Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

A.Kerim KARAAĞAÇ

ON DAKİKADA İSTANBUL’DAN MARAŞA GİT VE GEL

09 Mart 2010 Salı

Cami çıkışında ne zaman denk gelse İsmail’e soruyordum. “İsmal’ciğim, Maraş’a anneni, babanı ziyarete gittin mi?” “Ağabey, gideceğim inşallah” diyordu. Gitmeyeli tam altı ay olmuş ve evvelki gün de sorduğumda, “imtihanlar başlayacak ağabey, inşallah ondan sonra” dedi. Her soruşumda anne ve babasını çok özlediğini ilave ediyordu.

Yanıma Mümtaz hocamı da alıp, birkaç arkadaşla İsmail’i evinde ziyaret edelim dedik. Önceden haber edip, akşam olunca İsmail’in kaldığı öğrenci evine vardık.     

Biraz oturduk, kardeşimiz bize çay demlemiş onu içtik ve ben daha sabredemedim.

–Hocam bizim İsmail epeydir memleketinden uzak olduğu için annesini babasını özlemiş, bu kardeş hasret gidermek için memleketine gidip gelmek istiyor, ne dersiniz? Dedim.

Mümtaz hocadan önce İsmail ileri atılıp; - Abdülkerim ağabey, bu günlerde zor giderim, imtihanlar iki gün sonra başlıyor. Ama imtihanlar bitince, hiç beklemeden gitmeyi düşünüyorum Allah(cc) izin verirse. Daha beklemeye tahammülüm kalmadı. Dedi.

- İsmail kardeş, imtihanların bitmesini beklemeyeceksin. Mümtaz hoca seni hemen şimdi annenin babanın yanına gönderecek. Dedim.

-Hemen şimdi mi? Ne demek istiyorsunuz siz? dedi ve pel pel bakmaya başladı.

İsmail bir anda şaşkına döndü. Bu sözlerin ardından;

“Bunlar, dört kişi beraber geldiklerine göre, benim bu hasret, gurbet hâlet-i ruhuyesi içerisinde imtihanlarda da başarılı olamayacağımı düşünerek, beni şimdi bir günlüğüne de olsa, zorla otobüse bindirip göndermek için mi geldiler acaba?” diye düşünmeye başlamış.     

- “Ağabey, ben sizleri çok sevdiğim için kırmak istemem, “atla git diyorsanız” hemen gideyim fakat, bu bana çok zor gelir. Hemen arkasından imtihanlarım olmasa neyse, bir günlük gidiş ve dönüş, hem memleketim Tekirdağ veya Edirne değil ki gitsem. Taa Kahraman Maraş’a nasıl giderim. Döndüğümde o yorgun ve hiç hazırlanmamış halimle imtihanı neylerim” dedi.  

Baktık ki, bizim gerçekten otobüsle göndereceğimizi zannediyor ve telaşlanıyor. Ben ufak bir açıklamada daha bulundum ki, biraz rahatlasın diye.

- “Yok canım, bu daracık zamanda seni otobüsle niye öndereceğiz, biz yaya göndermeyi düşünüyoruz” dedim, espri olsun diye.

- “Yok yok, sizin dilinizin altında başka bir şey var, ne olur beni daha fazla üzmeden söyleyiniz haydi. Yoksa, annem ve babam İstanbul’a geldiler de benden mi saklıyorsunuz.” dedi.

Mümtaz hoca; “İsmail’ciğim, biz seni çok seviyoruz. Hayır, annen ve baban İstanbul’a gelmediler. Seni daha meraklandırmadan söyleyelim. Abdülkerim beyin arzusu üzerine hem ziyaret edelim, hem de başarabilirsem, Allah’ın izniyle seni baban ve annenle bu akşam görüştüreceğiz” deyince, İsmail daha da bir şaşkınlaştı.

Mümtaz hoca; “İşi, gücü, hizmeti bırak ve gel karşıma otur canım. Şimdi sen de arzu edersen bir hipnoz denemesi yapacağız ve seni Maraş’a göndereceğiz inşallah” demesiyle, İsmail şöyle bir rahatladı ve kendine geldi ki sormayınız. 15 dakika hazırlık safhasından sonra Mümtaz hoca İsmail’e; “hazır mısın gitmeye İsmail kardeş, Maraş’taki evinize varınca bize haber ver” dedi. İsmail’in gözleri yumuktu ve öylece iki dakika beklemenin ardından; “Evimize geldim, annem ve babam evimizin önündeki küçük bahçedeler” dedi.

Mümtaz hoca; “onları takip et ve orada olanları bize aktar İsmail” dedi. İsmail de orada her ne oluyorsa saniye saniye aktarıyordu.

“Babamla annem şimdi evimize girdiler, babam tv’yi açtı haberleri seyrediyorlar, Star tv den Turgut Özal’ın ölümüyle ilgili bir haber veriliyor, onu beraber seyretmeye başladık fakat onlar beni görmüyorlar” dedi İsmail. Baktık, İsmail’in öğrenci evinde de ufacık bir tv var. Hoca; “onu hemen açın bakalım” dedi. Star tv’yi bir açtık ki, orada verilen haberin aynısıydı. Hepimiz şok olmuştuk. Bilmiyorum, oraya kadar varmışken annesini babasını kucaklayıp, ellerini öpebilir miydi?  Bu soruyu orada sormak aklıma gelmedi.

Mümtaz hoca kısa bir süreliğine de olsa, İsmail’in karma karışık olan hafızasına bir çeki düzen vermiş ve lüzumsuz şeyleri ayıklayıp, lâzım olan bilgiler de uygun yerlere yerleştirmişti. Hipnozdaki teknik, hafızayı hipnozcuya bir süreliğine teslim etmedir.

Neden bir süreliğine olsun, geliniz yaşadığımız sürece kalıcı olarak hafızamızda bir düzenleme yapalım. Yalan, yanlış ve gereksiz bilgileri atmayı ve de bir daha onlar gibi lüzumsuz bilgileri bir güvenlik koyarak beynimize girmelerine engel olalım. Var olan lüzumlu bilgileri yerlerine istif edelim. Esas önemli olan da, bundan sonra hep ahiretimize yarayacak bilgilere kapımızı açalım. Beynimizin kapısındaki güvenliğe bu talimatı verelim inşallah.

Dt. Abdülkerim Karaağaç

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3090 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri