Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

A.Kerim KARAAĞAÇ

YANLIŞ Anlama

03 Ocak 2011 Pazartesi

Bir sabah, saat 7.00 civarındaydı. Henüz pijamalarımla evde oturmaktaydım. Cep telefonum çaldı. Telefonun sesi diğer odadan geliyordu. Küçük oğlum koşarak telefonu alıp geldi. Baktım telefondaki ses tanıdık bir ağabeyimin sesiydi. “Kardeş, biz otogara yaklaştık, hemen otogara arabayla gelerek bizi al” dedi. Bir firma ismi de verdi ki, hiç aramadan doğruca o firmanın peronuna varabileyim diye. 

Benim, garajdan arabayı hazırlatıp otogara varmam 45 dakikayı buldu. “Çok ayıp oldu, onları orada beklettim galiba” diye, hayıflanarak olanca kuvvetimle gaza basıyordum.

İsmi verilen firmanın peronuna vardım. “Yakında bir arabanız geldi mi?” diye oradaki yetkili kimselere sordum. Hemen şimdi bir otobüslerinin geldiğini, bundan sonra gelecek olanınsa bir saat sonra gelebileceğini söylediler. Şimdi gelen araçta olsalardı, burada bekliyor olmaları gerekirdi diye peronun arkasını, önünü koşarak arıyorum, benim aradığım kimseler yok...

Arabamı park edecek uygun bir yer de bulamadım. Yolun ortasında, her gelen arabaya yol vermek için otogarın meydanında bir tur atıyordum. Nihayet, bir saat sonra beklediğim araba geldi. Bütün yolcuların inmesini bekledim fakat, benim beklediğim ağabeyler o arabada da yoktular. Yetkililere hemen yakında başka bir arabanın daha gelip gelmeyeceğini sorduğumda, arabalarının her saat başı geleceğini, bundan sonraki arabanın da ancak bir saat sonra burada olabileceğini söylemeleriyle, iyice şüphelenmeye başladım. Tur atmaktan da bıkmıştım artık.

Aklıma, bana acele otogara gel diye arayan Recep ağabeyin cep telefonunu aramak geldi. Kendi kendime de kızdım bu arada. Çünkü, saat 9:30 olmuştu ve bana acele gel diyen ağabeylerle hâlâ buluşamadığım halde, neden telefonlarını aramamıştım? Bazen insan o andaki telaştan mı? yoksa, hadiselerin umduğu veya beklediği gibi yürümeyişine kızdığı için mi? bilemiyorum, sakin ve normal düşünmeyi kaybediyor.

Telefonda “ağabey neredesiniz, iki saattir sizi bekliyorum ya hu” dedim. “Hayırdır Abdülkerim kardeş, bizimle ne işin var da bekliyorsun, biz şu anda Hakkı amca ve falan amcayla Bursa’dayız” dedi. Bir anda şaşkına döndüm ve “beni buraya çağıran siz değil miydiniz? Recep ağabey” dedim. “Nereye kardeş” dedi. “Otogara ağabey otogara, hem de acele gel, otogara yaklaştık, burada bizi bekletme demediniz mi?” dememle birlikte, Recep ağabey büyük boydan gülmeye başladı telefonda. Bir taraftan da “Allah müstehakını versin, hakkını helal et” diyordu. O, bir hata yaptığını fark etmiş, meseleyi çözmüştü. Lakin ben, henüz hiçbir şey anlamamıştım. “Recep Ağabey, yani şimdi ben hiçbir şey olmamış gibi arabamı alıp işime döneyim, öyle mi? “dedim. Hâlâ gülmekteydi ve” evet öyle yap, vardığımızda görüşürüz” dedi ve telefonu kapattı. Ben de kuzu, kuzu, şaşkın, şaşkın “Allah, Allah, La havle ve la guvvete illa billah” ve daha nice tesbihler çekerek işime döndüm. Giderken çok hızlı gitmiştim, dönerken ise oldukça yavaş geldim.

Aradan bir haftaya yakın geçti. Geçen günler içinde “Allahu âlem bunda bir hayır vardır” diye bekledim durdum. Recep ağabeyin bir oyun yapmayacağından emindim. Olsa, olsa bu bir hata idi. Yalnız, benim Esenler otogarına kadar gitmeme ve orada bu kadar süre beklememe sebep olan bu hatayı nasıl yaptığını merak ediyordum.

Bir hafta sonra öğle namazında camide görüştük, etrafımızda birkaç kişi daha vardı. Bana doğru yürürken gene yüzünde tebessüm vardı. Söze ilk o girdi ve “kardeş, sen Allah indinde sevabın büyüğünü aldın, daha başka ne diyelim” dedi. Fakat ben, asıl bu sevabı nasıl aldığımı merak ediyordum. “Ağabey, ben de inanıyorum elhamdülillah sevap aldığıma yalnız, öncelikle otogardan sizi almak, sonrasında sevap almak gibi bir düşüncem vardı. Siz bunu alt üst ettiniz. Arabanın boş dönmesiyle de sevap alınacağını göstermiş oldunuz.”

Meğer üç arkadaş Bursa’ya ziyarete gidiyorlarmış. Bunlar, Bursa otogarına varınca, kendilerini arabasıyla gelip alması için Hakkı amcanın tanıdığı birine otogardan telefon açacaklarmış. Bursa otogarına yaklaşırken Hakkı amca, kendilerini alacak olan arkadaşın telefon numarasını, araması için Recep ağabeye vermiş. Recep ağabeyin telefonunda kayıtlı ilk isim, benim ismim. Kendisine verilen numarayı aramak yerine, dalgınlıkla benim numarayı aramış. Bir tuşa basmak yetiyor zaten. Hele bir de en son olarak beni aramışsa, ara tuşuna dokunuvermesi yeterli. Tabii ki tekrar beni arayacaktır. Aynen öyle olmuş. Ben telefonu ilk açtığımda, Recep ağabeyin telefon numarası da bende kayıtlı olduğu için, ismini görür görmez “buyur Recep ağabey” demiştim. O ise Hakkı amcanın verdiği numarayı aradığını düşündüğü için “ hayırdır, bu arkadaş benim ismimi nereden biliyor” diye şaşırmış. Buna rağmen “belki de Hakkı amca benim ismimi o arkadaşa vermiştir” diye yorumlamış. Yalnız, benimle konuşma esnasında da, “bu ses hiç yabancı değil ya hu” diye aklından geçmiş.

Duyunca arkadaşların bazıları, “kardeşim neden imini, cimini öğrenmeden boşu boşuna taa kalkıp oralara kadar gidip de, lüzumsuz yere o kadar bekledin” dediler. Ben de - Recep ağabey gel diyorsa yeter, neden ve niçinini sormak çok uygunsuz olurdu. Rahmetli M. Zahid Kotku hocamız, “kardeşlik peki demekle kaim olur” dememiş miydi? dedim. 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3578 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri