Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

MEZHEPLER VE ÇELİŞKİLER -I-

01 Eylül 2012 Cumartesi

Uzun zamandır toplumda beraberce yaşadığımızı düşündüğüm, müphem ve anlam kargaşasına boğulmuş mezhepçilik anlayışı hakkında bir yazı dizisi yayınlamaya karar verdim. Uzunca bir çalışmadan sonra ortaya çıkan ve bilimsel olarak da sunumu yapılmış bu makale yaklaşık 5 ayrı yazı şeklinde istifadenize sunulacaktır. Bu çalışmayı yaparken oldukça sade, yalın bir dil kullanmaya özen gösterdim. Amacım mezhep ve mezhepçilik anlayışı hakkında beraberce temel bir bilgi birikimine ulaşmaktır. Bu nedenle temel bilgiler şeklinde değerlendirilmesini isterim...

Bu konuda ilk bilinmesi gereken şudur: Alah tektir ve İnsan akıl ve mantığını kullanarak doğru ile yanlışı ayırabilecek şekilde dizayn edilmiştir.

Elbetteki doğru istikamet de tektir. Binlerce yanlış O bir doğrunun yerini tutamaz.. Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.(Ali İmran 105) ayeti tam da bu noktada yerincedir. Fakat  Menfaatler işin içine girince birçok insan kendisine has doğru çizgiler belirlemeye başlar. Burada dikkat edilmesi gereken ayrıntıyı ''Mehmet Toprak Batıda İmamiyye Fırkaları'' kitabında çok hoş bir şekilde betimlemiştir; Çizgi doğru olabilir fakat hangi istikameti göstermek üzere çizilmiştir. Örneğin Bana Kuzeyi gösterecek şekilde güneyden kuzeye bir ok işareti ihtiyaç olduğunda, Bana doğudan batıya uzanan bir ok işareti öneriliyorsa benim için doğru değil, yanlış bir çizgidir. Neticede düz bir çizgidir. Fakat şeytanın gizlendiği ayrıntı şudur: çizgisi düzdür Fakat gösterdiği istikamet yanlıştır. Beni hedefime ulaştırmayıp saptıracaktır.

*****

Mezhebin kelime anlamı gitmek, izlemek, gidilen yol demektir. Mecazi olarak kişisel görüş, inanç ve doktrin karşılığında da kullanılır. Terim olarak bir müctehidin, dinin ayrıntılarına ilişkin, kendine özgü kural ve yöntemlerle oluşturduğu inanç ya da hukuk sistemini dile getirir.

Mezhepler, sosyal ve siyasi bunalımların yaşandığı dönemlerde, bu bunalımları aşmak konusunda çözümler üretebilmek için ortaya çıkmışlardır. Belli dönemler ve belli sorunları çözmek için ortaya çıkan, ancak evrensel olmayan, daha çok siyasi nitelik taşıyan bu çözümler, daha sonraki nesiller tarafından itikadileştirilerek inanç konusu haline gelmiştir. Mezheplerin bu şekilde algılanması, onların yeni çözümler üretmesine ve güncelliğini yitirmesine sebep olmuştur. Yeni yetişen kuşaklar, kendi meselelerine kendileri çözümler bulmak yerine, asırlar boyu tarihe karışmış güncelliği ve fonksiyonelliği kalmamış problemlerle uğraşmaya devam etmiş, yeni problemlere yeni çözümler üretmek yerine geçmişten çözüm arama yoluna gitmişlerdir. Mezhepler, Kur'ân ve onun ilkelerini hayata geçirmek yerine bağlı olunan mezhebin ilkeleri savunmuş, böylece mezhepler Kur'â'nı anlamada araç iken mezhep ilkelerinin anlaşılması amaç olmuştur. Hatta zamanla Kur'ân, mezhep görüşlerinin desteklenmesi için gidilir bir tasdik edici haline gelmiştir..

İslam tarihinde, mezhep kelimesi genel olarak itikadi, siyasi ve fıkhi görüşlerin hepsi için kullanılmıştır. Buna karşılık siyasi ve itikadi mezhepler daha çok Fırka, Nihle, Makale kelimeleriyle ifade edilmiştir. Fırka (çoğulu fırak), farklı görüşlere sahib insan topluluğu demektir. Nihle (çoğulu nihal), görüş, inanış ve kabul ediş tarzı demektir. Makale (çoğulu makalat), fikir, inanış, görüş ve söz demektir. Çeşitli dinleri belirtmek için de Milel (tekili mille) kelimesi kullanılmıştır.

Mezhepler için en büyük referans kuşkusuz 73 fırka hadisidir. Bir çok İslam mezhepçisi mezhepleri Hz. Peygamber'den rivayet edilen bu hadise göre taksim etmişlerdir. Bu hadiste Yahudilerin yetmiş bir, Hristiyanların yetmiş iki fırkaya ayrıldığı, İslam ümmetinin ise yetmiş üç fırkaya ayrılacağı ve müslümanlardan Cehennem'den kurtulacakların Rasulullah'ın ve ashabının yolunu takib eden fırka (başka bir rivayette de birlik ve beraberlikten ayrılmayan cemaat) olduğu beyan edilmektedir. 

Bazı mezhep tarihçileri bu hadiste söylenen rakamın kesretten kinaye olmayıp hakiki sayı olduğuna inanmış, yazdıkları eserlerde ana mezhebleri tesbit etmiş ve bunları da kendi aralarında kollara ayırarak mezheblerin sayısını yetmiş üçe ulaştırmak için büyük çaba harcamıştır. Yetmiş üç sayısını doldurmak isteyen bu alimler, ne ana fırkaların, ne de kollarının sayısında ittifak edebilmişlerdir. Bazı alimler de hadiste bildirilen rakamın yalnızca çokluğu ifade ettiğini kabul ederek, eserlerini mezheblerin sayısına önem vermeden yazmışlardır. ]İbn Hazm gibi bazı mezhep tarihçileri de da bu hadisin sahihliğini reddetmişlerdir.

****

İslam dininde inanç esaslarının yanı sıra, uygulamaya yönelik olan ilke ve öğütler de vardır. Bu ilke ve öğütlerin yorumlanması sırasında fıkhi yorumlara ihtiyaç doğar. Fıkhi yorumlar, dinin ibadet boyutu ve günlük hayatla ilgili olan diğer konuları ele alır. Temel İslam Bilimlerinden olan fıkıh, ibadetler hakkında açıklayıcı bilgiler verir. Namaz, oruç, hac ve zekat gibi ibadetlerin nasıl ve ne zaman yapılacağını ayrıntılı bir şekilde açıklayan yorumlara, fıkhi yorumlar denir. Bu fıkhi yorumlar esnasında, daha doğrusu bu yorumların farklılıkları esnasında ortaya Mezhep adı verilen ''dinin farklı yorumlanmış halleri'' ortaya çıkar. İslamiyet’in günümüze kadar uzanan sürecinde dini yayma hareketi, bölünerek çoğalmayı da beraberinde getirmiştir. Tabi sadece İslam dini açısından değil diğer dinler içerisinde ortaya çıkan farklı görüş açıları içinde bu açıklama geçerlidir.

*****

Din, insanlık tarihinin şahit olduğu, kökü insanlık kadar derinlerde olan bir olgudur. İnsanın olduğu her yerde, din de vardır. Dinler tarihi alanında yapılan araştırmalar, tarih boyunca bütünüyle dinden uzak diğer bir anlamda '' dinsiz'' bir toplumun mevcut olmadığını ortaya koymuştur. İşin ilginç yanı, yaygın inanç şeklinin ağırlıklı olarak tek Tanrı inancı olmasıdır.

İslamiyetin ilk dönemlerinde dinle ilgili bütün soru ve sorunları Hz. Peygamber (s.a.v.) gideriyordu. Bundan dolayı dinin uygulanış biçimi hakkında herhangi bir farklılık yaşanmadı. Hz. Muhammed’in vefatının ardından Müslümanlar karsılaştıkları sorunlarını çevrelerindeki bilgin kimselere sormaya başladılar. Her bilgin kendi bilgi gücüne ve yöntemine göre bu sorunlara çözümler bulmaya çalıştı. Zamanla bu bilgin kimselerin görüşleri toplumların birçoğu tarafından benimsenir hale geldi. Belli dönemlerde yaşamış İslam bilginlerinin, belli konularla ilgili getirdikleri yorumlar daha sonra sistemleştirildi ve mezheplerin kaçınılmaz oluşumu başladı. ''Hep birlikte Allah’ın ipine (Kur’an’a) sımsıkı sarılın, parçalanıp bölünmeyin'' ayeti ise bunun anti tezi olma özelliğini asırlarca korudu ve halen korumaktadır.

****

Aynı dine mensup olduklarını unutarak, birbirlerini ne yazık ki potansiyel düşman olarak gören her iki kesim Sünniler ve Şiiler, istikrarsızlığı körüklemek ve hatta ortalığı kana bulamak için hemen her fırsatı değerlendirmişlerdir. Bu durum her iki kesimi aynı şehirde yaşamalarına rağmen kendi mahalleleriyle diğerleri arasına sur çekecek noktaya kadar götürmüştür. Nitekim 1049 yılında aşure matemlerinin yasaklanmasına tepki gösteren Şiiler Bağdat’ta olaylar çıkarmışlardır. Çıkan olaylarda çok sayıda kişi hayatını kaybetmiş, birçoğu da yaralanmıştır. Bunun üzerine her iki taraf da aralarına sur çekmişler, bu iş için büyük meblağlar harcamışlardır.

Şii kelimesi ‘taraftar’ demektir. Şia ise ‘taraftarlık’tır. İsyancı Muaviye karşısında Hz. Ali taraftarları için kullanılan bu kelime, kısa sürede mezhebin de adı olmuştur.

Sünni – Şii ihtilafı basit bir iktidar kavgası sorunu değildir. Bundan daha önemlisi; siyaset ve meşruiyet konularında iki mezhep arasındaki derin anlayış farklılıkları mevcuttur. İki mezhep arasındaki fark, ‘devlet meşru mudur ?’ sorununa kadar uzanır.

Şii fırkaların en önemlisi İmamiyye'dir. İmamların nas ve tayinle olduğuna inandıkları ve imamların sayısını 12 ile sınırlandırdıkları için onlara İsnâ-aşeriyye de denmektedir. Bu fırkanın en önemli fikirleri şunlardır: 1.Tevhid: Allah birdir. Sıfatları zatının aynıdır. 2.Nübüvvet: Allah'ın bazı kullarını elçi göndermesi demektir.

Bazı Şii alimler, Kur'an'ın tahrif edildiği gibi asılsız iddialarda da bulunmuşlardır.

****

İslam düşüncesi içerisinde yer alan bazı fıkhi yorumların, gelişerek günümüze kadar gelmesinin yanısıra mezhepleri kabul etmeme kendine göre bir yol takip etme fantazisi, eskiden olduğu gibi bu gün de vardır. Fakat bunun bir ekol halinde gelişmesi İbni Teymiye ile olmuş ve arkasından gelen bazı âlimler tarafından bu düşünce daha da geliştirilerek yaygınlık kazanmıştır. Günümüzde de bunun bayraktarlığını yapan ve kendi içtihatlarıyla dini yaşamaya çalışan bir hayli ilahiyatçı görmekteyiz. Elbani de bunlardan bir tanesidir.

****

Esasen insanlar aynı tipte, aynı özellik ve fıtratta yaratılmadığından dolayı dinin farklı şekillerde anlaşılması manasını içeren mezhepler de farklı farklı olmuşlardır. İnsanlardan her biri fıtratına uygun gelen bir mezhebi benimsemiş ve bununla dinini yaşamaya çalışmıştır. Dinimizde böyle bir renkliliğin olması, Ümmet-i Muhammed için bir rahmettir. Çünkü temel itibariyle bütün hak mezhepler, hedefi rızay-ı ilahiyi tahsil etmek ve bunu sağlamak için de dini doğru anlama ve doğru yaşama yolunda gayret göstermektir. Madem günümüzde yaşayan dört mezhebin hepsi haktır ve bunlardan herhangi birine uyan kurtulacaktır. O takdirde bunları birleştirme çabasının da bir anlamı olmayacaktır.

Diğer yandan insanları tek tip hale getirmeden mezhepler de tek olmayacaktır. Fakat devamlı terakki eden insanlıkla beraber İlahi dinlerin de değişmesi ve gelişmesi gibi, insanlar arasındaki farklılıkların azalması ve insanlığın aynı seviyeyi paylaşması ölçüsünde bu farklılığın da azalacağı söylenebilirse de bu durum mezheplerin birleşeceği manasına gelmez...

Devam edecek..

Bize ulaşın: https://www.facebook.com/Betulkursunfan?ref=hl#!/Betulkursunfan

https://twitter.com/BetulKrsn

betul.kursun@hotmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6118 defa okunmuştur
PARADOKS
YÜKSEL YILMAZ
Allah sayınızı artırsın...
19 Nisan 2013 Cuma 16:26
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
hak mezhep iddiası
kenan aydın
Yazınızda dört mezhebin hak mezhepler olduğunu söylemişsiniz bu tamamen yalandır. mezhep yorum demektir ve mezhepleri ortaya çıkaran da insanlardır,insanların yaptığı bir şeyde hak olamaz hak olan sadece islam dinidir. yıllarca insanlara;hanefi,şafii,maliki ve hanbeli mezheplerinin hak mezhepler olduğu yalanı insanlara yutturulmuştur, oysaki bu görüş dinimize tamamen aykırıdır.eğer bir mezhep hak olsaydı oda elbette şii mezhebi olurdu şüphesiz ki en doğru yorum odur. ama böyle birşey söz konusu değildir.şunu da belirtmeliyim islam dünyası bugün bu şekilde farklı mezheplere ayrılarak parçalanmışsa bunu sorumlusu;ebubekir,ömer,osman,muaviye,aişe ve yezittir.Allah'ın hak halifesi olan hz.Ali'nin halifeliği gast edilmeseydi ve peygamber efendimize ihanet edilmeseydi bugün bu noktaya gelmezdik.Yıllarca ehli beyte kan kusturdular. Ama hepsi ahirette yaptıklarının hesabını verecekler.vesselam...
05 Şubat 2013 Salı 00:26
Beğendim (2)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
73 Fırka hadisi kime ait
Burhan AYDIN
“Ümmetim yetmiş iki fırkaya ayrılır, onlardan sadece biri kurtuluş ehlidir.” diye buyurdu. Bunların kimler olduğu sorusuna, “Bunlar cemaatte olanlardır.” buyurdu.(Ahmed b. Hanbel, 3/145; Zevaid, 6/226). Diğer bir rivayette “Bunlar benim ve ashabımın üzerinde bulunduğu yolda olan kimselerdir.” manasındaki ifadeye yer verilmiştir. “Yahudiler yetmiş bir (71) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Hristiyanlar yetmiş iki (72) fırkaya ayrıldılar, biri hariç diğerlerin hepsi cehenneme girer. Bu ümmet de yetmiş üç (73) fırkaya ayrılacak, biri hariç hepsi cehennem girer.”(Ebu Davud, Sünnet, 1; Tirmizî, İman,18; İbn Mace,Fiten, 17; İbn Hanbel, 2/332). Tirmizî, Ebu Hureyre’den rivayet ettiği bu hadisin sahih olduğunu bildirmiştir.(bk. Trimizî, a.g.e). el-Münzirî de Tirmizî’nin bu tashihine dikkat çekmiştir. http://www.sorularlaislamiyet.com/article/13552/ummetim-yetmis-uc-firkaya-ayrilacak-anlamindaki-rivayetin-guvenilir-olmadigi-iddiasina-cevap-verir-misiniz.html
23 Kasım 2012 Cuma 15:23
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Açıklayıcı
UĞUR CANBOLAT
Merhaba Çok açıklayıcı bir yazı olmuş. Konuya ilgi duyanlar tarafından muhakkak okunmalıdır. Teşekkürler
04 Eylül 2012 Salı 18:31
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri