Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Atila ALTUNTAŞ

İsveçliler Özgürlüklerini Neden Osmanlıya Borçlu?

15 Ağustos 2010 Pazar

Kuzey komşumuz Rusya’nın kurulduğu günden beri en büyük hedefi bir taraftan Karadeniz kıyılarına inmek, bir taraftan da Batlık Denizi’ne açılmaktı. Deli Petro idaresindeki Rusya’nın Baltık Denizi’ne açılması için İsveçlilerle savaşması, Karadeniz kıyılarına açılması için de Osmanlı Devleti ile savaşması gerekiyordu.
Rus çarı Deli Petro, İsveç’le yapılan savaşlarda sürekli yenilmiş fakat yılmamıştır. ”Yenile yenile yenmesini öğreneceğim” meşhur sözü bu savaşlar dolayısıyla söylemiştir.
1709 Poltova Savaşı’nda Deli Petro hedefine ulaşır ve İsveçlileri yenmeyi başarır. İsveç Kralı Demirbaş Şarl ve maiyetindekiler Ruslara esir düşmemek için Osmanlı topraklarına doğru kaçmıştır.

O dönem Osmanlı Devleti'nde bulunan Moldova’nın Bender’e şehrine iltica etmişler. Demirbaş Şarl bu Osmanlı toprağında beş sene gibi uzun bir süre oturmuş, bu süre içerisinde, Osmanlı Devleti'ni Ruslara karşı sürekli kışkırtmıştır. Baltacı Mehmed Paşa'nın Rus Çarı Deli Petro'yu yenmesiyle sonuçlanan Prut savaşı, onun teşvikiyle çıkmıştır.  Bu yenilgiden sonra Ruslar İsveç topraklarından çekilmiş… (Yani! Bir bakıma İsveçliler özgürlüklerini atalarımıza borçlu)  Prut Savaşı sonunda Ruslarla barış antlaşması yapıldığı halde Osmanlı Devleti'ni savaşması için kışkırtmaya devam eden Demirbaş Şarl, Bender'den çıkarılmak istendi.

Osmanlı yönetimi, beş yıl üç ay ülkesinde kalan İsveç Kralı ile maiyetinin masraflarını karşılamış ve borç para vermişti.  Ülkesine dönerken de Demirbaş Şarl'dan borçları karşılığında iki senet alınmıştı.

Ayrıca kaynaklara göre yolda Kralı korumak için 300 tane yeniçeri de Demirbaş Şarl’la beraber İsveç’çe gönderilir.  İsveç’çe gittikten sonra geri dönmeyen Yeniçeriler şuanda ismi Asker Köy denilen bölgeye yerleşirler ve yaşamlarını devam ettirirler. Burada yaşayan insanların Türk kökenli olduğu söylenir ve fizik, şekil olarak ta İsveçliler den çok Türklere benzedikleri gözlenir.

 

Osmanlı topraklarında kaldığı süre içersinde Türk yemeklerine hayran kalan ve en çok dolma ile yoğurt’u seven İsveç kralı bu arada tam bir kahve müptelası olmuştu.  Ülkesine dönerken yanında bir torba kahveyi de yanında götüren kral, şu anda ortalama bir İsveçli günde üç fincan kahve içiyor olmasının temellerini de atmış oldu. Ayrıca o günden itibaren dört Türkçe kelime,  ’DOLMA, KÖŞK, KALABALIK, YOĞURT’’  İsveç diline Kral Şarl tarafından kazandırılması da önemli bir konudur.

600 YIL DÜNYA’YI SÖMÜRMEDEN YÖNETTİ!

Osmanlılar dünya siyasi arenasında bir denge unsuru olma yönünde politikalar geliştirmişlerdir. Batıda ve Doğuda askeri zaferler ile sağlanan bu denge unsuru misyonu yükselme döneminde tam anlamıyla gerçekleşecektir. 16. yüzyılda Akdeniz ve Karadeniz Türk’ün hakimiyetine kapanıyor, Balkanlarda sulh ve sükun hali sürüyor, Kuzey Afrika, Arabistan yarımadası bu güçlü devletin hakimiyet sahasına girerek barış ve güvenlik kuşağının içerisinde yer alıyordu. Osmanlı, Balkan toplumları üzerinde barışı, hoşgörüyü ve hürriyet ortamını sağlarken, diğer Avrupa ülkelerinin ilk dikkate alacakları ülke durumuna geliyordu. Avrupa ülkeleri kendi aralarındaki ilişkilerde bile Osmanlı’nın ne söyleyeceğine bakıyorlardı. Dolayısıyla Osmanlı’yı göz ardı eden ve Osmanlı’dan bağımsız bir politika izleyemiyorlardı. Zira, Osmanlılar Avrupa’yı seyreden pasif bir seyirci değil, muktedir bir oyuncu idi. Şu söylenebilir; yıkılırken bile uluslararası güçlerin dikkatle izlediği bir ülke durumundaydı Osmanlı Devleti.

Ve sonuç olarak Osmanlı Devleti hiç bir zaman sömürü devleti olmadı, egemenliği altında yaşayan ülkelere daima adelet, hak hukuk çerçevesinde ilişkilerini sürdürdü. Buna bir örnek verecek olursak, Bir seferinde Necip Fazıl'a bir Suriyeli genç yaklaşmış ve Fransızca, "Osmanlı Arapları sömürmemiş miydi?" diye sormuş. Üstad'ın cevabı şu olmuş: "Eğer Osmanlı sizi sömürmüş olsaydı, şu soruyu bana Fransızca değil, Türkçe sorardın!"

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 8340 defa okunmuştur
Suriye
Musa PAZARLI
evet kısa bir süre de olsa Suriye, Fransız sömürgesidir ve Suriye'de hala bu sömürgenin izleri kuvvetli bir biçimde vardır.
23 Ağustos 2010 Pazartesi 11:50
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Ey Gidi Koca Üstad!
mehmet y
Sen perde arkasına geçsende senin devir aldığın ruh bugün hala Büyük Doğu olarak yaşıyor, ve hala senin gibi savaşıyor.. Ne yaptınsa, ne ettinse inanıyoruz ki bu kutlu dava için, ismi Yüce Allah'ın ismini yücelterek yücelelim diye bizlere örnek olsun diye yaptın.. Rabbim senden razı olsun.. Rabbim senin ruhaniyetini üzerimizden eksik etmesin.. Rabbim iki cihan efendisi Resulullah'a komşu eylesin.. Ey gidi Koca Üstad mezarından konuşuyorsun, düşmanların hala titriyor senden... Ey gidi Koca Üstad sen kazandın!. Umuyoruz ki bizde senin vesilenle kazanacağız..
18 Ağustos 2010 Çarşamba 16:18
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
dağlı
deli
Ya Suriye Fransa tarafınanmı sömürüldü... Bi yanlışlık olmasın...
17 Ağustos 2010 Salı 11:19
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
sömürü
ramazan akbudak
Diline saglik koca üstad.Ama bakalim organlari yerdegistirmis zavalli suriyeli bunu anlayacak kapasitedemi?Celal abdül nasir ve Hafiz esat korkunc birer Türk düsmani idiler.Ama akibetleri hüsran oldu.Arab okadar nankör ve dönektirki,paltasi kütükten cikar cikmaz size sirtini döner.Yasir Arafat büyük bir haindi.Asalayi.Pkk yi o bölgesinde egitti.Onunda sonu rezilce gidis
16 Ağustos 2010 Pazartesi 17:03
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Ustad
Ahmet Aslan
Üstadın verdiği cevaba hayran kaldım, ayrıca İsveçlilerin kullağını çekmek lazım, hem özgürlüklerini kısmen bize borçlu hemde ermeni soykırım tasarısını tanıdılar...
16 Ağustos 2010 Pazartesi 16:49
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri