Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Aslan DEĞİRMENCİ

Fena Çuvalladılar!

20 Nisan 2010 Salı

Başrol isimleri sıralamama gerek yok.

Filmin adını da biliyorsunuz…

O zaman direk konuya girelim.

Darbe günlükleri ilk deşifre olduğu günlerde malum medyanın özel hareket timleri düğmeye basmıştı.

 ‘Sarıkız’ darbe planını yok saymakla birlikte köşelerinden ciddi bir sulandırma operasyonu başlatmışlardı.

Günlüklerin doğruluğu ispatlanıp üzerine birde ‘Ayışığı’, ‘Yakamoz’ ve ‘Eldiven’ kodlu darbe planlarının deşifresi eklendiğinde uzun süre sessizliğe gömülmüşlerdi.

Ara sıra emekli paşalar ile yaptıkları görüşmeleri köşelerinden özel bilgi gibi yansıtma çabaları da toplum mühendisliğine yetmeyince ‘TSK yıpratılıyor’ şeklinde yazılar kaleme almaya başlamışlardı.

Ansızın dalga dalga operasyonlar geldiğinde sesleri daha bir gür çıkmaya başlamıştı!

‘Rejim elden gidiyor’, ‘Laik Rektörler susturuluyor’ derken ansızın ‘Terörle mücadelede başarılı olan komutanlar cezaevlerine atılıyor’ diyecek kadar ileri gitmişlerdi.

Hatta ne ilginçtir ki içlerinden  ‘paşalar koğuş temizliyor’ diyenleri bile çıkmıştı.

Belden aşağı çalışarak lobi görevlerini yerine getirmeye, darbecilere biat etme gayreti ile de kutuplaşma arayışlarını hep sürdürdüler.

Ancak laik rektör dediklerinin BÇG adına yaptıkları fişlemeler, CÇG lehine yaptıkları çalışmalar ortaya çıktığında ‘aşk, şiir, masal, ot ve böcek’ konulu yazılar kaleme aldılar.

Devletin en mahrem bilgileri örgüt üyelerinde çıktığında da hobi yazılarına sarıldılar.

Yıllarca milletin vergisi ile maaş alanların halkın iradesine karşı bir bir korkunç planları deşifre olduğunda ise birçoğu süper lig’de oynanan maçların sonucuyla ilgilenmeye başladı.  

Tabi Dursun Çiçek imzalı irtica eylem planı ortaya çıktığında da aynı oyun aynı ekip tarafından tekrar sahneye koyuldu.

Önce aldıkları işaret doğrultusunda belgeye ‘kağıt parçası’ yakıştırması yaptılar.

Ardından imzanın sahte olduğunu öne sürdüler.

Hatta o kadar ileri gittiler ki imza taklidi yapan makinelere sarıldılar.

Adli Tıp, TÜBİTAK derken Askeri savcılıktan kendilerine yalanlama geldiğinde de yüzsüzlükle uluslararası kriminal laboratuarları işaret ettiler.

Yani hep aynı taktik, hep aynı çaba…

‘Balyoz’ ve ‘Kafes’te de aynı çabaları gördük. 

Erzurum Erzincan hattında yaptıklarını da unutmadık…

Türkan Saylan’ın evi arandığında,

Balbay tutuklandığında,

Haberal ifadeye çekildiğinde,

3 emekli kuvvet komutanı sorgulandığında da

Atılan manşetlerin yazılan yazıların bir birinden farkı yoktu.  

Topraktan fışkıran silahlar hakkında yazdıklarını,

Lav silahları hakkında yaptıkları değerlendirmeleri,

MKE’den raporlar gelince nasıl ters köşeye yattıklarını da hep beraber izledik.

Ama yılmıyorlar.

Yılmayacak gibi de duruyorlar.

Her defasında maskeleri düşse de bir yenisini bulacak kadar elleri uzun.

Biz bu filmleri 12 Eylül ve 28 Şubat’ta da izlemiştik.

Çok daha yakın tarihe bakacaksak, Danıştay saldırısı ve Hrant Dink suikastı.

Hatta Cumhuriyete atılan bombalar ve Malatya Zirve Yayınevi’nde yaşanan katliam…

Her defasında topluma yön vermek için nasıl çaba sarf ettiklerini, yanlışı doğru gibi kabul ettirmek için salladıkları kalemlerini nasıl kılıç gibi kullandıklarını biliyoruz.

Ama bu sefer cidden kötü yakalandılar.

Geçen hafta malum medyanın düğmeye basmasıyla birlikte Emekli Tümamiral İlker Güven ve eşi Sunahanım’ın kanıtsız iddiaları kamuoyunun kafasını karıştırdı.

İddiaların aynı elin ürünü gibi malum medya tarafından manşete çekilmesi de, aklımıza yukarıda yaşadığımız süreçleri getirdi.

Aldatma ile başlayan süreç karşılıklı bel altı suçlamalarla devam ederken konu ansızın Ergenekon muhbirliğine ve cemaat tartışmalarına getirildi.

Güven Paşa’nın eşi Sunahanım ‘eşim cemaat ile bağlantılı!’ dedikçe, canlı yayın savaşları ve manşet yarışları da başladı.

‘Eşim zikir ediyordu!’ dediğinde ise artık kılıçlar çekilmiş, cephe de mücadele veriliyordu.

Aranan malzeme bulunmuştu.

‘Ergenekon davası üzerinde kuşku uyandırma’ çabası için düğmeye basılma vakti yeniden gelmişti.

 Psikolojik savaş’ taktiklerini kullanarak Ergenekon’u sulandırıp, birilerini karalama kampanyası için gerekli ortam da hazırlanmıştı.

Ama atladıkları bir şey vardı.

O da YAŞ…

Ya Sunahanım çıkmış amiral eşinin cemaatçi olduğunu öne sürüyor.

Yine Sunahanım eşinin zikrettiğinden söz ediyor.

Peki nasıl oluyor da bu asker amiralliğe kadar yükseliyor?

Cemaat ile ilişkisi olan birinin Albaylığa kadar yükselme şansı var mı?

Peki zikreden biri nasıl olurda bu vakte kadar fişlenip ordudan ihraç edilmemiş?

Hele iddia edildiği gibi muhbirlikte yapıyorsa ordudan uzaklaştırılmama oranı yüzde kaç?

Eşleri örtülü diye ordudan ihraç edilen subaylar karşımızda dururken, bu denli iddialara muhatap olan bir komutanın Tümamiral rütbesine kadar yükselmesi mümkün mü?

Yeni oyunun adı Güven Paşa ve eşi üzerinden asimetrik psikolojik harekât…

Ama görüldüğü gibi bu filmde sahnede kapalı gişe oynamadan sonlandı.

 

 

 

Bu yazı toplam 2556 defa okunmuştur
Medyaya dokunan yok
Mustafa Kolsuz
Cidden medyaya dalga yok mu?Biranda dalgalar kesildi. oysa bu işin medya ayağına hiç dokunulmadı. Tamam belki cumhuriyet olabilir ancak onu zaten bilmeyen yoktu. Peki iri medya ne olacak.
21 Nisan 2010 Çarşamba 09:46
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Bunlar bekçi
Serhat
Resmi ideolojinin bekçileri direniyor. Dirensinler bakalım. elbet direniş kırılır özgürlükler gelir. Akan suya hiç birşey dayanmaz
21 Nisan 2010 Çarşamba 01:02
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri