Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Av. Mehmet YALÇINKAYA

ZULÜM

06.11.2014 10:45

Arapça dil uzmanlarının büyük çoğunluğu zulmün anlamını adaletin zıddı olarak değerlendirmişlerdir. Adalet, her şeyi yerli yerinde yapmak, yerli yerine koymak anlamlarına geldiğine göre zulüm kelimesini şu şekilde belirtmek yanlış olmaz sanırım: Bir şeyi ait olduğu yerin dışında bir yere koymak.

Takdir edilmelidir ki, zulüm başlı başına bir yazının konusu olamayacak kadar geniştir. Bu yazıda kısaca zulüm çeşitlerine değinildikten sonra, birçoğumuzun gözünden kaçan, belki de aile içi şiddette hep kadınlar ön planda olduğu için kadınların başta eşlerine olmak üzere, çocuklarına karşı işledikleri zulümden bahsedilecektir.

Bir hususun altını peşinen çizmek gerekir. Allah-ü Teâlâ insanı eşref-i mahlûkat yani, varlıkların en mükemmeli olarak yaratmış. Buna şüphe yok. Fakat aynı insanı esfel-i safilin olmakla, aşağıların en aşağısına düşmekle de korkutmuş. Kur’an açısından zulüm, yaratılış bakımından sünnetullahta (yaratılış düzeninde) yozlaşma ve yabancılaşmaya sebep olmaktır. Bu açıdan bakıldığında en büyük zalim, insandır. Çünkü yaratılış düzenini ve var olan ahengi bozan tek varlık insandır.

İslam âlimleri zulüm ana başlığını üç alt başlıkta incelemeyi uygun görmüşlerdir. Bunlar:

1. İnsanın Yaratan’la arasındaki zulüm: Şirk ve riyakârlık gibi.

2. İnsanın yaratılanla arasındaki zulüm: İnsanın birlikte yaşadığı toplumun herhangi bir ferdine veya kamu hakkı sebebiyle tüm topluma karşı işlediği zulüm.

3. İnsanın nefsine yaptığı zulüm: Kısaca özetlemek gerekirse insanın yaratılış sırrı dışında yaşamasıdır. İki şekilde kendini gösterebilir: Ruhbaniyetle (dünyaya tamamen sırt çevirmek demek) ruh adına bedene, fani ve bedeni zevklerin düşkünü ve esiri olmak ise beden adına ruha zulümdür.

Bu girişten sonra yazının konusuna geçebilirim. Ailede zulüm sadece kadına karşı işlenen bir suç mudur?

Müslüman’ın ailesine karşı eksiksiz yerine getirmek zorunda bulunduğu sorumlulukları vardır. Bu yükümlülükler anne-babaya, eşe ve evlatlara karşı görevler olarak çeşitlenir.

Normal bir ailede bireylerin görevleri baştan bellidir. Bunları yerine getirmek bir lütuf değil, zorunluluktur. Babanın ben bu eve bakıyorum diye eşini veya çocuklarını hakir görmesi nasıl kabul edilemezse aynı şekilde evin hanımının da yemek hazırlamak gibi asli görevlerini çok önemli bir işi başarıyormuş gibi, eşinin ve çocuklarının başına kakması da hoş karşılanamaz. Bu gibi sudan sebeplerle evlerde gösterilen asık suratlar, saygısız sözler ve özellikle çocukların ruh dünyasını alt üst eden gerilim ortamı ailede yapılan en büyük zulümlerden değil midir?

Allah Resulü (SAV)’in son tavsiyelerinden bir tanesi kadınlar üzerinedir. Eşlerin naif yapısı, kadın ruhu, annelik içgüdüsü beraber harmanlandığında kırılgan olması da normal karşılanabilir. Şiddet zulmünü bir tarafa bırakırsak merak ediyorum tipik bir Anadolu ailesinde erkek mi kadına daha çok zulmediyor, kadın mı erkeğe? En azından üniversitede lisansüstü bir seminer konusu olmayı hak ediyor bu konu. 15 sene öğretmenlik yaptığım yılların tecrübesi ile söylüyorum: Görünürde baba otoritesi ve baba korkusu yaşadığını söyleyen çocuklar da dâhil evin tüm önemli kararlarını anne tek başına alıyor, tek başına uygulama gücü varsa uyguluyor, yoksa bir şekilde babayı sürece dâhil edip yine annenin planı uygulanıyor. Bu oranın kendi gözlemimle %80’i geçtiğini rahatlıkla söyleyebilirim. Anneler, biraz da mutsuzlarsa, babanın hareketlerini zulüm gibi gösterip, teşbihte hata olmazsa tereyağından kıl çeker gibi, sessiz ve derinden çocuklarına kendi şeklini, düşünce ve yaşayış biçimini yansıtıyor. Elinizi vicdanınıza koyup söyleyin: Çevrenizde kaç tane çocuk amcasını dayısından daha çok seviyor veya halasını teyzesi kadar değerli görüyor?

Yine üstüne basa basa tekrar ediyorum: Aile içi şiddeti bir tarafa koyarak söylüyorum, ailede zulüm, tek taraflı işleyen bir olgu değil. Ama yıllar geçtikten sonra şunu rahatlıkla gözlemleyebiliyoruz ki, gelin olarak bir eve gelen genç hanımın o evin kızı olması umulurken, aradan geçen yıllardan sonra damat gittiği evin oğlu oluvermiş. Bunlar yanlış mı? Tek taraflı işleyen bu süreç, köksüz, temelsiz, çekirdek aile martavalı altında sahipsiz büyüyen çocukları gördükçe bence yanlış.

Son yıllarda boşanma davaları arttı diye üzülüyoruz. Peki, son zamanlarda dışarıdan bakıldığında mütedeyyin dinine düşkün ailelerin çocuklarının boşanma oranlarının toplumun genelindeki boşanmalara göre çok fazla olduğunu biliyor muyuz? Bu oranın kendisi üniversite mezunu, annesinin eğitimi en fazla ilkokul seviyesinde veya altında kalmış kızlarda daha yüksek olduğunu da ayrıca hatırlatırım.

Zulmün her çeşidinin lanetlendiğini bilmeli ve sinsi tabiatlı, içten pazarlıklı, erkeğin babalık ve kocalık sıfatlarını adeta yok eden zulme karşı daha dikkatli olmalıyız. 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2646 defa okunmuştur
Kök neden Analizi:
Adnan Ayhan
Medyada bir olayı anlatıyor vatandaşımızın biri izlemişinizdir belki, Bunuda pek göremezsiniz çünkü her zaman kadına şiddete hayır sloganları duyacaksınız pankartları göreceksinizdir. Zülme, şiddete karşıyız ne kadın nede erkek diye güzel bir slogan ve pankart görmedim 52 yıldır.Naçizane kendimin analiz ettiği kök neden günümüzde kadına verilen ''kadın korunmalı her zaman haklıdır. bakışı tam tersi kadınımızı şiddete zülme uğratıp, erkeğimizi babalık aile birey reisliğinden çıkarıp naber babişkoya sokmuştur. Rabbim yardımcımız olsun bir vesile ile inşallah yanlışlarmızdan dönmemizi nasip etsin.
05 Şubat 2015 Perşembe 17:39
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Kök neden analizi;
Adnan Ayhan
Günümüzde bunu çok duyduk çok okuduk.Ama bu nedir sormadık düşünmedik ki. Bir yetki aldık veya aldırdılar kadına şiddet uyguladık ve göz yumduk kulaklarımızı tıkadık,görmemezlikten geldik,olur böyle şeyler aile arasında dedik vesaire vesaire. Annelerimizin yetiştirdiği nesil ortada çok fazla söze gerek yok. Daha sonra bunun nedeni nedir diye analiz etmeden bu işi çözse çözse bir bayan çözer çünkü o daha iyi bilir. Ne yapalım bir bayan vekil aile bakanı olsun mu olsun. Onuda yaptık.Sonra günümüzde kadınlara şiddet uygulandı hakları adaletli verilmedi doğrumu ''e doğru'' Ne yapmalı ;arkadaş kim yaptı erkekler yaptı.Tamam Gereği düşünüldü. Bir yasa çıkarın;Özetle Kadın her zaman haklıdır.Bu işimizi çözer. Kök neden analizi yapıldı mesele halledildi. Medya her gün yayın yapıyor her gün bir kadın ölüyor boşanmalar hat safhada; Adamın birine soruyorlar neden cinayet işledin; Boşandık, kadın haklı yaşanan süreç önemli değil.
05 Şubat 2015 Perşembe 17:20
Beğendim (2)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Sema Maraşlının bu günkü yazısından
Kahraman Müzekker
Anne olmuş hali ise iyice sinir bozucudur. Çocukları ile kafayı bozar. Bütün hayatı çocukları yemek yedi mi, ne kadar yedi, altına yaptı mı, ne kadar yaptı şeklinde devam eder. Küçükken çocuklarının hastalıklarını sahiplenir, büyüdüklerinde sınavlarını. “Hastayız, sınavımız var” diye konuşuyorsa çocuklarından bahsediyordur. Zannedersiniz kendi de hasta ya da çocukla o da sınava girecek. En kötüsü ise kocasından bahsederken “babamız” diye bahsetmeye başlamasıdır. Kocasına “babamız” diyen kadın sayısı oldukça fazla maalesef. Bana evlilik problemini anlatan kadın, kocasına “babamız” dediği anda artık onu dinleyemiyorum ve hemen uyarıyorum. “Lütfen kocanıza “babamız” demeyin o sizin babanız değil, çocuklarınızın babasıdır; Peygamber efendimiz karısına “bacım” diyen erkeği uyararak ona bunu yasaklıyor.” Fakat öyle alışmışlar ki “babamız” demeden dertlerini anlatamıyorlar, arada bir ağızlarından kaçıyor.
12 Kasım 2014 Çarşamba 09:02
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Sema Maraşlının bu günkü yazısından
Kahraman Müzekker
Eğitimci Yazar Sema Maraşlı, "Her Şeye Sahip Kadınlar!" başlıklı yazısında feminist kadınları bir hayli kızdıracak tespitlerde bulundu.. Sema Maraşlı'nın kendisine ait Çocuk-Aile sitesinde yayınlanan yazısı şöyle: "Bazı kadınlar (onlardan değilseniz üstünüze almayın) evlilik cüzdanını alınca, kocasının tapusunu aldığını zannediyor. Evlendiği anda, koca benim (annesi ve ailesi uzak dursun, artık bana bıraksınlar) malı benim, ondan doğacak çocuklar benim. (Ailede babanın çocuk üzerinde hiçbir hakkı yokmuş gibi bütün sorumluluğu kadın alır, babayı damızlık ve gerektiğinde çocuk bakıcısı olarak kullanır.) Ev benim, hayat benim… Evdeki bütün iyi şeyler kadının eseridir; bütün aksaklıklar ve olumsuzluklar da kocasının yüzündendir. Kadınlıktan anladığı şey kocaya talimat yağdırmaktır. Anne olmuş hali ise iyice sinir bozucudur. Çocukları ile kafayı bozar. Bütün hayatı çocukları yemek yedi
12 Kasım 2014 Çarşamba 09:01
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Bunları Sema Maraşlı hanım Yazmış
Kahraman Müzekker
onunla mücadeleye girmeyecek, erkeğin ailedeki otoritesini kabul edecek.” Kadın istediklerini kocasına tatlı tatlı yaptırabilir. Kadın yine itaat etmiş olur. Kadının sözleri önemsiz olacak, kadının istedikleri yapılmayacak diye bir şey yok. Kadının erkeğin karşısına dikilmesi, bağırması çağırması, kavga etmesi, inatlaşması yasaklanmış. Kadın psikolojisini düşündüğünüz zaman bu tavır, öncelikle duygusal yaratılmış kadını yorar, yıpratır. Fakat günümüzde maalesef ki kadınların çoğu, erkeklerle mücadele etmeyi bir maharet zannediyorlar. Erkeğe itaat bir geri kalmışlık gibi addediliyor. Bu da aile kurumuna ciddi zararlar veriyor. Sonuç kadınlar mutsuz, erkekler kırgın. Erkekler sert yaratılmışlar, fakat kaba değil. Arada çok büyük bir fark var. Günümüz kadını erkeğin sert tabiatını, filmlerdeki romantizm sosuna batırılmış erkeklere bakarak kabalık olarak yorumluyor ve erkeklere kızgınlık besliyor. Biz kadınlar, bir şey işimize gelmezse içimizi rahatlatmak için çıkış yolları ararı
12 Kasım 2014 Çarşamba 08:41
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri