Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Barış KIŞO

Evet mi?, Hayır mı?

28 Temmuz 2010 Çarşamba

Evet mi?, Hayır mı?

 

Hukuk, demokrasi ve ilkeli bir siyaset hepimize lazım.

 

Ülkemizde ne yazık ki Tanzimat’tan bu yana statükocu olan, ayrımcılığı ilke edinen ve dış güçlerin güdümünde gizli emeller peşinde koşan, bunun karşılığında da üstün bir sınıf olarak çeşitli güçler tarafından korunan, kollanan bir yapılanma mevcut. Bunları bazen ittihat ve terakkici, bazen Ergenekoncu, bazen sosyal hizmet aşığı görünen karanlık lobi ve derneklerin şakşakçısı, bazen de güya demokrasi ve hukuk âşığı siyasetçiler olarak görebiliyoruz. Bu şahsiyetler, ihtişamlı ünvanların arkasına yazılan senin benim gibi isimlere sahip olsalar da benliklerini ve ruhlarını; İsrail, ABD ve İngiltere’nin elinde bulunduruyorlar. Soyları Ermeni’ye, Yunan’a, İsrail’e dayanan babalarından kalma bir hak olarak; insanlığımızı ezmeği, haklarımızı gasp etmeyi, üç kuruşa çalıştırıp, yeri gelince beş kuruşa satmayı en doğal hakları sanıyorlar. Bu sebepledir ki; kurdukları düzen de onların bu haklarını korumaya ve güçlerini pekiştirmeye yönelik oluyor. “Köşe başlarındaki, kilit noktalardaki eller hep bizlerin kontrolünde olmalı” demeleri de bundan kaynaklanıyor. O eller ki her daim onlar için şefkatle açılırken sıra bizlere gelince nefretle yumruğa dönüşüyor. Adalet terazisinin hak ve alacaklar kolu hep onlardan yana; ceza, kan ve gözyaşı kolu ise hep bizlerden yana ağır basıyor nedense? Kendi milletini aciz ve aşağılık görenler; “Dağdaki çoban ile benim oyum bir olamaz…” deme cüretini gösterdiğinde herkese lazım olan adaletin tokadı ne hikmet ise onların suratlarında patlamıyor. Millete balyoz olanlar yandaşlara alkış oluyorlar. Cesaretleri artan, şımardıkça şımaran zihniyet bu milletin evlatlarına “bidon kafalılar, yarasalar, göbeğini kaşıyan adamlar, oy atmaktan bile anlamayan kaz kafalılar” demekten çok daha ileriye gidip “vatan hainleri” deme hainliğini bile gösterebiliyorlar.

İhtilal döneminde Ankara'nın Kudretli! Valilerinden Nevzat Tandoğan’ın, Osman Yüksel Serdengeçti'yi huzuruna çağırıp ona: "Ulan öküz Anadolulu! Sizin milliyetçilikle, komünizm ile ne işiniz var? Milliyetçilik lâzımsa bunu biz yaparız. Komünizm gerekirse onu da biz getiririz. Sizin iki vazifeniz var: Birincisi, çiftçilik yapıp mahsul yetiştirmek. İkincisi, askere çağırdığımızda askere gelmek." demesi bu zihniyetin vatandaşına bakış açısının en çarpıcı örneklerinden birisi değil mi?

Bu karanlık zihniyetlerle mücadele başlamıştır. Kör, topal, düşe kalka yürüyen demokrasimiz bu sefer belki de ayrımcılığı ilke edinenlere bir ders verecektir. Solcu, sağcı, devrimci, ülkücü her türlü görüş ve fraksiyondan olan insanlar gördükleri zulmün hesabını bu sefer sandıkta soracaktır. Ama işin ilginç tarafı; dün zindanlarda inleyenler bugün geçmişlerini inkâr edip, kendi siyasi ilke ve ideolojilerinden taviz verir hale gelmişlerdir. Milletin vekili olanlar, kendilerine yüklenen milleti temsil etme görevini mecliste yerine getirmekten korkmuş, milletin kendilerine verdiği oylamalara katılma görevini ifa etmekten bile çekinmiştir. Oylamada “Evet” veya “Hayır” demek gibi basit bir görevi yerine getiremeyenler; bugün meydanlarda halktan “Hayır’da Hayır vardır”  diyerek destek isterken; kendilerine soran olmaz mı acaba?  O Hayır’dan siz niye kaçtınız? Meclise girip de “Hayır” oyu vermeye niye cesaret edemediniz?” diye. Siyaset ilkeli yapılmalıdır. Elini ateşin içine sokmaktan korkanlar, milleti maşa olarak görmekten vazgeçmelidirler.

Kendilerini hedef alan darbeye, “Bu bir zulümdür” diyerek yıllarca ayak direten dünün öğrenci lideri, bugünün siyasi parti önderleri, rektörleri, bürokratları ve sivil toplum temsilcileri her ne hikmetse, aynı yasaklamaları bugün “Bu Bir Devrimdir” diyerek alkışlar, savunur ve hatta tekrar arzular duruma gelmişlerdir.

Dikkat edilmesi gereken en önemli husus; Ne siyasi parti liderleri, ne Yüksek Yargı ne de postal izdüşümleri milletin iradesinin üzerinde değildir. Kendisine milleti gütme görevi çıkartan yetkisiz yetkililer bu yetki gaspının hesabını Milletimize muhakkak vermelidirler. Bu sebepledir ki referandum çok büyük bir önem arz etmektedir. Umulur ki değişik siyasi görüşlerde ki bütün vatan evlatları, futbol takımı tutar gibi “Evetçi” veya “Hayırcı” olmayacaktır. Özgürlüklerimizin önündeki zincirlerin hiç olmazsa birkaç halkasını kırma fırsatını yakaladığımız bu referandumda vicdanlarımız titreyecek, lider diktasından kurtulup öz benlikle tercih yapma sorumluluğunu sırtlanacağız. Bu referandum da aslında anayasanın değişecek olan maddelerine “Evet” veya “Hayır” demeyeceğiz,  Bu referandumda kendi doğrularımızın, inançlarımızın, ilkelerimizin arkasında mıyız? Savunduğumuz değerler hakkında samimi miyiz, değil miyiz? Sorusunun cevabına “Evet” veya “Hayır” diyeceğiz.

 

Selam ve muhabbetlerimle…

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5022 defa okunmuştur
İnadına Evet
Mehmet
Evet kardeş! Çatlasalarda, patlasalarda evet! evet! evettt!
06 Ağustos 2010 Cuma 09:48
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Tabi ki EVET
Birgül BULUT
Barış Bey, herzaman ki gibi çok akıcı ve etkileyici bir üslupla can alıcı bir konuya değinmişsiniz. Vicdan sahibi olan ve gerçekten de duygularında samimi olan herkes eminim ki EVET diyecektir. Bu referandum MHP ve CHP içindeki Ergenekoncuları deşifre etmiştir. İdeolojilerinde samimi olanlar muhakkak çok yakında bu partilerden ayrışacaklardır
30 Temmuz 2010 Cuma 12:26
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri