Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

A.Kerim KARAAĞAÇ

“EVLİ OLANLARA VE DAMAT ADAYLARINA”

04 Nisan 2010 Pazar

Aileden kastımız, en azından bir erkek ve kadından oluşan toplumsal yapıdır. Aynı cinsten iki insanın (homoseksüel ) oluşturduğu yapı bazı ülkelerde “resmen” aile olarak kabul edilse bile bizim konumuzun dışındadır.

Son yıllarda genellikle ebeveyn ve çocuk(lar)dan meydana gelen çekirdek aile şekilleri diğer aile tiplerine göre daha az kurulmaktadır. Geniş denen ailelerde genellikle erkeğin ebeveyni de aile içinde bulunur.

Aile, kızın baba evini terk ederek kocasının evine gitmesi ile kurulmuş olur. Sonra da kocasının evini kendi evi bellemesi süreci takip eder. Bunlar kolay değildir.  Baba evinden ayrılırken gözyaşlarını akıtan bir kız, “hem ağlarım hem giderim” demesini bilir. Gelinin kocası, eşinin eve intibak etmesinde azami çaba sarf eder. Uyum sürecinin kazasız belasız atlatılmasına yardımcı olur.

Esas mesele, tarihi bir geleneği olan gelin kaynana ilişkisindedir. Kayınvalide zorlukla büyüttüğü oğlunu, gelinse uğruna baba evini terk ettiği kocasını kendi “malları” gibi görme eğilimine kapıldıkları anda ilk gerginlik başlamış olur. Gerginlik, tarafların hatalarıyla orantılı olarak büyür. Eğer kayınvalide, geline sürekli “sen dışardan geldin, oğlumu elimden alamazsın”, gelin de “haydi oradan sen yaşlandın artık, bir ayağın çukurda, oğluna ben karılık yapıyorum sana da ne oluyor” mesajını karşı tarafa iletip duruyorsa çetin bir muharebe başlamış demektir. Kayınvalide- gelin muharebesinde en büyük zararı “dengeyi” kuramayan adam görür, ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamamanın üzüntüsüyle iki kadın arasında ezilir gider.

Modernizmin en önemli tuzaklarından biri de kadınları “vizyon sahibi olmaya” ikna etmesidir. Vizyon sahibi olmanın net sonucu “göz önünde” olmaktır. Modern eğitimden geçen bir kadın zaman içinde fark etmediği bir zihinsel dönüşüm yaşar. İlköğretimden başlayarak karma eğitimden geçen bir kız, lise döneminde bir taraftan eğitimin niteliğinin, bir taraftan ise ergenliğe girmenin gerektirdiği dinî vecibelerin çelişkili etkisini yaşar. Bu zıt uygulamaların etkisiyle kişilikte ilk deformasyon başlar.

Modernizmin kadını vitrine çıkarıp, cinsiyetleri eşitlemek için geliştirdiği her araç çözüm değil, Problem olmuştur. Sonra o problem için üretilen çözüm başka problemlere yol açmıştır.

Modernite, güya ekonomiye katkı sağlaması için kadınları ev dışına çıkartarak pek çok handikabı beraberinde getirdi. Bir derginin yaptığı araştırmaya göre, çalışan kadınların yüzde 45’inin eşlerini aldattığı gerçeği bulunuyor. Bu netice “çapkın erkek, sadık kadın” imajını yerle bir ediyor.

Ayrıca çalışan kadınlar iş hayatında eve oranla kendilerine çok daha iyi bakma gereği duymaktadırlar. İş hayatında kadının başarılı olamayacağını söylemiyorum. Eğer kadın “ev” ve ya “iş” seçeneklerinden birini yerine getirse başarma açısından ortada mesele kalmayacak. Bütün mesele, kadınların çalışma hayatına girmesiyle, sırtına fazladan bir yük almasından kaynaklanıyor.

Çalışan erkekler evdeki eşe,“o nasıl olsa çantada keklik” düşüncesiyle bakınca, eş için iyi giyinme, parfüm kullanma ve makyaj yapma gereği hissetmezler. Ama iş yerinde gerek karşı cinsin, gerekse hemcinsinin gözünde iyi görünmek için ilave bir çaba harcamaktadır. Gösterilen bu çaba da bazı kadınlarla erkeklerin yaklaşmasını kamçılamaktadır. Aynı şeyler kadınlar için fazlasıyla geçerlidir.

Günümüzde toplumsal alanlarda kadınların daha çok arzı endam etmesi evdeki huzurundan tavizle mümkün olmaktadır. Yalnız olmayan evli bir kadının etrafında ailesi vardır. Kadının hem toplumsal alanda iş çekip çevirmesi, hem de evde huzur ve sükûn tesis etmesi mümkün değildir.

Aslında şu özellikler de kadının ve erkeğin yerini işaret etmektedir; İstisnasız bütün kadınlarda şefkât, merhamet ve acıma duygularının erkeklerden çok oluşu, bunun yanında bütün erkeklerde kas gücünün, öfkenin, acılar karşısında tahammülün, sabrın kadınlara göre daha fazla oluşu, her ikisinin de çalışma hayatının neresinde bulunacaklarını göstermeye yeterlidir.

Çok fazla teferruata girmeden meselenin ana fikri de  budur. Allah (c.c.), hâlen çalışmakta olan ve çalışmayı düşünen kadınların yardımcısı olsun. 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2462 defa okunmuştur
...
ebru
kadın çalışsa bile statüsü olmalı mutlaka.ya da çocuklarıyla da ilgilenebileceği rahat ortamlar olmalı.yoksa (afedersiniz)orta malı gibi algılanıyor maalesef. bu ve meşru şartlarda ve yarım gün çalışmanın kadınların psikolojisini olumlu etkileyeceğini düşünüyorum.çünkü zamanın etkileri kaçınılmaz.kadınlar kendini işe yaramaz görüp daha çabuk kendini bırakıyor galiba.
13 Nisan 2010 Salı 01:27
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri