Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

A.Kerim KARAAĞAÇ

HAYATI DOĞRU ANLAMAK

26 Ocak 2012 Perşembe

Az konuşan fakat öz konuşan güzeldir. Bunu başaran büyükler vardır.

“Strese girenin imanından şüphe ederim” diyordu babam. Stresle ilgili kitaplar okuyan, bu konuda kafa yoran biri olarak cümleyi çok ağır bulmuş olsam bile kafamın içinde bu cümle uzun zaman dönüp durdu. Yaşadığım yüzyılın en önemli problemlerinden biri olan stres hakkında bu kadar kesin ve keskin bir ifade duymamıştım.

Geçen yıl memlekette bir arkaşımla otururken hayatın sıkıntıları ve zorlukları mevzu olmuştu. Kendisine stresle mücadele hakkında bildiklerimi anlatmaya başladım. Arkadaşımda benimle birikimlerini paylaşıyordu. Bir ara babamın “ strese girenin imanından şüphe ederim” sözünü hatırlattım. Arkadaşım doğru bir cümle dedi. “Hatta bir insan bu stres yüzünden hasta olursa Allah o insana bunun hesabını bile sorar” dedi.

Stres halkın bildiği anlamıyla, sıkıntıları kafaya takmak demektir. Sıkıntılar insanı mutsuz ediyor. Mutsızluk insanı hasta ediyor.

Kimisi, hastalıklarla mücadele etmekten yoruluyor.

Kimisi, ailesi ile problemler yaşamaktan bunalıyor.

Kimisi, çocuklarıyla baş edememenin sıkıntısını yaşıyor.

Kimisi, maddi sıkıntılarla boğuşuyor.

Kimisi, çevresindekilerin kendisini anlayamadığından dert yanıyor.

Kimisi, sevdiği birini toprağa verince hayata küsüyor.

Kimisi, “bu işi nasıl halledeceğim, içinden nasıl çıkacağım” diye düşünmekten sabahlara kadar uyuyamıyor.

Hayatta insanı strese sokan o kadar çok şey var ki; herkes kendisine dert edecek bir sıkıntı bulabiliyor. Mesele, sabretmeyi becermek ve Allah’a tevekküldür. Stresle iman arasında bir bağlantı var mı derseniz? Olmaz olur mu hiç.

Rasulullah (sav) biliyorsunuz Hendek savaşında, zırhını giymiş, atına binmiş, kılıcını da eline alarak; “Allah’ım ben hazırım, beni muvaffak kıl inşallah” demişti. Peygamberdi evinde oturup; “Şu düşmanın işini bitir Allah’ım” diyebilirdi. O mübarek peygamberde bizler için örneklikler çoktur.

Sıkıntılarla dolu bir hayat denince benim aklıma hep peygamberler geliyor. Allah(c.c.) peygamberlerin kıssalarını Kur’an da ayrıntıları ile niçin anlatıyor dersiniz. Okuyup ibret almamız için değil mi? Peygamberlerin hayatlarından yola çıkarak bazı sorular sormak istiyorum.

Hz. Eyyüb’u hastalıklarla imtihan eden Allah, bizi de aynı imtihana tutma hakkına sahip değil mi? Hastalığı kafaya takıp bunalıma giren insan “Allah’ım beni niçin hastalıkla imtihan ediyorsunuz ki?  Demiş olmuyor mu?

Hz. Nuh’u oğlu ve karısıyla imtihan eden Allah, sizi de evlatlarınızla imtihan edemez mi?

Hz. İbrahimi babasıyla imtihan eden Allah, sizi de babanızla imtihan edemez mi?

Hz. Lut’u eşiyle imtihan etmedi mi? Beni niçin eşimle imtihan ediyorsun” deme hakkımız var mı?

Hz. Yusuf’u kardeşleriyle imtihan eden Allah, bizleri de kardeşlerimizle imtihan edemez mi sanıyoruz?

Bütün Peygamberlerin hayatları sıkıntı (imtihan) ile dolu olduğuna göre, bizim hayatımızda da sıkıntıların olması hayatın bir parçası değil mi?

Anne veya babasını kaybeden bir insan bunalıma girer ve “Benim annemi/ babamı neden alıyorsun” deme hakkına sahip olduğunu mu sanıyor?

“En büyük acı evlat acısıdır!” denir. Bu acıyı yaşayan anne babalar “Allah kimseye yaşatmasın!” diye dua ederler.

Alemlere rahmet olarak yaratılan Hz. Muhammed Mustafa’ ya bile torpil yapmayan yaratıcının, bize torpil yapmasını beklemeye hakkımızın olmadığını hiç düşündünüz mü? Beş defa evlat acısıyla imtihan edilmiş bir peygamberin ümmeti olduğumuzu bilmek zorundayız. “Kardeşim onlar peygamber, biz insanız diye kimse itiraz etmesin. Peygamberler de bizim gibi üzülen, ağlayan, Allah’ a sığınan insanlardı. Allah tarafından özel seçilmiş oldukları gerçeği, insanın acılara tepkisiz kalacağı manasına gelmez. Bize düşen hayatı doğru anlamaktır.

Unutmamalıyız ki; peygamberlerine torpil yapmayan Allah, bize de torpil yapmaz. Stres ile iman arasındaki ilişki kafamın içinde uzun zamandan beri dolanıyordu. Bir okuyucum bana öyle bir söz gönderdi ki, o sözü okuyunca kafamın içinde dolanan cümleler

Köşe yazısına dönüştü. Bu yazıyı da o güzel sözle bitirmek istiyorum.

Çok sıkıldığınız zaman bu cümleyi hatırlayın. Hatta bana kalsa pano haline getirilip ev veya iş yerinin duvarlarına asılması gereken bir söz.

Bir gün dünyaya ait bir derdin olursa, Rabbine dönüp, “benim büyük bir derdim var” deme, derdine dönüp “benim büyük bir Rabbim var” de.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4150 defa okunmuştur
Rabbim var elhamdülillah
şerife göncü
yaşadıklarının sorumluluğunu başkalarına atmaya alışan insanoğlu bir zorlukla karşılaştığında ben ne yaptımda bu sonuçla karşılaştım deme yerine şikayet etmeye kakışıyor, sonuç çözümsüzlük mutsuzluk hastalık ah ile vah , nerede tevbe etme nerede namaz ve sabırla ALLAH tan yardım dileme . ey insanlar düşünmeyin tefekkür edin ,derin derin düşünen hata eder , tefekkür edip fıtratıyla buluşan hem ibadet eder hemde şifa bulur mutlu olur huzur bulur.
26 Ocak 2012 Perşembe 19:50
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Benimde VAR
Ahmet Mekki
Doktor bey Elinize SAGLIK. Benimde bir RABBIM VAR.
26 Ocak 2012 Perşembe 19:14
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Harika
UĞUR CANBOLAT
Teşekkürler hocam... "Benim büyük bir Rabbim var"... Muhteşem...
26 Ocak 2012 Perşembe 17:00
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri