Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

AŞKIN KUL HALİ

03 Aralık 2010 Cuma

 

Bilmem kaç bin yüz yıllık yalandır aşk… Bu konuda kadrolu yalancı sayılabileceğim, tüm yanlış anlamışlığımla ve 26 yıldır ettiğim haksızlıkların toplamıyla… Elif ŞAFAK’ın da dediği gibi ‘’Aşksız geçen bir ömür beyhude yaşanmıştır’’ dan çıktığım bu yolda,  beyhude yaşamışım yıllar yılınca..

 

Ben sandım ki aşk suretlerdedir. Ve sandım ki bir gönüle aşk girecekse surete sevdalanmak gerekir.

 

Aslında aşkın ne dünyevisi ne ilahisi vardır. Aşk, aşktır işte. Kişiyi Allah’a götüren, her bir adımı aşkla yürüten. Yıldızı gökte tutan da aşktır, Adem’i dünyaya sürdüren de. Mecnun’unki de aşktır Ferhat’ınki de… Onlar ne Havvalarda ne Ademlerde. Leyla’nın çirkinliğinden bellidir o surette görülende. Ve aşkın batinisi hakkanisi olmuyordu işte.

 

Yüce rabbimin insanı yaratırken içine koyduğu o nokta her insanda farklı zuhur eder aslında. Ve her insan Allah sevgisini, onun yarattığı bir surette yaşamaya çalışır farkında olmasa da. Duyduğumuz her sevgi, Allah sevgisine ait birer arayış biçimidir. Ve her sevda yaradana yaklaşma tercihidir. Yarin sevgisi de öyledir, evladın da, anne babanın da, dostun da…

 

Cebrail’e asiller asili Cihan Güneşinin sorusu gelir aklıma hep… ‘’Nasıl varılır Sidretül Müntehaya’’ diye soran o emsalsiz yüreğe gelen cevap. ‘’AŞKLA YA RASULALLAH!’’

O gün bugündür Hakkın Adem’in ruhuna üflediği o aşk, her Havva’da yeniden hayat bulmakta. Ve her sevdada Adem’le Havva’nın sanılsa da yaratanın aşkı anılmakta…

 

Bunu anladığım günden bu yana değişti hayatım. Henüz zerresini tadamadım belki. Lakin olduğunu bilmek bile yüreğimi inceltmeye yetti de artmak da. Her şeyde aşkı arar oldum. Sıkıntılar da aşkaydı imtihanlar da. Hepsi çıkmaz sokak olsalar da, aşka ve yaradana çıkarlardı en sonunda. Bundan sebepti, hayatımızın en kötü dönemlerinde  hakka koşuşumuz, ve yine bundan sebepti başımız selametse unutuşumuz.

 

Aşkı anladığımdan bu yana ruhum rahatta. Çektim elimi eteğimi Ademoğlundan. Keyfime bakmakla, ne halim varsa görmekle, suretlerde aşkı aramakla meşgulüm.

 

Aşkın hangi hali olduğunu bilmediğim bir sevda seferindeyim bugünler. Yüreğim sıcacık her şeye ve herkese. Kimseye kızamıyor kırılamıyor gönlüm. Affettim tüm suçluları, helal ettim haklarımı. Zira sevdanın dokunduğu yüreğe kızgınlık girmiyor öyle kolay kolay. Yaratılmış her şeyi, Allah için sevmenin huzurundayım. Boşvermişim dünyayı. Satmışım anasını tüm kötülüklerin. Düşünesim yok kafa yorasım yok. Uyuyasım da yok, çalışasım da. Bi yerlere sığdıramıyorum gönlümü. Ölesim de var yaşayasım da. Kalıp gitmekle göçmen kuşlara uymak arasındayım. Bağırıp çağırasım da var sonsuz sukuta varasım da. Bir yanım kalk gidelimde, diğeri yerleşik hayata geçme hevesinde. İçimde ölesiye bir huzur. Koymuyor bana hiçbir şey bu ara. En elemli sözleri, en acı eleştirileri bal şerbeti deyip içecek versem dilim. Yüreğim cenderede. Anladım ki sıkıntısız cendereler de var sevda seferlerinde.

Her şeyi sevesim var. Sokaktaki sümüklü çocuklardan tutun da, kirli patileri ile havlayan sokak köpeklerine, lahanayı pahalı bulan müşteriye söylenen pazarcıdan, otobüste homurdanan en aksi ihtiyarlara kadar, yürüyen, koşan, yaşayan, yeşeren, yetişen her bişeyi ayrı ayrı sevesim var. Gidesim var, yitesim var, yitmişlikle yeniden başlamak üzere.

 

Mevlana olup hoşgöresim, Şems olup tüm hak etmişlere söyleyesim, semazen olup dönesim var. Ve sonra yine susasım var, ceviz kadar kabuğumun içinde.

 

Bir yüreğe aşk girmeye görsün. Kağıt olur kıvrılır, vazo olur kırılırsınız. Kırılganlığın kristal atomlarında akar gider artık hayat sanki. Evrende anlamını yitirmiş her şey birer birer sözlük anlamını kazanır, lügatınıza farklı farklı kaydolurlar yeniden. Yeşil başkadır sanki, mavi başka, gök  başka. Her şey, sizin için yaratılmış hissine kapılırsınız. Kuşlar ayrı bir öter bilmişlikleri ile. Güneşin doğuşu anlamlı, günün batışı manidar. Yıldızların hepsi birer cümle fısıldar size zifiri gecelerde. Bahar size gelir, yağmur size. Kış gelmişse, kar yağmışsa sevdadandır sanırsınız...

 

Sanmayın sevda yaratılmışlaradır. Her sevda yaratılmışlarda yaradanadır. Yaratılmışa sevdalanan hakka sevdalanmıştır. İstemişse yaradan herkese başka bir surette koyuverir, kendi aşkından bir zerre.

İnsanoğlu her şeye sahip olsa da, içinde kaybedemediği, küçücükse sahip olamadığı o nokta, tüm sahip olduklarını silip götürüyor. O kocaman noktayı, dolduracak tek bir şey olduğunu anladığım bir dönemdeyim bugünler...

 

Sizler hayatınızın hangi dönemindesiniz bilmiyorum.. Belki herşeyin yalan ve anlamsız olduğundan dem vurduğunuz, dünyanın artık dönmeyeceğini düşündüğünüz, belki gittiğinde yittiğinizi sandığınız, düşüp yeniden kalktığınız, bir daha asla ayağa kalkamayacağınız daralmışlığında kaldığınız… Belki ’’Uçurumun kenarındayım Hızır’’ dilinde, İbrahim Sadri şiirinde.. Ha düştüm ha düşücem, ha öldüm ha ölücem, ha yittim ha yiticemde belki…

Tükenmek üzre umutlarda, bitmez tükenmez borçlarda, pişmanlıklarda, kayıplarda, kaygılarda, belki evlat sancılarında, belki ana baba acılarında... Tütmeyen ocaklarda, hastalıklarda, vefasız sevdalarda, ahu zarsız eşlerde, çocuk hasretinde anne özleminde…Belki yeniden başlangıçlarda…

 

Biraz biraz hepsindeyim bu ara. Yitirdiklerim de var kazandıklarım da. Anladım ki yaşadıklarımla ben, ben oldum. İmtihanlarımla vuku buldum. Velakin umutsuzluk hastalığına hiç kapılmadı yüreğim. Bilirim ki depresyon denen uydurmaca, umutsuzluk hastalığıdır. Ve bu illete, umudunu insanlardan yana kaybedenden öte, yaradandan da yitiren kapılır..

 

Ve sen yine denendiğinde ve yine kalbin daraldığında ve yine bütün kapılar yüzüne kapandığında ve yine ne yapman gerektiğini bilemediğinde... Uzun uzun düşün ve hatırla yaradanını! ALLAH kuluna kâfi değil mi? (Zümer/36) ‘ye teslim olmanın ödülündeyim bu ara.

 

Ve İnşirah’te denizlerin dolduğu gönlüme.

Demek ki, gerçekten zorlukla beraber kolaylık vardır.. ‘’ ayetullahında, Nuh’un Gemisi demir atar içime...

Ben de insanoğlunun kesin bir kanısındaydım uzun zaman. Benim derdim en büyük çıkmazı, çok zaman benim de isyanım oldu. Doğruydu. En büyük dert benimkisiydi. Lakin kaldıramayacağımı vermiyorsa rabbim, omuzlarıma en ağır gelen ile imtihan edilmeliydim ve bu yüzdendi ki ben de kendi kabıma göre en büyük ummanlarda boğuluyordum. Aşkı anladığımda dindi köşe başı sancılarım.

 

Hayatın neresinde olursan ol. Unutma!

Düşmezsin! Ölmezsin! Yitmezsin! Her düşüş ivme kazanmaktır. Her düşüş yeniden başlamaktır. Her düşüş Allah’a yaklaşmaktır, nefes almaktır. Ve her düşüş AŞKADIR...

 

Adem’le Havva kokan sevdalar dilerim herkese.. Allah sevgisi sizin için her neredeyse, her kimdeyse, o surette…

Selam ve dua ile…

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 7698 defa okunmuştur
Cok daha önce okumak isterdim.
ABDULLAH ERTUGRUL
Depresyon denilen umutsuzluk hastaligina ve her seyi bos vermis,sanki dünyada tek kendisi dert cektigini zanneden,yaradanin kula tasiyamacagi yük yüklemeyecegini bilmeyen,gecenin en karanlik aninin sabaha en yakin ani oldugunu anlayamayanlara ilac niteliginde bir yazi olmus.Bende almam gerekeni aldim bu sayede.Onlarca güzel yoruma acik VE belli araliklarla bir kac kez daha okunmasi gereken bir yazi olmus.tebrikler
08 Eylül 2011 Perşembe 23:47
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
eline koluna yüreğine sağlık
OSMAN KÖSEOĞLU
aşka dair herşeyi anlatıyoo
06 Ocak 2011 Perşembe 11:46
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Hos bir yazi
Pinar Kibar
Yüregine saglik güzel insan. Aski asiklar en güzel anlatir. Nice askli günlere insaallah.
05 Aralık 2010 Pazar 02:43
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
şimal yıldızı
rana
Gönlünüzün güzelliğine sağlık. Sevda sancısı yüreklere yol gösterir bir yazı olmuş...
03 Aralık 2010 Cuma 21:03
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri