Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

Mevlana oldu Şems öldü…

12 Aralık 2010 Pazar

Konya ovası şu ara ''Ne olursan ol yine gel'' günlerinde her aralık ayında olduğu gibi. Yalnız kent Mevlanayı daha bir başka anıyor sanki bu sene. Anlamadan anmak ne kadar işe yarar o da başlı başına bir yazı konusu elbette. Şeb-i Aruz törenleri, Mevlana’nın ölüm yıldönümünden 10 gün evvel başlar, 10.gün, yani 17 Aralık ölüm gününde en fiyakalı konuklarla veda eder Konya’ya. Biz Konyalılar her sene Mevlana’yı anar, semanın ne olduğunu bilmeyen binlerce yabancıya semazenleri döndürür, tüm köprü, çeşme, anıt, alt geçit, üst geçitleri Mevlana sözleri ile bezer, her biri hoşgörü abidesi o sözlerin altından geçerken, hatalı sollayan şoförlere kızar, söylenir, her sohbette Mevlana sözlerini dilimize pelesenk edip ardından dedikodu eder… 

 

Ancak Şemsi Tebriz-i'yi, duyulan 800 yıllık eskimiş öfkeden midir bilinmez, anmaz, anımsamaz pek de değer biçmeyiz…

 

Şems, ancak Mevlana ile Şems öyküsünü bilenler için paha biçilmezdir. Onlar bilirler ki Tebrizli Şemstir Mevlana’yı Mevlana yapan. Ve yine bilirler ki Mevlana yalnızca bir kent alimi olarak kalacakken ve kainata Mesnevi gibi bir devasa başyapıt hediye edilmeyecekken, Şemsin başını koyduğu adanmış bir ömür sayesinde, Muhammed Celalettin, Mevlana olmuş ve yüzyıllar sonra dünyaya malolmuştur. Tebrizli Şems manayı bilenlerin, aşkı anlayanların yüreğine bir kıymık gibi batar durur her anılmayı unutuluşunda.

 

Yüzyıllardır edilen bu haksızlığa bu sene de devam etti Konya ovası. Konya ve dünyanın, Mevlana gibi tatlı bir suyu dahi, ancak aradan yüzyıllar geçtikten sonra anlayabilmiş ve hak ettiği yere koyabilmişken, Şems gibi sivri dilli, gözü kara, yakan, yıkan, sınır tanımayan ve Konyalı mollanın sapkınlıkla dahi suçladığı, tuzlu su bir deli dervişi anlayıp, hakettiği yere koyması için, kaç tane daha yüz yıla ihtiyaç var yaradan bilir...

 

Dün izlediğim Şeb-i Aruz törenlerinden sonra yine içim buruk ayrıldım oradan. Oysa böyle olmamalıydı. Şems adı, ilahi serenatları içinde geçiştirilmekten fazlasını haketmişti. Şems anlatılmalıydı ve yaşatılmalıydı. Aslında Mevlana’yı anlamak değildi tasavvufu anlamak. Şems’i anlamak Mevlana’yı anlamaktı. Bu silsile içinde anlaşılabilirse Mevlana, o vakit tasavvuf anlaşılacaktı…
 

Çıkışta yine söylendim durdum içimden. Şems, niye verdin ki başını Mevlana uğruna dedim. Bu şehir bu dünya seni anladılar mı? Bak bir ölüm yıldönümün daha geçti. 5 aralığı devirdi şehir, adını dillerine almadılar. Hala kinlerimi devam etmekte bilemiyorum. Vuslat günlerinde doldurduk salonları kalabalıklarla. 5 Aralıkta sustuk da vuslatı bekledik. Oysa vuslat sendeydi. Senin ölümündeydi. Öğreten sen değil miydin Mevlana’ya ölümü beklemeyi. Ölümü düğün saydıran sen değimliydin? Merec-el Bahreyn de değil mi vuslat. O eşsiz buluşmada, tatlı suyla tuzlu suyun birleşmesinde değil miydi?

 

Bugün yeryüzünde 2 yeşil kubbe varsa, biri Hazreti Peygamber, diğeri Mevlanaysa Şemsin harcadığı ömür, harcadığı baş sayesinde değil mi? Neden anılmaz adı? Neden Mevlana mezarlığı dolup taşarken, onun bedeni gibi ölmeyen naaşı da, türbesi de yalnızlığa mahkum hala.

 

Ey Konya!

Merec-el Bahreyn günlerini de an. Şemsi de an... Asıl aşkın tohumunun atıldığı, Mevlana’nın aslında doğum günü olan, Şemsle buluşma günlerini de an. Artık haksızlık eyleme Şems’e.. Ne yan yana yaşattın iki aşığı, ne de yan yana gömülmesine razı oldun. Ne ruhlarını koydun yanyana, ne bedenlerini...

Ey Mevlana!..

Engin deniz. Aşığın yanında kalsın diye, dedikodular dinsin diye küçücük kızını Şemsine eş eyleyen ummansın.. Dünyadaki payendesi, güneşi, öz oğlu tarafından katledilmiş biçaresin… Bir ömür aşk ile yoğrulan şanslı deryasın… Ne güzel nasipmiş kainattaki payın. Ne güzel yaratılmış hamurun… Aşk ile dolan kabın ne güzel, ahlakın ne güzel… Aşk sana yaraşır, Şems sana..

Ve Ey Şems!

Sen ki benim şehrime Mevlana’yı hediye eyleyensin. Mevlana’yı hamken pişiren, pişmişken yakansın. Adı anılmayan sesi duyulmayansın...

Tebrizli peyande..800 yıl sonra anlaşılmış gibi yapılan, ama tüm düşüncelere kıymık gibi batan güneş. Adını Şems Suresinden alan Muhammed Şemsettin…

Sen dilindeki duanın diyetini ödedin aslında…

‘’Allah’ım ruhumun eşini bana gönder’’ demiştin hani. ‘’Ne verirsin karşılığında’’ dendi sana. Düşünmeden ‘’başımı’’ dedin. Ruhunun diğer yarısını bulabilmek için, dünyalık bedeninden vazgeçtin. Başını vereceğini bile bile Tebriz’den Konya’ya geldin. Bedenine kıydılar kör kuyularda. Bu kent senin anlamsız kıldığın bedenini, hasetlikle, düşmanlıkla ortadan kaldırırken, ölümünle dirilişinin başladığını anlayamadı elbette. Sen diriyken ruhdaşın için yaşadın, ölürken ruhdaşın için öldün. Bir ömür ki Mevlana’ya adanmıştı. Ne annenin evladına, ne de yarin yare adayabileceği cinsten bir adayış...

 

Ölürken dahi dilinde adı vardı..

‘’Ey Mevlanam’’ diyordun. ’’Öyle isterdim ki beni ölürken görmeni..öyle isterdim ki...Gör ki aşk için ölmek ne demekmiş’’ diyordun, bedeninde 7 keskin bıçak darbesiyle gülümseyerek giderken ölüme. Aşk için. Mevlana için. Mevlana, Mevlana olsun diye. Bugün dünyada okutulsun diye. Ve bişnevle başlayan, ve kendisine hamuş, yani suskun diyen Mevlana’ya, Mesneviyi yazdırasın, suskunu dillendiresin diye. Daha ötesi var mıydı ki. İnsanın davası uğruna verebileceği, başından ötesi var mıydı?

 

Uğradığın onca haksızlığa, zulme rağmen kaldın benim şehrimde. Seni anlamayanlara, karalamalara, yaralamalara rağmen, yaşadın ve aşığını yaşattın... Seni harcadı ise bu koca şehir…

ÖZÜR BENDENDİR!

 

Şems’in ölümü 5 aralıktır. Anılmamıştır, hatırlanmamıştır. Zaten tarihi de bilen pek yoktur. Rabbim mekanını cennet eylesin…

Sonuç…
Mevlana oldu Şems öldü…

Olmak mı kolaydı… Ölmek mi...

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 13268 defa okunmuştur
Başını aşk için ortaya koyan Şems...
Asiye Yaman
Şems-i Tebrizi yi anlamadan Hz.mevlana anlaşılamaz...tazınız da da izah ettiğiniz gibi mevlanayı Mevlana yapan Şemstir...Şems'in yaşantısında hep dünyevi zevklerden uzak durması,Tevazu hayatı , gösterişten ,methedilmekten Kaçınması Bir nevi İlah-i tecelli olamazmı...O aşk için başını ortaya koyan Şems Aşkın manasını öğrettiği Mevlana için Bir görevi tamamlamak için gönderilmiştir...Yüreğinize sağlık ,,,Çok anlamlı bir yazı,Tebrik eder başarınızın devamını dilerim...
28 Aralık 2011 Çarşamba 18:42
Beğendim (2)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
TEŞEKKÜR
UĞUR CANBOLAT
Tamamiyle paylaştığım bir yazı... Hz. Şemsi anlamadan Hz. Mevlana'nın anlaşılmayacağını düşünenlerdenim. İki denizin karışımını görmemek bizi bu idrakten uzağa düşürebilir. Bu konu kaddında Dr. Haluk Nurbaki Hoca önce sırrın sahibi Hz. Şems ziyaret edilmeli ondan destur dileyerek Hz. Mevlana ziyaret edilmeli demişti. Eğer ziyaretimizi turistik amaç dışına çıkararak manevi bir erişe vesile yapmak istiyorsak bunu dikkate almalıyız. Yazar Betül hanım konuyu çok iyi anlatmış. Teşekkürlerimi sunarım.
28 Aralık 2011 Çarşamba 15:39
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
TEBRİZLİ ŞEMS
MÜGE PINARBAŞ
BİZ ŞEMS VE MEVLANA\'NIN ASIL HİKAYESİNİ BİLENLER BİLİRKİ ŞEMS ZATEN GÖSTERİŞTEN,SAHTE SEVGİDEN, ÖVÜLMEKTEN VB.HİÇ HAZ ETMEZDİ.ONU ANMAYAN İNSANLARIN CEHALETİMİ,NONKÖRLÜĞÜMÜ YOKSA YIZYILLARCA ÖNCE OLUPTA GÜNÜMÜZE TAŞINAN KISKANÇLIĞIMI BİLİNMEZ.TABİ BU SIRALAMADA KISKANÇLIKTAN MEYDENE GELEN KİNİDE UNUTMAMAK LAZIM.KONYADAN AYRILDIĞINDA ONU ÖZLEYEN İNSANLAR BİR ELİN PARMAĞI KADAR TUTMAZKEN YİNE MUTLUYDU.RUHUN ŞAD OLSUN SENİ ANANLAR YETER SANA.TEŞEKKÜRLER SİNAN YAĞMUR GÖZÜMÜZÜ AÇTIĞIN İÇİN
16 Ekim 2011 Pazar 17:40
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Varlıkla yokluğun üzerinde olan
mehmet emre
Hazretlerinin söylediği gibi, nice cansız, ruhsuz esvabın beyhude yaşadığı bu şehirden böyle güzel, böyle mana dolu kelamların da çıktığını görmek, yüreğimizdeki susuzluğa şerbet oldu. Şems’e gelince Mevlana O’nun için “Makamı var ile yokun üzerinde olan ” diyor. Belki hala o makamı idrak edecek hafsalaya sahip değiliz. O’nu bir tek Hazretleri gördü, o temaşa etti. Bizse; bizden olanı veya bize ait olduğunu zannettğimizi, bilmediğimizden, görmediğimizden, tanımadığımızdan kıskandık sadece…Hep yabancıladık, uzaktan baktık...Bize varlığımızı ayan beyan gösteren o bakışlardan ürktük, çekindik biraz...Belki sizin gibi kalemler, varlık sahasının kapılarını açan anahtarlar olur da Şemsimizi de gönüllerde hakettiği yere kor..
13 Aralık 2010 Pazartesi 10:49
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Enteresan
zilhicce
Çok enteresanmış gerçekten.Yıllardır Mevlanaya ilgiliyim ancak olayın iç yüzünün böyle olduğunu bilmiyordum.Merakımı cezbetti beni araştırmaya teşvik etti bu yazı.Emeğinize sağlık akıllara soru işareti koyan uyuyanları uyandıran bilgi deposu bir yazı olmuş.Mevlana ve Şems ile ilgili birikmiş bir bilginiz olduğu tüm yazılarınızdan belli.Bu konu ile ilgili yazılarınızın devamını bekliyorum.
13 Aralık 2010 Pazartesi 09:02
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri