Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bahattin KARAGÖZ

KANDİL, ALAMUT KALESİ Mİ?

08 Kasım 2010 Pazartesi

Terör, halkı ve yöneticileri korkuya düşürerek belli bir amacı gerçekleştirmek için baş vurulan bir yöntemdir. Elbette terör, insanlık dışıdır. İnsanları insanca olmayan zorlamalarla en temel haklarından mahrum kılmaya yöneliktir. Terör, etkisini ve etkinliğini arttırıp pekiştirebilmek için çılgınca bir şiddet artırımını da kabul edebilir.

Terörün öznesi bellidir; nesnesi, hedefi de belli ve belirlidir. Kimse ecinnilerin, gulyabanilerin, iyi saatte olsunların yahut tesadüfi sebükmağzların bu eylemin ortaya çıkışında rol sahibi olduğunu zannetmesin. Fail, meçhul değildir. Yaptıkları,  söyledikleri ve planladıkları ile apaçık orta yerdedir. Fakat yılma ve yıldırma öylesine başarılı olabilir ki, faili masumlaştırma acizlikleri, bazen faili bile isyan ettirir.

Geçen hafta 31 Ekim 2010 Pazar günü Taksim Meydanındaki güvenlik güçleri kontrol noktasında patlatılan canlı bomba eylemcisi, önce üzerinden hiçbir belge çıkmadığı için, hiçbir yere mal edilemedi. Olayın dehşet veren serencamı haber bültenlerini işgal etmekle kalmadı, her zaman ekranlarda arzı endam eden zevatın da haftalarca bilmiş bilmiş konuşmalarına yol açtı. Neymiş, olayı üstlenmekten korkmayacak bir malum terör örgütü varken, nasıl ona toz kondurmaya kalkışılabilirmiş. Derin yapılanmalar, devlet kaynaklı provokasyonlar ne güne duruyormuş? Silivri’deki  ETÖ tutuklularının  dışarıda kalan kollarını niçin akla getirmiyormuşuz?

Derken, yiğidim, aslanım dayanamadı; o kadar da masum görünmek istemedi, etkinliğini kaybetmekten korktu ve itirafı - bir canlı bomba gibi-  patlatıverdi: Evet, canlı bomba eylemcisi, PKK’nin Kandil tedrisinden geçmiş, çok özel bir başka yapılanmanın lideriymiş. Erkeklik yine bizde kalsın dediler, polisin kesinleştirmekte olduğu  bilgileri yayınlayabilmesinden önce, kendileri lütfedip açıklayıverdiler.

Herkes konuştuğuyla, millet ise, kulak tırmalayan işittikleri ile kalakaldı. Ama maksat hasıl olmuştu. Yeterince propoganda yapılmış, milyar dolarlar verilerek yapılamayacak kamuoyu yönlendirmeleri, halkın körpe beyinlerini bombardımana tutmuştu. Esasında açılım için kağıtları masanın üstüne sermek gerekmez, patlasın bombalar, düşsün Mehmetçiğin miğferi, saçılsın naneler,  kestaneler…

İki dönem önceki pek sayın Genel Kurmay Başkanımız, bir ara Kandil için, ‘’biz orayı BBG evi gibi izliyoruz!’’ demişti; kısa zaman sonra Dağlıca Baskını ile ne derece doğru söylediğini ifşa edivermiş oldu! Bu sefer de, kış günü yarıda kesilen Güneş Harekatından sonra, kerameti kendinden menkul bir başka sözü belleğimize nakşetti: ‘’Kandil, bütün TSK gücüyle dahi zapt edilip elde tutulamaz!’’.

Şimdi herkes biliyor ve görüyor ki, ortada anlaşılmaz bir durum var. Bir taraftan PKK’nın dahi  derin devlet yapılanmalarıyla kontrol edildiğini söyleyenler varlığını sürdürüp iddialarını katmerlendirmekle uğraşıyorlar. Diğer taraftan devletin sivil yüzü bile, her eylemin kesin sonucu alınmadan, bulgu ve belgeleriyle açıklığa çıkması kesinleşmeden, bir bilinmez eli suçlama hedefi olarak göstermekten kaçınmıyor. Yaratılan kafa karışıklığı, ortada başarıya yönelecek bir örgütlü mücadelenin var olamayacağı şüphesini halka aşılamaktan ileri gidemiyor.

Bir zamanlar Büyük Selçuklu’nun payitahtına yakın bir yerde Hasan Sabbah adında bir Batıni şeyh, 1081 yılında Alamut Kalesini ele geçirmiş, 1090-1256 tarihleri arasında hüküm sürecek bir terör merkezine dönüştürmüştü. Hasan Sabbah’ın suikastçı fedaileri eliyle Selçuklu Devlet Başkanlarını korkutup sindirdiği, üzerine gelinmesini engelleyip ihmal ettirdiği yaşanan bir tarihi hakikattir. Hatta  Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk’ü öldürttüğü de bilinmektedir.

Alamut Kalesi, 1114’te ölen Hasan Sabbah’tan sonra da, halefleri sayesinde, Moğol istilası çıkıncaya kadar etrafına korku salıp dış dünyadaki siyaseti etkilemeyi sürdürmüştür. Suikastçilerinin;  afyonla yönlendirildikleri, kendi alametlerini gösteren hançerle sonuca gittikleri ve dünyadaki yaşadıkları  yalancı  cennetle ebedi cenneti de kazanabileceklerine inandırıldıkları ileri sürülmektedir. Alamut Kalesi bu yönüyle tarihi romanlara da konu olmuştur.

Şimdi Alamut Kalesi’nin yerini Kandil üssü mü almaktadır? Zerdüşt inancının, insanları kendilerini yok etmeyi tereddütsüz kabul edecek kadar nasıl etkileyebildiğini sorgulamak lazımdır. Taksim’i kana bulayan canlı bomba Vedat Acar’ın, Behçet hastalığına sahip olması, onun nasıl kullanıldığına bir ışık tutabilir mi? Evvelce modern tıbbın cesaret veren uyuşturucu haplarıyla bazı militanların olağanüstü hareketlere sevkedilebildiklerini görmüş ve zararlarını yaşamıştık. Şimdi ‘’eylemsizlik süreci’’nin bittiği ve yeniden genel seçimlere kadar uzatıldığı bilgisinin alındığı tarihte böyle bir eylemin olması, gizli yürütüldüğüne inanılan ve belli olan müzakerelerde  kendilerinden bir şeyler beklenen taraftakilere göz dağı mı verilmiş olmaktadır?

Eğer böyle bir sağlıksız süreç devam ediyorsa, bu, bir tarafın rehin alındığı, iradesinin kısıtlandığı ve toplumdan pek çok şeyin saklandığı anlamına gelir.

Tarihte devletsiz kalmamış bir milletin ahfadı olmakla övünüyoruz. ‘’Ya devlet başa, ya kuzgun leşe’’ diyerek kararlılık göstermiş yüce bir milletin mensubuyuz.

Her ne kadar bazıları, İstiklal Marşımızın, henüz niye ‘’Korkma!’’ diye başladığını anlayamamışsa da, bu milletin en son tütecek olan Mehmetçik Ocağı, bu dini ve milli gerçeği çok iyi bilmektedir.

Masallarımızda, suyumuzun başına çöreklenen Tepegöz’leri harcayan Basat’larımız nasıl varsa, bugün de devlet organlarımızın yöneticilerini rehin alacak , milletinin hilafına karar vermeye zorlayacak  Alamut Kalesi benzeri Kandil adlı şer merkezlerine karşı da mutlaka güç kaynaklarımız ve kahramanlarımız  vardır ve mutlaka yerli yerince kullanılmalıdır.

Kandil’i Alamut gibi görenler de, göstermek isteyenler de yanılıyorlar. Bu millet yedi düvele boyun eğmemiş, eğecek görüntüsü vereni başında tutmamış, birliğine ve dirliğine saldıranları affetmeyip kahretmiş asil bir millettir.

Mevla, görelim neyler;

Neylerse güzel eyler!...

Selam ve saygılarımla…

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3662 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri