Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

A.Kerim KARAAĞAÇ

“ELLER”

31 Mayıs 2011 Salı

Meğer hayata “eller”le bağlıymışız da haberimiz yokmuş.

 "Elim ayağım tutarken”, “elden ayaktan düşmeden”, “gençlik elden gitmeden” “Ele avuca sığmazken”, bu gidişe dur deyip “el koymak”istedim.

Kimseye “el açmadan”,“ele alınır”, “elle tutulur”, “ellerden düşmeyecek”,her zaman “el altında bulunacak” “el değmemiş”gün görmemiş, insanlara “el feneri” olabilecek bir şeyler yapmak zor fakat, belki de ”el kadar”faydam olur diye, “eller bayramda görsün”diye değil, “dört elle sarılıp”, “elim ayağım dolaşmadan”birilerine yardımcı olmak istedim.

  Bazen “el ayak çekilince”akşamları sokaklara çıkıyorum. Köşe başlarında “el bağlayıp”, “el açan”, “eli dar”, “eli kısa”, fakat “eli yüzü düzgün”, ne yapsa da “elinden bir şey gelmeyen”, “elinde avucunda bir şey olmayan” kimselerle karşılaşıyorum. Onları “elim böğrümde seyredemmem”, tabiî ki “elimin tersiyle”geri çeviremem, hele “ulan eller yukarı” hiç diyemem. Onlar “eli açık”, “eli bol”, “bir eli yağda bir eli balda”adamları bekliyorlardır. Ya bir de benim gibi “eli sıkı”lar denk gelir ve “elleri ceplerine varmazsa”, “Eli boş dönerlerse” evlerine, “ellerine bakanlara”, ne derler. 

  “Elimi vicdanıma koyup”, birisine “el vererek”, “elinden tutarak”, “el ele vererek”, böyle şeylerin “elimden kurtulmayacağını”düşünerek, belediyede bir iş için başkana gittik. “Eline sağlık”demeyecek olsalar da. Başkan bu işe “el atarsa”, “el katarsa”olacağına kesin gözüyle bakıyordum. Çünkü başkan “elime doğmuştu”, “elini sallasa elli” iş vardı etrafında.

      Beni biriyle görünce fark ettim ki, biraz “el gibi karşıladı”.“Elden gel”deyip “elimi sıktı”. “El oğlu”oturmuş koltuğa, bir “el ediyor”, bir “el çırpıyor”,yanında üç beş kişi “El pençe divan duruyorlardı”.Odasının bir duvarında “el yazması”hatlar, diğer duvarda ise “el ilanları”vardı, “el yordamıyla”yapıldıkları belliydi. Yalnız tozlanmışlardı, zavallının “eli değmiyordu”silmeye, sildirmeye. Bir ara “elini yıkamaya”gitti. Oradakiler “eline su dökemezlerdi". Dönüşte bizi bir “ele teslim etti.”

O da “elden ele”, “elden ele”gezdirdi ki, adamın “eline düştük”sanki. O ara ezan da “eli kulağındaydı”,bekledik. Ben “elde gezecek”adam mıyım ya hu? “Elleri yanına gelesice”herif, “bugün git yarın gel”ile bizimle oynadı. O kızgınlıkla bir iki çıkış yaptım. Bana nerdeyse “el kaldıracaktı”. “Eli kamçılı”derler ya tam öyle. Tabii ki bizim “elimiz armut toplamıyordu”,ben de ona bir “el hareketi”,derken iş uzadı. “El hasılı”böyle durumlarda biraz “eli sopalı”olmak lâzım. Aradan o kadar zaman geçmişti ve “ne istiyorsunuz” diye soruyordu. “Elinin körü”be adam, iş için geldiğimizi anlatamadık mı? Çok sinirlendim, ”elimden bir kaza çıkmadan”ayrıldık. Halbuki “elde avuçta olmasa”da neyse. İstediğimiz üç kişilik ufacık bir aile reisine göre iş. “El kadar”haysiyetimiz yok muydu? “El gibi”kapıda kaldık.

         Çocuğa karşı utandım. “Eli boştu”, “eli iş, evi aş görsün”istemiştim. Böylesi fırsat bir daha “ele geçmezdi.” Kızdım, “elim ayağım dolaştı”. O da ”elden gitti”, “elden kaçırdık”diye üzülüyordu. “Elimi bulaştırmasam”olmuyor. “El atına binen tez inermiş,”

“El elin eşeğini türkü çağırarak ararmış”, “elden vefa zehirden şifa olmazmış”

“El kazanıyla aş kaynatırsan böyle olurmuş.” “Ele güne karşı rezil oldum.” “Elin ağzı torba değil ki çekip büzesin”

        Çocuğu bir görseniz “eli yatkın”, “eli çabuk”, “eli uzdu”, “eli uzun” değildi. “Eli hafifti”, “Eli işte gözü oynaşta”olacak birine benzemiyordu. “Eli kâlem tutar”,hangi iş olsa “Eline yakışırdı.”

        Ben şimdilik “elden geleni”yaptım, “elimden geleni arkama koymadım”.Hâsılı, “el ayak öpmedik” ama, “el elde, baş başta”kaldı. Başkanın bana “el ense çekeceği”aklımdan geçmemişti. İstediğimiz “el ermez güç yetmez”bir şey değildi ki. “Elinde olmasa”ne ise!, Ne yapalım “el için ağlayan gözden olurmuş.”

        Koltuğu “elde ettiler”, “ele geçirdiler” mi? kendileri bir daha “ele geçmiyorlar. ”Eli kanlı” herif, “eli kırılası” adam demeye dilim varmıyor. Bürokrasi böyle işte, ne derler; “el mi yaman, bey mi yaman?” 

Hikaye gerçek fakat, bazı cümleleri arkadaşın değil  "elin gönlü olsun" diye kullandım.            

                                               Dt. Abdülkerim Karaağaç 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3846 defa okunmuştur
muthis
Fatma Çetın kabadayi
Türkçemizin genişliğini bu yazınızda öyle güzel gostermissiniz ki üstadım, bize sadece MÜKEMMEL demek düşüyor. K aleminiz hiç susmasın insALLAH.
31 Mayıs 2011 Salı 17:27
Beğendim (3)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri