Anladım bu ayak bu yükü çekmez,
Dizime tutundum bel diye diye.
Şimdi düz ovada keklik de sekmez,
Öteler çağırır gel diye diye.

Dinmez kalp ağrımız, geçmez sızımız,
Tam parlarken kayar baht yıldızımız.
Yavaşlar sağdaydı, arttı hızımız,
Yolu da şaşırdık sol diye diye.

Şükür sağlıklıyız, dostlarımız sağ,
Birlikte petekler sağılacak çağ.
Bir Şirin uğruna yöneldiğim dağ
Karşımda dikildi ’del’ diye diye.

Dostlar, gitmedim ki dönüp geleyim,
Birlikte söyleşip size çileyim.
Bunca dert var iken nasıl güleyim?
Bülbül de sayıklar gül diye diye... 

Şiirde tuttuğum vezin hecedir,
Hece gündüz ise, serbest gecedir.
Aruz bize gelin gelmiş ecedir,
Hocalar okutur bil diye diye... 

Bağrı yedi delik sızlayan neyim.
Dağlanmış bedenim, hasta mı neyim?
Çevreme doluşan kişiler neyim?
Israrla beklerler ’çal’ diye diye...

En ciddi davayı oyun, şaka bul,
Mazeret geçersiz, varsa başka bul.
Beş vakit buluşma, ne hüsnü kabul;
Mevla’m çağırıyor ’kul’ diye diye.

Sekiz konak oldum oda oda ben.
Aslı belli, Kerem dersen, o da ben.
Pervane misali yandım oda ben,
Rüzgarda savruldum ’ kül’ diye diye.

Fırsat kuştur, uçar, sonra ilinmez.
Kaderdir, beyazdan beyaz silinmez.
Yemedikçe çeşni, lezzet bilinmez;
Ağızlar tatlanmaz bal diye diye...

 
Yolcu yoldan kalmaz kal diye diye...