Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Aslan DEĞİRMENCİ

Gladio'nun 28 Şubat kardeşliği

20 Şubat 2014 Perşembe

Refah-Yol hükümetini devirmeye teşebbüs suçlamasıyla açılan 28 Şubat davası devam ediyor.

Halen cezaevlerinde çok sayıda 28 Şubat mağduru bulunurken, İsrail’in iyi çocuklarının salıverilmesi de oldukça anlamlı. “28 Şubat'ın tek mağduru kalmıştır, Hocaefendi'dir” şeklinde sahte mağduriyet edebiyatı yapan medya ise halen sessiz. Ergenekon söz konusu olduğunda yeniden yargılanma sözüne dahi tahammülü olmayanların, 28 Şubatçıların aralarına karışmalarına tek satır tepki göstermemeleri ise küresel ittifakı deşifre ediyor.

Buraya kadar tamam sanırım…

Devam edelim.

Oysa beklenen hem cuntaya hesap sormak hem de topuk selamı verenleri deşifre edip yargı önüne çıkarılmalarını sağlamaktı. Olmadı!

Derin ittifak buna izin vermedi.

Örneğin apoletli medya ve yasakçı bürokratlar…

O günlerde BÇG ile birlikte hareket eden; bürokrat ve gazetecilerin hayata geçirdikleri psikolojik operasyonlar vardı. Bu operasyonlar sadece deşifre olmamış cunta ile birliktelikleri de belgelenmişti. Konu hakkında gerek şahsım gerekse avukatlarım toplam 6 CD klasörü savcılarla paylaşmış, özellikle karargâh ile medyanın derin ilişkisi kayıt altına alınmıştı.

Dava devam ederken deliller ışığında beklenen sivil ayağa yönelik bir soruşturmaydı. Belgelerde birçok gazetecinin ismi açık açık görülüyor, hatta kendilerine karargâh tarafından sipariş edilen haberler raporlarda yerini alıyordu. Sonra bir çok tanık ve mağdurun savcılığa sunduğu hatta Gölcük’te ele geçirilen belgeler vardı. Ama Ergenekon sürecinde, 17 Aralık operasyonunda olduğu gibi belgeler malum medyaya sipariş edilmiyor, hazır haberler gazete temsilcilerine gönderilmiyordu. Islak imzalı belgeleri yazan çizen neredeyse hiç olmuyordu. Medyada yer alan haberlerin çoğunun kaynağı yayınlanan iki kitabımdaki ve TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonuna ulaştırılan belgelerden ibaretti. Süreç başladığında “İyi çocuklar” medya zırhının verdiği rahatlıkla mahkemede oldukça coşkululardı. Bir aksilik vardı ama aklımıza kötü şeyler getirmek istemiyor, ısrarla işbirliğini görmüyorduk.

Bizler apoletli medya ve yasakçı bürokratların yargı önüne çıkartılacağı günleri beklerken, cezaevleri boşaltıldı. Oysa daha masada brifingli yargı kararları vardı. Mağduriyetler ortada, skandal kararlar hafızamızdaydı. Aralarında Yargıtay eski Başsavcısı Vural Savaş, Yekta Güngör Özden, Nuh Mete Yüksel, Sabih Kanadoğlu, Orhan Karadeniz ve Metin Çetinbaş’ın da bulunduğu dönemin yargı mensupları hakkında suç duyuruları yapılmış, STK’lar tarafından “Brifingli yargı kararları iptal edilsin” kampanyaları başlatılmıştı. Hatta TBMM Darbe Komisyonu, Genelkurmay karargahında verilen meşhur "irtica brifingleri"nde ifade edilenler ile dönemin Türk Yargısının iktidardaki Refah Partisi'ne açtığı kapatma davasının iddianame gerekçelerinin birebir aynı olduğunu belirlemişti. Genelkurmay'da yüksek yargı mensupları başta olmak üzere çeşitli kamu görevlileri, sendikacılar, en önde oturan "bir kısım medya"nın köşe yazarı ve yayın yönetmenlerine verilen brifinglerde Refah Partisi'ne yöneltilen suçlamalarla dönemin Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Vural Savaş tarafından hazırlanan iddianamedeki kapatma gerekçelerinin kopyala-yapıştır yöntemiyle hazırlandığı belgelenmişti. Ama her ne hikmetse ne irtica brifinglerine katılanlar ne de sahada operasyonlarda kullanılan medya mensupları yargı önüne çıkartılmadı.

Üstte de belirttiğim gibi tüm bunlar paralelci medya tarafından dava sürecinde gündeme getirilmedi. Belge akışı hiç olmadı! Ergenekon sürecinde parlayan gazete temsilcileri, muhabirler servissiz kalınca yıldızları ansızın sönüverdi. 17 Aralık operasyonu başladığı günden itibaren ise tüm bu yapılar omuz omuza vererek paralel devletin kuşatma operasyonuna tam destek verdi. Başlatılan algı operasyonunda birliktelik sağlandı ve kendilerine biçilen küresel rolü en iyi şekilde oynamaya başladılar.

Hedef aynıydı. 28 Şubat sürecinde bunu başarmışlardı. Gizli ittifaklar ile Anadolu çocuklarının önünü kesip, özgürlükleri yerle bir etmişlerdi. Ayağa kalkmaya çalışan Türkiye’yi yerine oturtmuşlardı. Şimdi de aynı senaryonun aktörleri Yeni Türkiye’yi el birliği ile diz çöktürmeye çalışıyorlar. “Gladio’nun makyajlanmış yeni yüzü karşımızda” dediğimde yazıma tepki gösterenleri şimdi yeniden düşünmeye davet ediyorum. Çünkü iddiamın arkasındayım; Gladio hiçbir zaman tek bir ideoloji üzerine örgütlenmendi. Amerikan ve İngiliz kontrgerilla örgütlenmesi her döneme göre bir ideolojik yedekleme yaptı. Uyuyan hücrelerini harekete geçirdiği zaman saha da etkisiz kalan oyuncularını dinlenmeye çekti. Ama yedek kulübesine çekilen oyuncular, sahadakilerine her zaman psikolojik destek sağladı. Bugün yaşadığımız tamda bu işte. Konu “İsrail’in iyi çocukları” olduğunda Gladio için gerisi teferruattır. Düşman gibi gözüken elemanlarını ansızın bir araya getirir ve kendi çıkarları doğrultusunda operasyonun düğmesine basar.

Not: Söz konusu yapı Mavi Marmara gemisine yapılan kanlı baskın sonrasında da bir araya getirilmişti. Yazılan yazılar, söylenen sözler halen arşivlerde mevcut. Fazla geriye gitmeye gerek de yok. Yardım TIRlarına düzenlenen baskında sağlanan koalisyona bakın ne demek istediğimi daha iyi anlayacaksınız. Paralelcilerin operasyon anında ve sonrasında gündeme getirdikleri iddiaları daha dün 28 Şubatçılar hatta THKP-C Acilciler örgütü dillendiriyordu.

Bilmem anlatabildin mi? Yok anlamamakta inat ediyorsanız; süreç içerisinde İsrail medyası tarafından servis edilen haberlere bakın ittifakı göreceksiniz.

www.twitter.com/aslandegirmenci

degirmenciaslan@gmail.com

Bu yazı toplam 946 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri