Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

HAYATTA MELEZ ÖLÜMDE MELEZ İNSANLAR

22 Kasım 2012 Perşembe

‘’Kahvede sedir üstünde, iskemlede oturan 14. asırlı adamı sadece bağdaş kurmadığı için ileri buluyoruz’’ . Hayatta melez, yaşamda melez ve dahi ölümde melez insan, ne aradığını neden arandığını bilmemekle beraber bir arayışta olup olmaması gerektiğini de bilmemekte. 

Gittikçe kararabilen bir karanlığa saplanıyoruz her gün. Geriye dönüş yolunun her geçen gün bir hüzzam şarkı eşliğinde terk edilmiş köylere döndüğünü bilmeden. 

Sadece yaşayıp nefes alıyoruz. Ekvatordaki görevimizi idrak etmeden. İlme kadir kıymet yüklemeden. 

Çizilmiş şekillerimize, ailemizin bize yüklediği bir depo dolusu karaktere, bir de toplum normlarını ekliyor, standart sapmalarla melez bir yaşam sürüyoruz. Doğumumuz başka bir coğrafyadaki ninni iken, soyumuz ve anne babamız bambaşka. 

Çatışıyoruz. Daha doğmadan, hayatın içinde var olmadan başlıyoruz çatışmaya. 

Annesi başka, babası başka milletten çocukların profesyonel yaşam standardında ortaya koydukları cinsten bir bocalama bu. Hangi kültüre ait olduğumuzu bilmeden, kiminde de devrimleri suçlayarak bir kimlik arayışıyla boğuşuyoruz. 

Parklarımız dolu. Kahvelerimiz dolu. Sinema salonlarımız dolu. Hastaneler dolu. Trafik dolu. Nereye baksak tüm hayat orada akıyormuş hissine kapılıyoruz. Oysa biz değiliz biz yapılan. Oraları dolduran biz değiliz. 

Kimliğimiz ellerimizden alınmış. Mühürler basılıp geri sunulmuş bize kütüklerimiz. 

Çelişiyoruz. Bize her an çelme takma gayretindeki bu hayatla durmadan çelişiyoruz. 

Annesi Kürt babası Türk bir çocuğun ızdırabı kadar haksız ve öylesine haklı bir kavgadayız. İkisi de haklı ikisi de haksız. İkisi de çok haklı. İkisi de çok haksız. 

Biz değiliz yaşanan, yaşayan biz değiliz. 

Kendi ellerimizle biçiyoruz değerlerimizi. Değersizliğimize yanıyoruz çoğu zaman. Oysa karşımızdaki her bireye biz sunuyoruz kendi değerimizi. 

Kimimiz '' dilediğince davran yine de bu kapıdayım'' diyor, değerimizi bulamayınca ‘’ayağının altına paspas olmuştum oysa’’… diye hayıflanıyoruz. Bazılarımız ise '' gidebilirim'' tehdidinde sunuyoruz hayatlarımızı aşklarımıza. Tehditli aşklar değerli, vefakâr aşklar ise ayakaltında duruyor. 

Sevdalarımız işgal altında ve çok hesaplı. Öyle hesaplı ki bedavaya yakın kampanyalarda sunuyoruz. Hep bir şey yaparsak bir şey elde edebiliyoruz. Karşılıksız sunulmuş hiçbir şey yok bize evrende. Karşılıksız aşk. Karşılıksız iyilik. Karşılıksız merhamet. 

Karşımızdaki değilse en doğal haklarımızdan sayıyoruz. Acımamayı, kanamamayı ve aşık olmamayı. En güzel halleri karşılıksız halleridir oysa. Bunu hep unutuyoruz. 

Çok yenilirsek savaşmayı öğreniyoruz. Çok savaşırsak silahları. Çok fedakârsak ezilmeyi, karşımızdaki çirkefse saygı duymayı öğreniyoruz. Bağırıp çağıran her şeyin karşısında susuyor yaşam. Susan her şeyi buğusunda izsiz bırakmakla tehdit ediyor. Ne kadar kızgınsak o kadar kazanan oluyoruz. 

Neden diye soramadığımız hiç bir sorunun cevabı çalınmıyor kulağımıza. Oysa ''ne hakla'' diye başlayan cümlelerimize binlerce muhatap buluyoruz. 

Irmağın suyuyla boğuşuyoruz çoğu zaman. Eğimli bir ırmağı tersine akıtmak için sıvıyor duruyoruz paçalarımızı. Akmayacağını bile bile emisyon hesapları yapıyoruz. Bu dinamo elle çalışır, hesapla döner tersine sanıyoruz. Irmağın kenarında gezmek değil öykümüz hiç bir zaman. 

Irmağın kenarında gezen ve akıntıya kapılan insanlardır oysa teslimiyette huzur bulanlar. Bu değil tercihimiz. Biz yorulmayı ve savaşmayı tercih ediyoruz. 

Sürekli savaştığımız bu hayat iyi şeyler sunmuyor bize o vakit. Elbette hiçbir şey kendisi ile savaşıp duran bir diğer şeye gümüş tepside güller sunmuyor. Hayat da kin tutma hakkını kullanıyor bize çoğu zaman. Hayat kendisi ile savaşanları sevmez. Hayat kendisi ile barışanı sever. İşine karışanı değil, teslim olanı sever. Hayat onun hakkı olan bir hesabın terazisine, bir kaç nohut tanesi atanı da sevmez. Teraziye güveneni, hesapsız seveni, çelişmeyeni ırmakla boğuşmayanı sever.

Hâsılı hayat tüm hesapları kendisi yapmak, hikâyeleri kendisi yazmak ister... Duamızdan başka, elimiz değsin istemez öykülere... 

Diyeceğim o ki…

Bir şey oldu insanlara. Kimse kimseyi sevmez oldu. Sinsi, bir tür nefret başını çıkardı bütün duyguların arasından. Hepimiz ayrı ayrı hoyrat, ayrı ayrı asi olduk. Hepimizin bir kitabı var usuller erkânından. Hepimizin yenilmez kuralları, eş tanımaz fikirleri var. 

Kimse için bir şeyden vazgeçemez oldu insanlar. Sadece ezberletilen şarkıları söyleyebilir olduk. Oysa her insanın bir şarkısı vardı evvel zamanlarda. Sevmeden âşık olanlar, kavga etmeden yenenler, cin olmadan adam çarpanlar yeni yeni vecibeler çıkardılar başımıza.

Hâsılı ne olur olduk, ne ölür...

 

Bize ulaşın :

https://www.facebook.com/betul.kursun.505

https://twitter.com/

betul.kursun@hotmail.com

 

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3730 defa okunmuştur

Etiket(ler): , , ,

Bu dil
Latif Kınataş
Tebrikler, bu dilden, bu kalemden ve bu yürekten çok şeyler bekliyorum, iyi şeyler...
03 Aralık 2012 Pazartesi 10:51
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
hayat memat meselesi gibi
eyyup uğur
yüreğine sağlık teşekür ederim özlenen hasreti çekilen samimiyetinyollarını gösterip.sıradanlaşmış yaşamın eleştirisini yaptığınız için
24 Kasım 2012 Cumartesi 12:30
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri