Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

CÜMLECİKLER VE HAKARETÇİKLER

29 Kasım 2012 Perşembe

Trafik ve internet kültürünün birbiri ile görünmez, betimlenmez ve bilinmez bir bağı vardır.

Aslında evet, trafikte belli olurdu bir milletin görgüsü. Ben, bir de internet ortamında belli olur diyor ve ekliyorum…

Uzundur beni rahatsız eden bu konuda üç beş cümlem var boşluğa bırakılacak ve belki de akislerini hiç bulamayacak…

Bir milletin kültür seviyesinin trafikte belli olmasının sebebi, insanların kendilerini, bir daha görmeyeceklerini düşündükleri kişilere karşı, saygı göstermeyi gerek görmemelerinden mütevelliddir.

‘’Sabah kalkıp yüzünü mü göreceğim ‘’ aforizması bizi hırpalayıp durduğundan, en çok trafikte küfreder, en çok sanal ortamlarda kavga ederiz.

Sanal ortamlarda da insanların, birbirlerini gerçek ortamlarda görmeyeceklerini düşünmelerinden sebep, klavye denen ve cümleleri kolayca hırçınlaştıran icat, bir hakaret, güç ve cesaret öğesine dönüşmekten kendini alamaz. Klavyenin edilgenliği, kahramanın kusuruna bir bahane olmasa da, bilinmezlik ve görünmezlik rahatlığı bizi koltuklarımızda gittikçe cüretkâr kılar.

Bu cümleciklerin ve hakaretçiklerin, kişilerin yüzüne söylenip söylenemeyeceği konusu muammadır. Muhtemelen kimse, iş arkadaşına veyahut bir vesile tanıştığı yeni bir arkadaşa ‘’ ne kadar saçma düşünüyorsun’’ diye başlayan ve ardından ‘’ sen gibiler olduktan sonra bu memlekette…’’ diye devam eden hiddetkar cümleler sarf edebilecek kadar ‘’gerçek’’ değildir.

Yine trafikte ‘’ sana o ehliyeti verenin… ‘’ diye başlayan bir cümlenin, alt komşumuz park halinden seyir haline hatalı geçtiğinde, söylenebilecek sözlerden olması tahayyül edilebilir bir durum da değildir.

Peki, nedir buradaki derin fark. İnsan aynı insan, trafik aynı trafik, muhatap yine bir diğer insan olduğuna göre, bizi klavye ve trafik kahramanı yapan şey nedir diye sormak lazım gelir.

Bu da ‘’edep yahu!’’ ya gider ki, edep kişinin hiç kimsenin olmadığı yerde dahi rabbi ile olduğunu bilmesi ve adap kuralları dâhilinde davranması demektir.

 Kâinatın uyumaktan münezzeh bir nigehbanı olduğunu unutan insan, kimsenin görmediği yerlerde veya bir daha görmeyeceği kimseler önünde ‘’aslında’’ gerçekte gizlediği bir kimliği kullanır olur.

Trafikte hiç tanımadığınız bir insana, sol taraftan dakikalarca çıkmaya çalışırken gülümseyerek “buyrun’’ demekteki hazzı tadabilmiş değildir aynı insan. Yine trafikte hata eden birine yalnızca elini göğsüne götürerek ‘’ sağlık olsun’’ diyebilmekteki gönüllülüğün ve tadılmamış hazzın da kesb-i vukufunda değildir.

Aynı insan, iyiliği, nezaketi ve hoşgörüyü, sadece toplum içindeki yerini sağlamlaştırmak için yaptığından, trafikte ve internette hiç tanımadığını birine sarf ettiği zaman, boşa gitmiş bir ivme olarak görür.

İyilik yalnızca tanınan, bilinen ve daha sonrasında görüşülen insanlara yapılmalıdır ki etki-tepki kuralları içinde adı anılır olsundur bu insana göre. Bu da aslında hiçbir şeyi karşılıksız yapmadığımızın, her iyiliğin dönüşüm hesaplarını yaptığımızın acı bir istatistiğidir.

Mutluluk karşılığında yol, köprü, okul, çeşme beklenen bir vergi biçimi değildir.

Mutluluk sadaka verebilmektir ki, sadaka adabı, sağ elin verdiğinden sol elin haberdar olmaması demektir.

Mutluluk Osmanlı sadaka taşlarının altında gizlidir. Ne alanın verenden, ne verenin alandan haberdar olduğu o sır taşlarının…

Aslında insan, kendini mutlu edecek asıl şeyin, karşılıksız iyilik etmek ve hiç bilinmeyecek, bir bedevice dahi bulunmayacak bir kuyuya bir tas su dökmek, bir daha yolunu dahi kaybedip geçmeyeceği bir yola, serçeler için ekmek kırıntıları serpmekte gizli olduğunun farkında değildir.

Mutluluk karşılıksız vermek, verdiğini dahi bilmemek, akılda tutmamak demektir.  Bunun tadına varabilmiş insanlardır bu hazzı yaşayabilenler.

Aslında mutluluk, bakkala denen bir ‘’günaydın’’, yoldan geçen bir yayaya ‘’yol sizin’’, okuduğunuz bir yazıya hiç dönüşü olmasa da gönderilen bir ‘’teşekkür’’,  okuldan dönen bir çocuğa bir‘’ nasıl geçti günün’’, yaşlı bir teyzeye yollanan bir ‘’nasılsın’’ trafikte bir ‘’  buyrun’’ bankada sizden sonrakine ‘’sıra sizin’’altında gizlidir…

Kim olduğunu bilmemek, kim olunduğunun bilinmesi derdinde de olmamakta gizlidir.

Bu yazım evrenin içinde diri olması gerekirken, nim-zinde yaşayan biz eşref-i mahlukatlara bir hatırlatma babındadır.

Mutluluktan hirman, iyilikten yoksun olmamak için…

Bir yanlış döngüyü nakzedebilmek için…

Serçelere ekmek atanlara da, yola bir taş koyanlara da selam olsun.

Bu yazı bir taşın yoldan çekilmesine vesile olsun...

Selam ile…

https://www.facebook.com/betul.kursun.505

https://twitter.com/

betul.kursun@hotmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5116 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , , ,

YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri