'nin, Şehzade Bayazıd'ı tasfiye konusunda fütursuzluk sergileyen Sadrazam Rüstem Paşa'ya, müstehzi ve
mahzun söylediği söz meşhurdur:

-Haklısın, ne devlet senin ne evlat senin!

Böyle zamanlarda fütursuzca taraf tutanlar ve onu, bunu, şunu biçme tavsiyelerinde bulunanlar çoğalır.

Tırnak kaşıyanlar

Ben Başbakan'ın en çok "Kimse kriz duasına çıkmasın. Kimse el ovuşturmasın" sözlerini sevdim.
Bunlar, Başbakan'ın gönül dünyasında dengeler konusunda var olan hassasiyeti yansıtıyor diye düşündüm.

Bu hassasiyetin, duruluğun, sekinetin korunmasını önemsiyorum.

Türkiye'nin şu andaki durumunu çok hayati bulan herkesin yüreğinde böyle bir hassasiyet bulunmasını önemsiyorum.

Böyle zamanlarda tırnak kaşıyanlar çoğalır çünkü.

Abdullah Gül ile Tayyip Erdoğan arasında ihtilaf üretmek için çaba sarf edilmişti cumhurbaşkanlığı seçimleri sırasında.

Hayrünnisa Gül ile Emine Erdoğan arasında kara kediler aranmıştı.

Ah bir bulunsaydı!

Görecektiniz nasıl yola kardeşane bağlılıklarla çıkanlar birbirine kırdırılmış ve birileri muradına ermişti.

"Türkiye sistem sancılarının içinden geçiyor" dedim.

Sistem sancılı, kurumlar sancılı, toplum sancılı.

Bir Uludere oldu, tüm denklem değişti. Kaç zamandır devlet-hükümet, o işin içinden çıkmaya çalışıyor.

Kimin nesine kefilsiniz?

Ergenekon, MİT, CİA, MOSSAD, PKK, KCK, mafya, şu bu... Siyasi kadrolar tüm ilişkilerin çerçevesini çözdü mü?
Alın işte, Hrant Dink meselesi ne olmuş, DDK raporu nasıl bir çamurun içinden geçildiğini ortaya koyuyor. Devletin birimleri o çamurun içinde...

10 yıl oldu diyorum, henüz devletin tüm üniteleri insicama kavuşmuş değil.

MİT'in her şeyine kefil misiniz?

Ya da ötekini soralım:

Emniyetin, yargının her şeyine kefil misiniz?

Hatta soralım:

Cemaat adına yapılan her şeye kefil misiniz?

Yani, genel geçer kuralları, yaklaşımları seslendirmek "Türkiye'nin tüm sorunları" için çözüm anlamı taşımıyor.

Başbakan'ın, toplumdan aldığı desteği ne kadar önemsediğini biliyorum. Oradaki bileşenleri, toplumu
derinlemesine etkileyen hizmet gruplarının varlığını, gelen duaları ne kadar önemsediğini biliyorum. O bileşenleri
korumak da son derece hayati önem taşıyor.

Türkiye'nin Türkiye olması epey zaman alacak, evet.

Devlete de evlada da kıymama sınavı, bütün zamanların en zor sınavlarındandır.

 

Bu yazı toplam 1602 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri