Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

MİHNETLİ VE BELALI BİR YERDİR BURASI

19 Temmuz 2012 Perşembe

Hayat akıyor. Hayat kalabalık. Kalabalıklar içinde bir yalnız. Sadece yaşıyor. Soluğu nefes alarak. Nefesi nefessiz kalarak.

Yürüyorum... Nereye gittiğimi bilmeden. Ne yolum belli ne yordamım. Sadece yürüyen ve nefes alan cismani bir şey olmak bu alemde…

Abadi bir kağıt önümde. Öyle değerli. Yazdıklarım mesnetsiz., dengesiz, muallak ve muhakkak fahri alemde.

Mutlaklarım belkileri yalancı çıkarmakla meşgul...

Sıfır yüklüyüm. Herkes kendi doldursun ben’’ im içimi. Ne iyiyim ne kötü. Ne mutlu ne mutsuz. Öylesine bir yaşam değil benimkisi. Omuzlarını salıvermiş rüzgarda saçlarıyla beraber. Ne geçmişe kederli, ne geleceğe kaygılı…Öyle umarsız duran, yaşayan ve nefes alan her şeye…

 

Şehirde kekremsi jargonlar. Keskin egsoz kokuları. Yeşile 3 dakika kala kornaya basan aceleci adamlar. Durmak istiyorum o anda. Ben durayım her şey aksın istiyorum. İnsan.. Yol…Zaman.. Aksın gitsin ben beklerken burada. Kötü olan ne varsa aksın gitsin. ..

Kadına ters, şoför olanına düşman sürücüler. Her şeye düşman olayım istiyorum. Sevmekten yorulmuş üzgün bedenimde, sevmeye hasret bir ruh olayım istiyorum...

Olamamakla ölememek arasındayım. Şizofren dalgalar depresif denizlerde. Olmakla kuşku duymak arasında bir yerde...

Bir taksici. Yağmur yağıyor yavaştan. Bir bulut yukarda. Yükünü indirememekten sıkıntılı, tabiata düşman benden çıkarıyor hıncını. Bir taksici yağmurda. Derinliğe doğru bir adam. Öyküsünden mütevellit zalım mı zalım bir babanın oğlu imiş. Annesi 5 dakika geç kalsa 5 kırbaç vururmuş küçük bedenine. Taksici zalım...

Taksici derinliğe doğru bir adam. Çocukluğunda, çocukluğa aşık olmuş adamlardan. Mahallede bir afet-i devrana. Mahallenin dalga geçtiği, bir köşeye sinmiş ‘’rağmen’’ i o yaşa rağmen sindirmiş. Çocukluğunun en katil aşkını yaşarken çocuklara rağmen sevmeyi de öğrenivermiş. En masum düşmanlarla baş etmenin bir yolu varken, sevdiceğini bırakmış da gitmiş...

Taksici zalım. Öykü hep içinde. Hiç bitmemiş hep yaşamış yine onca yıla ‘’rağmen ‘’. Yine de zifir sigara dumanı içinde bir buruk hal. Bir yetimlik taksinin içinde...

İniyor yürüyorum. Sadece yürüyen bedenim, ruhumdan geçmekle geçmemek arasında.

Çocukken nasıl acırdım... Düşünüyorum ısrarla. Zihnimin ecnebi girdaplarında dolaşıyorum. Nasıl kanardım çocukken. Nasıl yara alırdım. Hatırlamıyorum..

Leşk kokusu, düş korkusu… Ve bebek kokusu kadar zıt sonum.

Taksici kadar hazin öyküm.

Acısını yaşadığımın acımı yaşamadan gidişini düşünüyorum.Hatırlamak daha kolay. Zihnim zorlamaya gelmiyor şuan. Gidişini, gidişindeki öylesine oluşu düşünüyorum.

Bir hoş seda komadan gitti. Acımadan acıtarak gitti. Hiçti onda her şey. Öyle kolay öyle sıradandı hayat. Basit düşün dedi bana. Abartma basit düşün. Aşk başlar aşk biter.. Basit düşün. Aşk nasıl basit düşünülürdü bilemedim. Belki bundan gitti. Basit düşünemediğim için.

''Yumuşacık bir yürek lazımdı belki ondan gitti. Bilindik kıyıların sığ sularında açılmadan yaşamaktı güvende olmak ona göre. Bir martıya bakmadan, ekmek atmadan, okyanusun mavisine uzaktan bakarak yaşamaktı...''

''Uzak uzak ülkelere beraber yürüyerek gidemeyeceğimizden gitti. Açık denizlerden habersiz bir balık. Yalçın tepelerden uzak bir martı. Benim için korkak. Herkes gibi her yerdeki insan olduğundan gitti. Geçemeyeceği köprülerin düşleyemeyeceği mavilerinin korkaklığından gitti.‘’

Acı çeken taraf daha sevimli olur diye acı çekermiş gibi yapıp gitti. Vefasızdı gitti yıkılmış bir ağaç gibi ömrüme devrile devrile… 

Edepsiz dalgalara edebimden tahammül ettim ondan sonra. Ondan sonra bir şey yok sansam da yeniden başlamaktı hayat şimdi. Hayat şimdi nefesimin nefes almasından ibaretti.

Dua etmeden evvel bağışlamak, vazgeçmeden evvel çabalamak,ölmeden evvel yaşamak için çabam. Çabam hiç içinde bir şey olmak için.

Mihnetli ve belalı bir yerdir olduğum yer. Sonunuzu bildiğiniz halde yaşamaktan öte duramadığımız belalı bir Fırat. Bir kerbela..

Sevmek nedir.. Gitmek ve yitmek nedir bilmiyorum. Bildiğim ne varsa hepsi yanlış. Hepsi baki…Unuttum bildiklerimi. Yeniden defter..Yeniden silgi.. Yontmaya traş yeniden… Alnım terlesin. Emeklerim hep boşa ve hep yeniden…Yeniden sayfa ve yeniden bir kez daha…

Yoruldum ama tepe uzak.. Yol uzak.. Gece olmadan yola düşmek lazım. Gün kararmadan bir köye varmak lazım...

Şimdi sen hayat. Söyle bana..

Ceylana ne ettin. Yüreğime inen ceylana.. Gece yüreğime inen ceylana ne ettin. Yaralandı da mı kaçtı ceylan.. Yoksa ardını dönüp mü gitti. Canı yanmış, yara almış… Avcı vurmuş yüreği kanamış bedeninden evvel...

Ceylanı nereye koyduğun değil ki önemli olan. Ceylanın kendini nerde hissettiği. Ceylan ölmüş. Yaralanmadan, umursamadan yüreğim için ölmüş...

Mihnetli ve belalı bir yerdi yüreğimdeki Fırat'ın kıyısı. Kerbela’nın ötesi, Küfe'nin berisi. Ceylan vurmak yasaktı. Kan dökmek yasaktı…

Bir büyü edilmiş ceylana. Ta Harud ve Marud' dan kalma. Öyle eski. Öyle çarpık bacakları. Dans eder dehlizlerde.Yıllar olmuş bozulmamış bu büyü. Beni bulmuş. Bana aksi.. Bana ters..

Leş kokusu, düş korkusu ve bebek kokusu… Öyle zıt sonum…Bir ihtilal yüreğimde. Bir devrim. Hangisi devrik, hangisi galip bilmediğim….

Lunaparkta unutulmuş yüreğim. Gelen olmamış bulmaya..

Bana gidecek bir yer söyle.. Uzak uzak.. Yeni yeni bir yer olsun.. Olur mu dersin ? Olsa ya…

 

19.727 Kişi Bunu Takip Ediyor

Twıtterde Takip Et: https://twitter.com/BetulKrsn

Bizi facebookta bulun :http://www.facebook.com/#!/betul.kursun.505

 

 

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5358 defa okunmuştur
Acılarımıza meftunuz...
Galip
Kendimize, her acıdan farklı bir görüntüye bürünmüş başka başka yüzlerimizin her birine meftunuzdur. Her sabah yataktan kalkıp aynaya her bakışımızda yeni bir tanesini takarız faniler dünyasında yabancılık çekmeyelim diye. Aklımızsa her daim zihnimizin dehlizlerinde dolanır. Baktığı yüzlerin, gördüğü renklerin, aldığı kokuların, duyduğu seslerin, okuduğu sözcüklerin başka başka anlamları varmış gibi, simyacı ustalığına bürünürde, kendi yüzünü bulup çıkarmaya çalışır. Kayboluruz da bazen bu girdabın içinde, yüzlerinde anlam taşımayanlar deli olduğumuzu düşünürler. Bilmezler ki gülümsemişsek yüzlerine, açmışsak kulaklarımızı sözcüklerine, gözlerinin derinliğine dalmışsak, acıların sokağına uğramadan öncekiliğimizi arayışımızdandır. Hatta yüreğimizi de salarız ortalığa, açık ederiz yaralarımızı… Ama duyduğumuz sessiz bir iniltiden başka bir şey değildir taa Süleyman zamanından, yazıdan bile eski bir sevda çığlığı…
27 Temmuz 2012 Cuma 05:01
Beğendim (3)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
..
Öylesine Birisi
Yazının nasıl yazıldığının önemi yok..Gözlerine bulaşmış bu yazı...Sen olmuş çıkmış..
20 Temmuz 2012 Cuma 17:38
Beğendim (4)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Hissiyât
Aydın Çakırtaş
Elinize sağlık Betül kardeşim. Hissiyatımıza tercüman olmuşsunuz. Hayırlı Ramazanlar
20 Temmuz 2012 Cuma 00:32
Beğendim (5)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
DUYGU VE YÜK
UĞUR CANBOLAT
Merhaba arkadaşım... Tam da kitabın ortasından yazılan bir yazı... Hayatı sırtlanmışlık var.Kelama gelmeyecek kadar ağır ve hüzne bulanmış yaşadığımız hayatı nasıl kelimelerle hapsetmişsiniz. Kutlarım
19 Temmuz 2012 Perşembe 16:38
Beğendim (6)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri