Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

KORKMAYIN DİN ELDEN GİTMİYOR !

24 Kasım 2010 Çarşamba

Newyork’ta Beş Minare filmini 2 defa izleme fırsatı bulmuş, her ikisinde de ‘’kesin bir karalama politikası vardır’’ önyargısı ile açık aramış, lakin tek bir taraflı durum sezemeyip gereksiz bir mutluluğa kapılmış halimle, herkese şiddetle izlemesini öneriyorum. İzleyen büyük bir kesimin din elden gidiyor velvelesine kapılacağından şüphem yok. Filmde canlandırılan Hacı Bey karakteri Hıristiyan kadınla evli bir Müslüman. Hem kilise, hem imam nikahı ile kızını evlendiren bir cemaat lideri. Biz sevmeyiz pek böyle tipleri. Bin iyi yönü olsun, biri kafamıza yatmazsa harcarız cemil cümlesini. Zihinlerimiz din elden gidiyora çalışmaya başlar. Biz tek taraflı değerlendirip, tek suçtan hüküm giydirip, darağacına fidan dikmede mükemmel, parçalara ayırıp iyi kötü takdirinde münezzeh bir milletiz yazık ki. Cebimize katıp gittiğimiz Mahsun Kırmızıgül=Kürt etiketi sinema çıkışında basılmaya başlandı bile. Film çıkışında duyduğum bir kaç yorumdan sonra bağırmak geldi içimdensesimin koridor yankılarını hayal ederek…

 

KORKMAYIN DİN ELDEN GİTMİYOR!

 

Biliyor musunuz en çok nerde kaybediyoruz ?

 

En çok şeklen dindar görünmeyip, imanen yaşayan güzel ahlakları kaybediyoruz. Şekille uğraşmaktan özlere inemeyişimizle, ''Bırak canım o ne bilir dini'' düşüncesi kıskacında, daralmışlığımızla kaybediyoruz. ‘’Din oyuncak mı!’’ savunmasıyla, biz gibi düşünmeyen, biz gibi yaşamayana tahammülsüzlüğümüzle, vur deyince öldürüşümüzle, cihada katletmekten başlamakla, tebliğ etmeden vurmakla, ya hep ya hiççiliğimizle, eksik gelmesin tam olsun, yarım kalmasın, tamamlansın eksik gönüllülüğüyle, dinin henüz alfabesinde olana recmi anlatıp, hacı yatmaz misali nereye çekersen o yana eğilecek insanları buraya çekemeyerek kaybediyoruz…

 

Molla vari eğitimler ve medrese tekniklerinin hala yeni nesle sökeceğine inanan bir kesime inatla karşıyım. Ilımlı İslam tabiri, bu başarısızlıktan sonra doğmuş bir çözüm arayışıdır kanımca. Israrla bu septisizmle dinin elden gitmeyeceğine inanan kesim, hiç öğretemeyip kaybetmektense, ılımlı İslam’la kazandırmak düşüncesini hazmetmediği sürece kaybediyoruz.

Kürt eşittir pkklı zihniyeti ile kirlettiğimiz yüreğimizde, Halkın yüz çevirip boynuna pkk yaftası taktığı, pkknın sürü içinde başkaldıran etiketi bastığı, sığınacak liman bulamayan, at gözü ile kapattığımız kucağımıza inat, pkk, üstün zekasıyla(!), her daim affa hazır komünist hoşgörü(!) politikasıyla, her koşulda her kürde kucak açmış olduğundan, sevmediğimiz her kürdü kaybediyoruz. Mazlum Kürt ne devlet içinde halk, ne millet içinde erkan…


Öyle ya kibrit çakıp yakmak gerek hepsini(!)

Okullardaki din derslerine, otobüste Kürtçe konuşan Kürde, Türk bayrağı asan Türk’e, Ramazan ayında yemek yiyen Gayrimüslime, cumaya gitmeyen Müslime, başını örten talebeye, mini etekli görevliye, tahammülün olmadığı bir ülkede elbet 72 buçuk millet yaşatmış bir Osmanlı huzuru aramıyoruz.

 

Yüreğine tohum atmadığımız, önce insanı sevip, sonra dini sevdirmediğimiz, evvela şekli, ırkı, dini, mezhebi ile uğraştığımız, her fıtratı her yanlış üslupta kaybediyoruz.

 

Oysa Ademoğlu bu dünyaya eksik gelir. Sırat-i müstakimde tam olma yolculuğuna adanmış bir ömür yaşamaktır payına düşen. Bundan sebeptir kulluğun katları. Sidretül Münteha bundan sebeptir. Öyle değilse neden hepimiz orada değiliz? Ademoğlunun yoluna dikenler koymayınız lütfen. Yolu gülle donatamıyorsanız, dikenler de koymayınız. Bırakın mücadelesini versin Ademoğlu. Hayatının eksik olduğu bir döneminde ona rastladınız diye eksik Müslüman etiketi vurduğumuzda… Kaybediyoruz…

 

Bazen Kızılay’ın dağıttığı hissine kapıldığım, fabrika hatalı inanç ölçeklerini, her inananda çalıştırmaya başladığımız noktada şah ve matız zaten. Herkesin inancını, itikatını ölçmek, sanki tüm diğer canlıların boynuna borç biçilmiş. Sanırsınız (haşa) yüce mizan dünyada kurulmuş da sayısız yargıç görevini ifa ediyor... Şekille mi çalışa bu ölçek?

 

          Duyuyorum tüm sesleri…

 

          Miden geniş mi diyen hacılardan, döv-söv-öğret hocalardan, cihatçı teröristlerden, tahammülsüz feministlerden, ya tam gelsin ya hiç gelmesinci mollalardan, genleştirdikçe genleştiren İlahiyatçılardan bıktık usandık artık. Bırakın herkes dilediğince yaşasın. Herkese katolizör olmak zorunda mıyız Allah aşkına! Tahammül etmeyenler oldukça, hak arayan tahammül edilmezler olmayacak mı? Bir yerde ne kadar çok hak aranıyorsa, o kadar haksızlık olduğu anlamına gelmez mi? Dağıtın insanlara haklarını. Ve tahammül edin. Bırakın yarım gelsin, eksik gelsin. Ama gelsin! Aynı safta olduğunda su altından eğitmek imkanlılığını, ırakta olanı eğitmek imkansızlığına tercih etmeyin… Bırakın eksik de olsa safınızda olsun.

 

Peygamber hoş görüsünden başlasak keşke... Sevmekten ve sevdirmekten başlasak…


Neden ki bu tahammülsüzlük…

 

Musa’nın mı başına gelen mi geldi başınıza yoksa? Ardınızı döndüğünüzde inkar eden topluluklarda mı imtihanlara uğradınız? Yoksa Nuh’ un derdine mi ortak oldunuz? Hiç inandıramayıp helak istediğiniz bir toplulukla mı sınandınız ? Taif’de pislikler mi saçıldı başınıza yoksa.

 

Neyin nesi bu denli tahammülsüzlük…

 

Bırakın herkes yaşasın bildiği inandığı şekilde. İnanç, iman ve itikat yüreğe girmeye görsün. Gerisi kolaydır, sudur sızacaktır.

Tahammülün ve hoşgörünün zarafetini yaşayın. Görün ki huzur tahammül sularında nasıl yaşanırmış. Görün ki ruh tahammül ettiğince nefes alırmış.


Tahammül, hoşgörü ve Mevlana kenti Konya’dan selam ile…

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 9366 defa okunmuştur
ilginç...
kübra küçükateş
"Israrla bu septisizmle dinin elden gitmeyeceğine inanan kesim, hiç öğretemeyip kaybetmektense, ılımlı İslam’la kazandırmak düşüncesini hazmetmediği sürece kaybediyoruz." ilginç doğrusu benim peygamberim anlıyorum ki sizinde peygamberiniz; hangi aşamada hangi teklif karşısında bir yumuşama "ılıklaşma" belirtisi gösterdi acaca?? ki siz bu cümleyi fütursuzca kullanabiliyorsunuz... peygamberim kaybetmedi hakyol üzere olduğum sürece de ben kaybetmem... unutmayın; peygamberimiz sevecen bir dede olduğu kadar ve daha fazlasıyla davetçi rolüne sahipti.. ilk davetçiydi... ve O nda böyle bir yöntem yok... ne ise o... islam islamdır...
02 Aralık 2010 Perşembe 18:36
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ILIMLI İSLAM
ŞEMS
Bu filme ve bu yazıya neden bu kadar tepki verilmiş olduğunu anlamış değilim,sebep sizin gibi düşünülmediği içinmi,radikal islamcılar dediğimiz kesim dini ne kadar sevdirdi dünyada,bunları hiç düşündünüzmü,islamda zorlama yok bundan sonrada olmayacak,türkiye iran olmayacak olamazda ,bu yazıyın yazan kişi inançsız biri diyeceksini yok değil elhamd.müslümanım ve 5 vakit namazımı kılar imanın islamın şartlarını yerine getiririm ama kendi isteğimle allahın rızasını kazanmak için birileri kafama vurursa insanın fıtratında var ters teper hazırki ibadettende oluruz,lütfen inanç özgürlüğüne saygılı olalım.
01 Aralık 2010 Çarşamba 23:05
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
İbret verici
Abdullah
"Israrla bu septisizmle dinin elden gitmeyeceğine inanan kesim, hiç öğretemeyip kaybetmektense, ılımlı İslam’la kazandırmak düşüncesini hazmetmediği sürece kaybediyoruz." Keşke yorum yaparken altı çizilebilseydi cümlelerin, ozaman aslında aristo mantığı ile ya hep ya hiçle yazılan cümleleri daha rahat belirtebilirdim. Yukarıda yazılan ılımlı islam ibaresi sadece ibret verici... Gerçekten tebrik etmek gerekiyor Uzak diyarlarda yaşayan zevatları; bu Ilımlı İslam zehrini Müslümanların kanlarına sızdıranları... Ama amaçlarına ulaşamayacaklar Elbet Allah dinini koruyacaktır ve elbet Ümmetinden bir Güruh Sonsuza tek taşıyacaktır bu sancağı..
01 Aralık 2010 Çarşamba 19:11
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Ahmet Musaoğlu-"MİNARELİ SALDIRI"-Misyonerlik
bendegah
Haklısın arkadaş, din elden gidiyor! 500 yıldır bağırıp duruyoruz hala duyan yok sesimizi…Osmanlıyı bitirdik olmadı, adı cumhuriyet-gavur icadı diye kendi devletimizi düşman bildik olmadı… Dini sarığa, türbana sardık, sarmaladık,hatta tekkelere kapattık,şeyhlerin dergahlarına sakladık olmadı.. Herkes kafasına göre yorum yapmasın diye 500 yıldır alim yetiştirmedik gene olmadı. Farabiyi, İbni Rüştü, İbni Sinayı, İbni Haldunu, Hayamı, Fuzuliyi, Yeseviyi, Nedimi, Bakiyi okutmadık gene olmadı ve hatta şu Avrupalılar sevdalarına düşmese Yunusla Mevlanayı …Kısaca Müslüman düşünmesin yalnızca ibadet etsin, derin mevzulara kafasını yormasın dedik olmadı.. Şu birbirini boğazlayan her gün kardeş kanı içen, onların cesetleri üstüne yığın yığın gökdelenler inşa eden Araplar kadar olamadık… Evet, din elden gidiyor,..600 yıl önce Avrupadaki kiliselerden de aynı çığlıklar yükseliyordu ne tesadüf!
01 Aralık 2010 Çarşamba 01:31
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
"MİNARELİ SALDIRI"-Misyonerlik
Ahmet Musaoğlu
İslam/Kur'an'ın kainatı yaratırken YORULMAYAN TANRISI ile Yahudilik-Hıristiyanlığın YORULAN TANRISI asla “AYNI TANRI DEĞİL. Eğer, herşeyi-herkesi Allah yaratmadı mı(?) sorulursa, cevabı tabii ki “evet”, amma; bu iki durum FARKLI şey oluyor. Filmdeki, “Müslüman Hacının”, KIZINI bir Hıristiyanla evlendirmesi, Kur’an’a AYKIRIDIR. Bakara-221, Mümtehine-10 ayetleri bunu bildiriyor. Nasıl bir Müslüman erkek, boynunda “sürekli Haç” taşıyan bir kadınla yaşayıp, doğacaK çocuklarınının “din sorununun” sorun olmayacağını akledebilir. Ruhsat var olsa da, Bakara-221’de; “bir müşrike sizi imrendirse bile iman etmiş bir cariye her halde ondan daha hayırlıdır” denilmiştir. Ayrıca: Nuh Kıssası ve Lût Kıssasının birinde Peygamber OĞLU, ikincisinde ise, Peygamber EŞİ, Allah tarafından “HOŞGÖRÜLMÜYOR”. Müslümanların HOŞGÖRÜ diye bir misyonu OLAMAZ. SENİNLE BENİM ARAMDA “FAK VAR” demeyen, “farkını” kaybeder. Düşünemeyenler olsa da yazar kızımızı düşünmeye davet ediyorum.
28 Kasım 2010 Pazar 20:15
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri