Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Av. Mehmet YALÇINKAYA

AŞK BİTER (Mİ?) (II)

05.06.2015 10:26

(geçen haftadan devam)

6. Akıl hastalığı: Eşlerden birisinin evlilik devam ederken, aklını yitirmesi. Bu akıl yitirme çoğu zaman delirme şeklinde değil de, ağır psikolojik rahatsızlıktan sonra, aklını kullanamama bir nevi ebleh olma şeklinde kendini göstermektedir. Bu durumda da evlilik ya boşanma veya hasta olan eşin tamamen tecrit edilmesi ile son bulmaktadır. İlginçtir bu sebepten iki boşanma davası almıştım ikisinde de son anda merhamet ağır bastı ve boşanmaktan vazgeçildi.

7. Alay etmek, aşağılamak, küçük düşürmek: Fena davranış kategorisinde değerlendirilebilecek bu tip davranışlar da bir müddet sonra sessiz kalan eşin de karşılık vermesi ile önü alınamaz bir sonuca gidilmektedir.

8. Hırsızlık yapmak: Bu, eşlerden birisinin diğerinden mal kaçırması şeklinde olduğu gibi, evde mevcut değerli eşyaların diğerinden habersiz satılması veya kullanılması şeklinde de olabilmektedir.

9. İftira etmek: Namus konusu başta olmak üzere, herhangi bir konuda iftiraya kalkışmak, karşı taraf için affedilmez olmaktadır.

10. İktidarsızlıkla suçlamak veya cinsel sorunlar: Cinsel hayat, evliliğin olmazsa olmaz temel unsurlarından birisi. Bu noktada eşlerin birbirlerine yetmemesi, kaçınılmaz sona doğru hızla gitmelerine sebep olmaktadır.

Geçen hafta yazımın başında söylediğim gibi, kendi yürüttüğüm boşanma davalarındaki boşanma sebeplerini yazmaya çalıştım. Bu yazılanlardan daha önemli veya önemsiz birçok boşanma sebebi şüphesiz vardır. Hatta belki okuyucularıma komik gelecek ama bir örnek vereyim: Yine muhafazakâr anlayışa sahip bir ailenin boşanma davasında evin hanımı sırf kocasına gıcıklık olsun diye olmayacağını bile bile “Hafta sonları ata binmek istiyorum” diyecek kadar aile birliğinden uzak istekleri gayet ciddi biçimde dile getirmişti.

Boşanma oranlarının kadının ekonomik özgürlüğünün artması, kocaya maddi ve manevi anlamda bağımlılığın azalması ile arttığı şeklindeki genel kanaate katılmadığımı söylemeliyim. Belki araştırmalar beni tekzip ediyordur ama ben yine de bu sonuca katılmıyorum.

Mutlu veya mutsuz evlilikler, gençlerimizin çocukluklarından evlendiği yaşa kadar kendi ailesi içinde aldığı terbiye, yetiştiriliş tarzı, anne-babanın örnek modelinin rengine göre şekillenmektedir.

İyi bir ailede çocukluk geçirmiş, her yaşın kendine özgü sevgisini anne-babasından almış kendisine ve fikirlerine değer verilerek büyütülmüş gençlerin kurduğu evliliklerin başarılı olmaması çok nadirdir.

Asıl sorulması gereken soruyu bir kez daha soralım: Evlilikte aşk biter mi? Bu soruya herkes kendince bir cevap verebilir. Ben kendi düşüncemi zaten yazının başlığında belli etmişim. Aşkın bitebileceğini ama bitmemesi gerektiğine inanıyorum.

Aşk fedakârlık ister. Fedakârlığın en büyüğü de önceliklerimizde kendini gösterir. Önceliğimiz eşimiz olamamışsa, eşimizin mutluluğu ve sevinci bizim mutluluğumuz ve sevincimize dönüşememişse aşkın bitmesi kaçınılmazdır.

Aşk emek ister. Sevgiyi saygı ile çepeçevre kuşatamazsanız, sevginin gün be gün tükendiğini hissedersiniz. Bu hissediş sizi önce sersemletir, sonra kör eder. Bu noktadan sonra da kaçınılmaz son, o herkesin başına gelip gördüğümüz ama bize uğramayacağını zannettiğimiz ölüm gibi, boşanma da kendi başımıza gelmiş, yaşadığımız sersemlik ve körlük sebebiyle ne olduğunu anlamadan yuvamız dağılmış olur.

Değerli bilim adamı ve kadim dostum Bursa İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Ahmet Albayrak’ın bir sözünü nakletmek istiyorum: “Boşanmak için görünürde hiçbir sebebi olmayan bir yuvada sevgimiz bitti diye boşanmayı düşünmek kabul edilemez. Sevgi, günümüzde ailelerin oluşmasında çok önemli bir faktör, bunu bilmek gerekir. Ama unutulmamalıdır ki, görücü usulü dediğimiz yöntemle birbirlerini görmeden evlenen çiftlerin daha sonra birbirlerini sevdiğine ve birbirlerine âşık olduğuna da şahit oluyoruz. Tam tersi durumlar da söz konusu. İyi bir nişanlılık dönemi geçirip, birbirlerine âşık olarak evlenen çiftlerin bir müddet sonra aralarındaki sevginin bittiğini de görüyoruz. Evlilikte, özellikle çocuk/lar varsa sevgimiz bitti diye boşanmak sorumluluktan kaçmaktır. Olmayan sevginin sonradan yerleşmesi gibi, biten veya bittiği zannedilen sevginin geri gelmesi de mümkündür. Gençlerin şunu anlaması lazım: Artık sevmiyorum, diye bir mazeret olamaz.”

Bu görüşe katılmamak mümkün mü? Sonuç olarak mutlu evliliklerin temeli, gençlerimizin iyi bir aile terbiyesinden geçmesidir. Anne/baba olarak bizlerin güzel model oluşturmak zorunda olduğumuzu bilerek yaşamalıyız.    

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2592 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri