Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Av. Mehmet YALÇINKAYA

DUA

14.08.2014 00:19

 

Bu yazıyı aslında 4 Mart Mehmed Feyzi Efendi’nin vefat yıldönümü sebebiyle seçimlerden önce kaleme almıştım. Fakat yakın çevremin, “Seçim öncesi Allah dostu birisinin ismini şu hengâmede kullanman yanlış anlaşılır, su-i zanna sebep olursun” ikazları karşısında yayınlamaktan vazgeçtim. Ardından da hemen Cumhurbaşkanlığı seçimleri gündeme oturduğu için aynı endişe ile beklemeye karar verdim.

Karabük İmam-Hatip Lisesi’nde son sınıfa geçmiştim. Yanlış hatırlamıyorsam, 1985 yılı Haziran ayının sonlarıydı. Arkadaşlarla yaz tatilimizi en güzel ve faydalı şekilde nasıl değerlendiririz diye planlar yaptığımız günlerde, en yakın arkadaşım;

-Gece rüyamda Mehmed Feyzi Efendi’yi gördüm. Bana hafif sitemkâr ama mütebessim bir şekilde; “Ülkenin her yerinden insanlar ziyaretime geliyor, iki adımlık yoldan sen nasıl gelmezsin?” diye serzenişte bulundu. Ben Kastamonu’ya gideceğim, gel beraber gidelim, dedi. Ben de;

-İyi de nasıl olacak bu iş? Kendisi rahatsızmış, ziyaretçi kabul etmiyormuş, diye cevap verdim.

-Ya hu! Gel gidelim, kabul ederse hayır duasını alırız, kabul etmezse Nasrullah Camii’ni ziyaret eder, namaz kılar döneriz, deyince yola koyulduk.

O zamanlar, Karabük-Kastamonu arasında karşılıklı üç-dört sefer yapan minibüsler vardı. İlk servise atladık, öğlen namazına Nasrullah’a yetiştik. Ardından Mehmed Feyzi Efendi’nin evini bulduk. Avluya açılan kapının üzerindeki zile tam basmak üzereydik ki, kapı içeriden açıldı. İsminin Münib olduğunu sonradan öğrendiğimiz, bizden birkaç yaş küçük olan oğluydu kapıyı açan. Güleç bir yüzle bize;

-Hoş geldiniz, babam az sonra iki genç gelecek onları içeri al diye talimat verince kapıyı açmak için bahçeye çıkmıştım, diyerek bizi buyur etti.

Bu arada izninizle konuya kısa bir ara verip, Mehmed Feyzi Efendi hakkında biraz bilgi vermek istiyorum.

Mehmed Feyzi Efendi Üstad Bediüzzaman’a gönül veren, talebe olan büyük bir veli ve âlim bir zattır. Bu bağlılığı, yakınlığı ve teslimiyeti ile o büyük müceddidin ‘Sır Kâtibi’ olma şerefine nail oldu. Üstad’ın Kastamonu’da kaldığı yedi yıl boyunca, gece gündüz hep hizmetinde kaldı. Uzun ve soğuk kış gecelerinde, yazın yemyeşil ağaç ve çayırlarla kaplı dağ ve ormanlarında Üstad’ın nice derûni ve ulvî hallerine şahit oldu. Denizli ve Afyon Hapishanelerinde Üstadının yanı başındaydı. İslâm davası için çile çeken asrın kahramanları safında yerini almıştı. Hayattaki yegâne iftihar vesilesi Risale-i Nur’a ve Üstad’ına hizmet etmek, bu vesileyle eşsiz mazhariyetlere nail olabilmekti. Üstad ise bu güzide talebesinin faziletini, ‘Selef-i salihin, Mehmed Feyzi gibi bir talebem olduğuna gıpta ediyorlar’ ifadesiyle dile getirmişti. Mehmed Feyzi Efendi, kazandığı manevi mertebeyi Üstad’ın verdiği icazetle de taçlandırdı. Elde ettiği böylesi ilmî servet ve zenginliği, gerek yurt içinden gerek yurt dışından, her kesimden ziyaretine gelenlere cömertçe sundu. Abdullah Yeğin Ağabey’in ifadesiyle, ‘Risale-i Nur Üniversitesinin Bir Fakültesi’ konumunda olan evinin köşesinde, yanına gelen herkese manevi ziyafetler verdi. (Mehmed Feyzi Efendi’nin hayatını merak edenler İhsan Atasoy’un Bediüzzaman’ın Sır Kâtibi Mehmed Feyzi Efendi kitabına bakabilirler. Bu kısa bilgiler o kitaptan alınmıştır.)

Evin içine girdiğimde hissettiğim manevi havayı anlatmaktan -üzerinden bunca yıl geçmesine rağmen- acizim. Kendisi yatağında uzanmış bir vaziyetteydi. Elini öpmek istediğimi fakat öptürmediğini hatırlıyorum. Hemen karşısındaki sedire oturmamızı istedi, biz belki başka ziyaretçiler gelebilir düşüncesiyle yerdeki minderlere oturmayı tercih ettik.

Konuşmasına başlarken, not almak için, her daim cebimde veya çantamda taşıdığım küçük defterimi çıkarttım. Çok hoşuna gitti, bana hitaben,

-Aferin, her zaman yanınızda kalem ve defter bulundurun. Gördüğünüz, sevdiğiniz şeyleri not edin. Bazen aklınıza gelen düşünceleri hemen kayıt altına alın, sonra unutursunuz da pişman olursunuz, dedi ve konuşmasına devam etti. O gün aldığım notlardan aktarmaya devam ediyorum.

-Bugün size DUA’dan bahsetmek istiyorum. Peygamber Efendimiz (SAV) “Dua Mü’minin iliğidir.” buyurmuşlardır. İlik vücut için ne anlam ifade ediyorsa, dua da Mü’min için aynı değerdedir. Yani nasıl ilik olmadan, insan yaşayamıyorsa, ölüyorsa, dua olmadan da yaşayamaz, ölür. Kur’an-ı Kerim’de Rabbimiz: De ki, "Sizin duanız olmasaydı Rabbim size değer verir miydi? Fakat siz gerçekten yalanladınız; artık (bunun azabı da) kaçınılmaz olacaktır." emr-i ilahisiyle, Allah katındaki değerimizin yaptığımız dua ile ölçüldüğünü bildirmektedir. Kuru kuruya yapılan duanın bir kıymeti olmaz. Yapılan duaların kabulü için;

Müslüman helal lokma yemelidir. Özellikle seher vakitlerinde teheccüde kalkarak istemeye gayret etmelidir. Allah’tan (azze ve celle) meşru isteklerde bulunmalıdır. Mümkünse abdestli olmalıdır. Peygamberimiz Efendimiz (SAV)’e salavat getirmelidir.

Bunlara dikkat ederseniz, hele sizin gibi gençlerin duasını Rabbimiz kabul buyurur. Evladım, bir hususu daha söyleyeyim de unutmayın. Bir Mü’min, başka bir Mü’mine asla BEDDUA edemez. Etmemelidir. Bir Mü’min asla BELA OKUMAMALI’dır. Bela öyle bir sözdür ki, onu yer ve gök ehli kabul etmez, eninde sonunda okuyanın başına gelir konar. Mü’min, Mü’min kardeşine karşı BEDDUA etmek dışında bir yol kalmadığını düşünüyorsa kendini tutmalı, beddua kelimesini ağzına alıp, ağzını kirletmemelidir. Kendini tutamayacaksa, hiç olmazsa, “Allah ıslah etsin” veya “Allah bildiği gibi yapsın” demeli, hâlâ siniri geçmemişse en fazla “Ben o kardeşimi Allah’a havale ettim” sözünü söylemeli ama kesinlikle Beddua etmemelidir.

Sözün burasında, durdu sanki bir şey söylemek isteyip te söylemekten vazgeçen insanların tavrına büründü. Düşündü, düşündü, uzun uzun düşündü ve bugün gibi hatırladığım ve defterime not ettiğim şu cümleler döküldü ağzından:

-Ahir zaman dedikleri bu olsa gerek, gönüllerine, dillerine dua etmek gelmez, hemen beddua ederler, af dilemeyi bilmezler, şeytanı sevindirdikleri gibi düşmanı da sevindirirler. Öyle bir zaman gelecek ki, dua değil ama yapılan BEDDUA aylarca, yıllarca konuşulacak.

Allah-ü Teâlâ, hepimizi feraset sahibi Mü’minlerden eylesin ve bizlere feraset sahibi insanlarla birlikte olmayı nasip etsin. (Âmin)

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2038 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri