Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

A.Kerim KARAAĞAÇ

İNSAN ve EĞİTİM (1)

13 Mayıs 2010 Perşembe

Yüce Kur’anın muhatabı, Eşref-i mahlukât olan, ve kendisinin dışında yaratılmış her şeyin emrine sunulduğu mübarek insan.

Dünyaya teşrifinden sonra, hayvanata göre en uzun süre bakıma, eğitime ve korunmaya muhtaç olan insan..

İnsan, diğer yaratılmışlardan çok farklıdır. Giyinen, öğrenen, öğreten, soran, sorgulayan, devamlı tekâmül eden, hesap yapan, hesap soran, işini bilen, işini takip eden, gördüğü her şeyi yerine göre değerlendiren, sadece gücünden değil, beyin gücünden (en önemlisi de bu) faydalanılan, zaman gibi devamlı akmakta olan bir şeyin farkında olan, daha sayamadığım nice özelliklerle birlikte, “eşrefi mahlukât” olabilmiş bir güzel varlıktır.

Bu kadar güzel hasletleri yanında, bulunduğu çevre ve şartlara göre de, katî olarak hiçbir canlının yapamayacağı, düşünemeyeceği ve neticelendiremeyeceği kadar adî, basit ve ilkel davranışlar sergileyendir. Yani, bir taraftan melek sıfatlı, bir bakıma da şeytana taş çıkartacak hainlikleri, tuzakları hazırlayabilecek evsafta.

Görüyoruz ki, bir hayvan kendi neslinin, yaşadığı süre içerisindeki bütün karakter ve davranışlarına, doğumunu takiben birkaç saat içerisinde sahip olmaktadır. Ya insan? Elinde oyuncaklarıyla henüz yap- boz oynayacak çağdaki bir çocuğa iktisat, ekonomi, sağlık vs. dersleri verseniz ne çıkar. Bir sonuç alabilir misiniz? Yaşına göre adım adım, onu ilgilendirecek, ilgisini çekecek bilgiler ve beceriler verilir. Meseleleri kemâl derecesinde yorumlama ve tahlil etmeye ise, ancak kırk yıl sonra sahip olacaktır. O da ancak sağlıklı bilgiler verilmişse, değilse; o şansı da yoktur.    

Öyleyse; neden melekî sıfatları artırılmasın? Neden hayvani yönü ehlileştirilmesin? Neden güç eline geçince, güçlü olduğunun farkına varınca, zayıfları korumak, kollamak, onlara merhameti sebebiyle ellerinden tutmak yerine, aç sırtlanlar gibi paramparça ederek yemeyi düşünsün.

Adem (as) den beri nefisle mücadele var, şeytani sistemler de var ve kıyamete kadar da devam edecektir. Onların karşısında tevhid dinine mensup olan, melekî sıfatları daha ağır basan, hayvani sıfatlarını yenme, ona galip gelme gayreti içinde olan bir topluluk da bulunacaktır. 

Allah(c.c.) ın Kur’anı Kerimdeki nice ayetleriyle bizden istediği de bu değil mi? “İman edip sâlih amel işleyenlere gelince, halkın en hayırlısı onlardır.” (Beyine-7) “Asra yemin ederim ki, insan gerçekten ziyan içindedir. Bundan ancak iman edip iyi ameller işleyenler, birbirlerine hakkı tavsiye edenler ve sabrı tavsiye edenler müstesna” (Asr suresi-1-2-3)                   

Bizleri yoktan var eden, rızıklandıran, hayat verip yaşatan Allah(c.c.), ilk insandan kıyamete kadar bâki olacak, insanların uyduklarında, uyguladıklarında, yaşadıkları süre hemcinsleriyle kavgasız gürültüsüz bir hayat sürmeleri ve öldükten sonra da rahat etmeleri için bir reçete göndermiştir. Neden illa da kendi uydurduğunuz ve ilaç diye yutup durduğunuz zehirlerle oyalanıp duruyorsunuz? Alternatif olarak sunduğunuz kapitalist sistemlerde; insan bir eşya, kadın da orta malı gibi elden ele dolaşarak kirletilen bir şehvet metaı değil midir? İşte, görmüyor musunuz? Kimileri hapçı, kimileri eroinman, kimileri kokainman, kimileri alkolik ve de çoğunluk sigara tiryakisi değil midir? Sonunda mezar çukuruna girmekle her şeyin biteceğini ve kurtulacaklarını mı sanıyor bu insanlar? Cehennem çukuru kimleri bekliyor, orası kimler için yaratıldı acaba?

Ne olur, yüzlerinizi şöyle bir tokatlayıp kendinize geliniz. Ne olur, iş işten geçmeden, “daha genciz, yaşlanalım da öyle” gibi bir lükse aldanmadan, hemen şimdi tevhidin kapısından içeriye giriniz. Ne olur, bu işi son nefese bırakmadan, sıhhat ve afiyet üzereyken Rabbinizin emirlerine dönünüz. Ne olur, Firavun vâri bir imanla göçmeyiniz. Ne olur, bu samîmi ve yalvarırcasına çağrıma kulak veriniz. Bu bir tebliğdir, hidayet Allah(c.c.)tandır.

Halihazırdaki sistem ne ise, kendi uzantısında, sisteme uyumlu, itirazsız ve de sitemin devamını sağlayacak insanlar yetiştirecektir. Bu, kurulu sistemin tabiî neticesidir. Ya bu sistem, bir menfaat şebekesi tarafından kurulmuş ve halkını da koyduğu ceberut kanunlarla itaate zorluyorsa, inanma ve inandığını yaşama özgürlüğü yoksa ne yaparsınız? Üstelik “herkesin inanma, inandığını yaşama ve yayma özgürlüğü elinden alınamaz” gibi bir yasa maddesi de koymalarına rağmen. Hamurdan bir put yapıp, acıkınca da yiyen bir kimseden farkı var mı bu tür sistemlerin? İnsanı baz alıp, bütün sistemini onun ihtiyaçlarına göre hazırlamamış, aksine sadece sistemin ayakta kalmasına göre hazırlamış modeller, halkına ancak zulmederler.

Eğitimden kastım öncelikle Rabbini bilmektir. Böyle bir alt yapısı olmayan eğitim ve öğretim, sonunda ufacık bir yiyecek için sahibi önünde kırk takla atan köpeğin aldığı eğitimden pek farklı olmaz.    Etkilenmek insanın tabiatında vardır. Öğrenme de zaten bu yolla olur. Yanlış kurulmuş bir sistem içinde, hasbelkader yaşamak durumunda olan insanlar, etrafında olan biten her şeyden etkileneceklerdir. Doğruların ne olduğu kitaplarda yazılı bulunsa da, sadece öğrenme yolu okuma değil ki, duyarak, dokunarak, görerek ve hissederek öğrendikleri mutlaka baskın çıkmaktadır.  Yani çevre şartları, kanunlar, okullar, öğretmenler ve idareciler aile yapısını müthiş etkilemektedirler.                                                                                                                                                                                                     

Şayet, sokaklar dekolte kıyafetlerle dolaşan aşüftelerle dolu ise, alt yapısı hiç olmayan (Kur’anî kaygı taşımayan) bir genç (erkek), böyle bir manzara karşısında ne yapar sorarım? İnsani vasıflarını zor muhafaza eder değil mi? Öyle birisinden, karşı cinse bir iyilik, bir hayır yapmasını beklemek saflık olmaz mı? Bırakın sokaktaki rast gele vatandaşı, kapitalist sistemlerde bütün bürokratlar, her alış verişlerinde, yapacağı yanlışlığın fark edilmeyeceğini bilirlerse “işini bilen” sınıfına dahil olmayacaklar mıdır? Paranın geldiği yer hiç önemli değil, yeter ki birilerinin cebinden “benim cebime geçsin”, hesabını yapmayacak mıdır? Kim bu hesabı yapmaz? Neden yapmasın? Buna engel ne var ki? Ancak Kur’anı Kerim’in ortaya koyduğu kaideler benimsenmiş ve ona tabî olunmuşsa…   (“Kim zerre kadar bir hayır veya zerre kadar bir şer yapmışsa onu (ölümden sonra) görür. Zilzal 7-8)” Evet, “bu dünyada neler yapmışsanız hesabını verin bakalım” denildiğinde; (“eyvah eyvah! Bizi Kabrimizden kim kaldırdı? Bu Rahman’ın vaat ettiğidir. Peygamberler gerçekten doğru söylemişler!” derler. Yasin:52) Fakat, geri dönüş mümkün mü?                Devam edecek

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2556 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri