Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Aytekin ATASOYU

Vahşiyi Affetmek Peygamber Şefkatidir

13 Mart 2013 Çarşamba

Türkiye, 90 yıllık Cumhuriyet tarihinde Şeyh Sait isyanı ile kıvılcımlanan, Dersim isyanı ile farklı bir boyutta kendini gösteren, son olarak 12 Eylül sonrası ortaya çıkan Kürt sorunu ve bu sorunun doğurduğu problemlerle uğraşıyor. Ak Parti iktidarına kadar sorunun sosyal, siyasal, psikolojik yönlerine yönelik kayda değer sayılabilecek bir çalışma yapılmamıştı. Daha doğrusu bu yönde Özal ile atılan adımlar, faili meçhul cinayetler,  33 erin şehit edilmesi gibi büyük eylemlerle nihayete erdirilemedi.

Ak Parti iktidarı ile birlikte sorunun sosyal, siyasal, psikolojik yönleri ele alınmaya ve meseleye bu zaviyeden bakılmaya başlandı. Bunun için devrim niteliğinde bir dizi adımlar atıldı. Milli birlik ve kardeşlik projesi adında başlatılan çözüm sürecinde Kürt kimliği tanındı, Kürtçe yayın yasağı kaldırıldı, Kürtçe  tv kanalları açıldı ve Kürtçe seçmeli ders olarak okutulmaya başlandı.

Sonrasında kamuoyunda Oslo süreci olarak adlandırılan Devlet ve PKK arasında bir görüşme trafiği başladı. Bu kapsamda  birkaç kişiden oluşan bir grup Pkklı Haburda güvenlik güçlerine teslim oldu. Fakat burada BDP kanadı sorumlu davranmayarak bunu bir gövde gösterisine dönüştürmek istedi. Sonuçta kamuoyundaki tepkiler arttı ve Oslo süreci nihayete erdirilemeden son buldu. Sorunun çözümü için kapıları hep açık tutma gayretinde olan Ak Parti inisiyatifi ile 2011 başlarında yeni bir çözüm süreci başlatıldı. Bu kapsamda İmralı ile Devletin Önemli bir kurumu yeniden görüşmeler yapmaya başladı. Görüşmeler sonucu belli bir aşamaya gelindi. Öyle ki çözüm umudu hiç olmadığı kadar arttı. Hatta Öcalan 2011 Temmuz ayının başlarında devletle yüzde 95 anlaştık diye kendisini ziyarete gidenler aracılığı ile bir takım mesajlar gönderdi. Fakat bu açıklamadan birkaç gün sonra 13 Askerin şehit edildiği Silvan saldırısı yaşandı. Devletle büyük oranda anlaştım diyen Öcalan’ın lafları havada kalmış ve lideri olduğu örgüt toplum vicdanını yaralayan Silvan saldırısı ile bu girişimi de akamete uğratmıştı.

Silvan saldırısı sonrası yeni bir sürece girildi. Devlet, profosyonel askerlerden oluşan birliklerle PKK ile mücadeleye başladı. Açılımın başında bulunan Beşir Atalay Başbakan yardımcılığına kaydırılırken onun yerine Şahin politikaları ile bilinen İdris Naim Şahin İçişleri bakanlığına getirildi. Bunun yanı sıra İmralı ile yapılan görüşmeler kesildi ve kimsenin İmralı ile görüşmesine izin verilmedi.

Devlet bu gibi stratejik adımlar atarken PKK da kendine yeni strateji belirledi ve kırsalda vur kaç taktiğinden vazgeçerek kendilerinin “Devrimci Halk savaşı” olarak adlandırdığı alan hâkimiyetine yönelik yeni bir yol izlemeye başladı. Ayrıca sivil Cuma eylemlerine ek olarak cezaevlerinde açlık grevleri başlatarak sivil itaatsizlik eylemlerine girişti. PKK yeni strateji çerçevesinde Şemdinli ve Beytüşşebap’a kalabalık gruplarla saldırdı. Fakat Profesyonel birliklerle PKK’ya karşı koyan ve istihbarat bilgilerini iyi değerlendirip önceden tedbir alan güvenlik güçleri bu saldırılarda PKK’ya ağır kayıplar verdirdiler. Bu saldırıların yanı sıra güvenlik güçleri tarafından kırsalda başarılı operasyonlara imza atıldı.

Kırsalda bunlar yaşanırken Cezaevlerinde devam eden açlık grevleri kamuoyunda ciddi ses getiriyordu. Karşılıklı yapılan açıklamalar ile süreç bu noktada iken Öcalan açlık grevlerinin bitirilmesi için bir çağrı yaptı ve sonuçta açlık grevleri sona erdirildi. Silvan saldırısı ile Öcalan’ın sekteye uğrayan liderliği yaptığı çağrıya karşılık verilmesi ile onarıldı ve Silvan’da ortaya çıkan durumun aksine Öcalan’ın sözünün örgütte hala muteber olduğunun mesajı kamuoyuna verildi. Bu noktadan sonra İmralı tecridi sona erdi ve kardeşinin Öcalan ile görüşmesine izin verildi. Silvan saldırısı ile kendisinin sabote edildiğini düşünen Öcalan ilk başta kardeşi dışında BDP kanadından kimse ile görüşmeyi kabul etmedi. Bu arada Oslo’dan beri Devlet adına görüşmeleri yürüten kurum İmralı ile yeniden görüşmelere başladı. Bunun yanı sıra kabine değişikliği ile Silvan sonrası sürecinin önemli aktörlerinden biri olan İdris Naim Şahin görevi güneydoğu kökenli bir politikacı olan Muammer Güler’e devretti.

Süreç çok hassastı ve süreci tıkamaya yönelik girişimler her an olabilirdi. Nitekim çok geçmeden Paris cinayetleri kamuoyuna bomba gibi düştü. Fakat süreci sabote etmeye yönelik olarak gerçekleştirilen bu cinayetler, verilen kararlılık mesajları ile en az zararla atlatıldı ve süreç olumsuz bir şekilde etkilenmedi. İmralı ile görüşmeler devam etti ve son kertede çözüm adına BDP milletvekillerinden oluşan bir heyet İmralı’da Öcalan ile görüştü. Bu görüşmede heyette bulunanlar bir takım notlar aldılar. Alınan notlar BDP parti meclisinde tartışıldı. Bu notların dışarı sızması süreci akamete uğratabilirdi. Bu noktada taraflar dikkatli olmak zorunda idi. Fakat BDP heyeti bunca yaşananlara rağmen yeterince sorumlu davranmayarak görüşme notlarının sızmasını engelleyemedi.

Görüşme notları kamuoyuna yansıdığında milliyetçi reflekslerin yanı sıra sorunun çözümü noktasında mutedil olan çevreler bile tepki vermeye başladı. Sonuçta kamuoyunda bir çalkalanma olduysa da BDP’nin sızmadan dolayı sorumluluğu kabul etmesi, sızmayı gerçekleştirenlerin Parti meclisinden istifa etmeleri ve hükümetin yola devam mesajları ile kriz aşıldı. Şu aşamada tüm medyada sürece dair, sürecin sonunda neler olacağına dair tartışmalar devam etmekte.

Sürece olumlu bakıp çözüm bekleyenlerin yanı sıra sürece temkinli bir iyimserlikle yaklaşanlarda var. Süreçten bir şey çıkmayacağını söyleyenlerde yok değil. Ama bugüne kadar hiç olmadığı kadar bir umudun olduğu kesin.

Bu umudun sekteye uğramaması için BDP sorumluğunu hakkıyla ifa etmeli, MHP süreci vatan hainliği olarak değerlendirmekten vazgeçip sürecin eksik ve hatalı yönlerine vurgu yapan bir muhalefet tavrı ortaya koymalı, CHP, açık kredi verdiği bu süreci köstek olabilecek tavırlardan uzak durmalı ve muhalefetini yapıcı bir zemine kaydırmalı, PKK devletteki paradigma değişikliğini rasyonel bir şekilde okumalı ve devletin gösterdiği çabaya aynı samimiyette karşılık vermeli, Medya süreci manipüle edebilecek yayınlardan uzak durmalı, toplum vicdanının kanatacak yayın tarzını gözden geçirmeli, sivil toplum kuruluşları ve toplumun sosyal iktidar alanlarına hakim olan gruplar süreci destekleyen tavır sergilemelidir.

Tüm bunların yanı sıra kanımca burada en önemli misyon evlatlarını şehit veren ailelere düşmektedir. Evladının acısını çekmiş Anneler, babalar bu süreçte en fazla incinecek durumda olan insanlardır.

Bu noktada onlara büyük görev düşüyor. Onlar evlatlarını peygamber ocağında toprağın bağrına verdiler. Bu süreçte verecekleri tepkide peygamber tavrını örnek alacak bir olgunlukta olmalıdır. Rivayetler biraz farklılık arzetsede Hz Hamzayı şehit eden Vahşi, hz peygamberin huzuruna geldiğinde Hz. Hamza’nın al kanlar içinde bulunan başı Resulü Zişan efendimizin gözünün önüne geldi. Mübarek gözlerinden yaşlar boşandı. Onu şehit eden kişi karşısındaydı. Kısas yapabilirdi. Kimse de bir şey diyemezdi.Fakat o yine büyüklük göstererek Vahşi’yi affetti.

İşte bu noktada şehit yakınları süreci izlerken evlatlarının şahadeti gözlerinin önüne gelebilir ama onlar peygamberane bir tavır gösterip yüreklerindeki acıyı gözlerindeki kataratla birleştirmeli, ülkenin huzur bulması, başka annelerin gözyaşı dökmemesi, yeni acıların yaşanmaması için peygamber tavrını ortaya koyabilmeliler...

Aytekin ATASOYU

atb_ats@hotmail.com

http://twitter.com/#!/atasoyu

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6254 defa okunmuştur
benmi ANLAMADIM
Abdullah TANRIKULU
Aytekin Bey benzetmeniz YANLIS OLMUS vesselam
14 Mart 2013 Perşembe 16:04
Beğendim (0)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri