Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

DİNDARLIKLA KEMALİZM NEDEN ÇEKİŞİR -I-

06 Nisan 2012 Cuma

Farklı İslami hareketler arasında karşılaştırma yaparsanız  onların janus yüzlü olduğunu görürsünüz. Bir yandan ilerici sosyal ekonomik gelişme yanlısı iken, diğer taraftan moral-dinsel kodun varlığını isterler. Bu nedenle gerilim bu hareketlerin, cemaatlerin ve tarikatların belirgin özelliğidir. Sebep budur ki bir çok İslam bilimci İslami hareketleri reddederken dejenerasyon aracı olduğundan şikayetçidir. Allah için herkesin içinde zaten bir yol vardır. bundan sebep çıkarcı, ''götürürüm ama şöyle yapmalısın'' diyen yollara ihtiyaç yoktur İslamda...

Benim kabulüm İslami hareketlerin, maddiyatta ekonomik genişleme, modernleşme ve demokratikleşmenin yanında, maneviyatta  Allah'a yakın olmanın halk tarafından kabulünün motive edici gücü olduğu yönündedir. Din referanslı olduklarından,  Peygamber ocağı gibi halk arasında çabuk sahiplenilir ve çabuk kabul görürler.

Günümüz İslami hareketleri, cemaatleri, tarikatlarını anlayabilmek için aslında çoğunda Peygamber efendimiz zamanına gitmek gerekse de, ben bu hareketlerin gerçek şeklini ve Türkiye karşılığını Cumhuriyetin ilanı ile aldığını düşünmekteyim. Bu nedenle İslami hareketlerin Cumhuriyet dönemi oluşumları ile ilgili kapsamlı bir yazı dizisi hazırlamaya karar verdim. 

Kimlikler haklarında düşündüğümüz şeyler değildir. Ama onlarla düşündüğümüz şeylerdir. Siyasi kimlikler, hem onlarla düşündüğümüz, yaşadığımız yaşamaktan men edildiğimiz hem de devrimler boyu çekiştiğimiz, davasını güttüğümüz şeylerdir. İslami siyasal kimlik ise, bireyin dine adanmışlığını, hayat biçimini başlı başına şekillendiren kural temelli tavırlar bütünüdür.İslami hareketleri anlamak için Osmanlı dönemi devlet algısından başlamak lazım gelir.

Osmanlı dönemi din-cemaat algısı ile Cumhuriyet dönemi algısı bambaşka olduğundan ayrı ayrı ele almak gereklidir. Kemalizm ile dinin değil, din algısının yön değiştirdiği bu ülkede Kemalizmle – dindarlık neden hep çekişmiştir buna bakılmalıdır. Ve neden Türkiye’ de kimlik hareketlerinden birbirine zıt 2 kimlik bulunur bu noktada pergel olmak gerekir.

’Kemalizm Atatürk önderliğinde laik bir toplum meydana getirmek için devlet eliyle tepeden inme gerçekleştirilen reformlar için kullanılan bir tabirdir.’’ Kemalistlerin amacı ise siyasetten sosyal hayata kadar ülkeyi batılılaştırma çabasıdır. Bu çaba verilriken de öne çıkan ve mukavemet gösteren her olgu ile haklı olarak, biçimi yanlış olmakla beraber savaşılmıştır. Bu çaba verilirken İslam, gündelik hayatı tesis etmek için kurallar koymaya devam etmiştir. 

Kemalizmin din anlayışı ve kişinin din anlayışına karışılmaması isteği nedeniyle Türkiye Müslümanı için İslam, gelişmenin sıkıntılarıyla baş edebilmek için devlet karşıtı bir söylem olmuştur. Zaman içinde dindar olmak laik olamamak, devlete baş kaldırmak ve laikliğe karşı olmak suçlarını da barındırmak, baştan kabul etmek demek haline gelmiştir.  Katı devlet politikaları ve Kemalizmin kamusal bir alan yaratma çabası, dini siyasallaştırmış, islamı muhalefet dili haline getirmiştir.

Tüm bu tepkimeler bugünkü cemaat, tarikatları ortaya çıkarmıştır. Nurcular, Süleymancılar aslında hep bu haklı tepki üzerine cumhuriyet döneminde katmerli kurumsallaşmayı başarmışlardır. Tepki gücü doğurur. Hakların elden aldındığının düşünülmesi de inancı. Güç ve inanç varlığı büyütür. İşte cemaatler de bu güç ve inanç ile katmerlenmiş, dağdan aşağı atıldıkları sanılsa da, dağda kar olduğu unutulmuş bir kar tanesi bugün olmuş çığa dönüşmüştür. 

Atatürk’ün amacı elbette dinsiz bir devlet yaratmak değildir. Dini sistemleştirmek, diğer tüm alanlarda olduğu gibi kurallar bütününe dönüştürmektir. Lakin din bireyseldir, din algısı her bünyede farklı cereyan ettiğinden sistemleşmesi hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Başka bir deyişle din hiçbir zaman Atatürk’ün istediği gibi kurumsallaşamamıştır.  

Sonuç olarak Kemalizm ve modernleşme her bir Müslümanın kendi imanını yeniden tahayyül etme yeteneğinden ötürü tam manada başarılı olamamıştır. Bugünkü dönüş çabası ve bu ülkede bu çabaya oy veren %50 bunun kanıtıdır. Bu yazı dizisi Müslümanları sürekli biçimli ve kurallı davranmaya sevk eden (!) sosyal yapılar bütünü İslam yerine, yaşayan İslamı, islamı siyasal hareketleri, cemaat ve tarikatların özlük haklarını açıklama amacındadır…

Selam ile...

Devam edecek…

Bizi facebbokta bulun : https://www.facebook.com/#!/pages/Habername-Bet%C3%BCl-Kur%C5%9Fun/166036873419125

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4410 defa okunmuştur
Din dışı bir devlet ve dinsiz bir millet amaçlandı.
ahmet müfit kutlu
Diyorsunuz ki "Atatürk’ün amacı elbette dinsiz bir devlet yaratmak değildir. Dini sistemleştirmek, diğer tüm alanlarda olduğu gibi kurallar bütününe dönüştürmektir. Lakin din bireyseldir, din algısı her bünyede farklı cereyan ettiğinden sistemleşmesi hiçbir zaman mümkün olmamıştır. Başka bir deyişle din hiçbir zaman Atatürk’ün istediği gibi kurumsallaşamamıştır. " Kamal Atatürk (TC kimlik kartındaki adı) dinin muazzam bir güç olduğunu biliyordu ve Cumhuriyeti kurana kadar müslümanları çok güzel kullandı ve sonra müslümanların miadı (kullanım süreleri) dolunca idam sehpaları kuruldu. Din bir yaşam biçimi idi. Bu biçimi değiştirmek için elinden gelen zorlamayı ve baskıyı uyguladı. Dini gelişimi ve yaşamı engelledi. Dini devlet yönetiminden tamamiyle ve insan hayatından daha doğrusu toplum hayatından kısmen çıkarmayı başardı. Çok hassas bir konuya el atmışsınız. Yararlı çalışmalar yapmanızı dilerim . Selam ve dua ile ...
15 Haziran 2012 Cuma 17:20
Beğendim (0)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
Cumhuriyet sonrası din ve cemaatler
Meriç
Günümüz Türk toplumunun yapısını değerlendirmede, genel bir profil çizen ve sosyolojik açıdan dikkate şayan bir yazı olmuş. Gerçekten emeğinize sağlık. Bir tarafta 80 yıldır, laikliğe karşı tepkimelerin kabuklaştırdığı, neredeyse şeyhler bazında mitleştirdiği, dini koruma ve sahipleme adına ortaya çıkmış cemaat yelpazesi; diğer tarafta laik devlet sisteminin Avrupa’daki reformist hareketlerin doğuş sebeplerine istinaden ortaya çıkarmaya çalıştığı bireyselleştirilmiş din olgusu. Şimdi; az çok demokratik bir ortamda, bu iki yapının mücadelesini izleyeceğiz galiba…Soru şu: Cemaatlerin kabukları kırılıp, din maddi ve manevi menfaat elde etme aracı olmaktan çıkıp hayatın içine yayılacak mı yoksa bu sarmal, siyasi iradenin de desteğiyle daha da büyüyerek hayatı tamamen içine alıp teokratik bir yapıya mı bürünecek? Bunu hep birlikte göreceğiz.
07 Nisan 2012 Cumartesi 12:36
Beğendim (3)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri