Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

MİHRİBAN OLMAK MI, MİHRİBAN YAZMAK MI ZOR

20 Ekim 2012 Cumartesi

İkisi de zor elbet… Olmak da zor... Olanın gerdanına bu incileri dizivermek de…

Mihriban' ı ilk dinlediğimde ''Mihriban'' olmak istediğim yaştaydım.. Yeni yetme bir kız çocuğu ne kadar hayransa buna, öyle hayrandım.

Bu gün hala Mihriban olmak istediğim yaştayım...Ne büyüdüm, ne olduğum gibi kaldım…

Şaşardık cümlesine, cümlemiz tüm Mihribanların. Adımızın baş harfinden yazılan uyduruktan sözlere bile razıydık oysa...Mihriban olmak ne hayale ne de akla... Ne o gün ne sonrasında hiç olamadık, olamazdık…

Şehre bulaşmışsa bir öykü, artık Mihriban olması mümkün değildi çünkü..

Bazılarının kaderi yalnızca ''Mihriban'' doğmaktır. Sonradan gülmeyen bir yazgıya uzanır hikayeleri. Kendi hikayesini, yanında el''den bir adam, el''den adamdan doğmuş yürek paresi kızancıklarla dinlemiştir muhtemelen...
Bu dizeleri, adına yazılmış bu dizeleri okurken, dinlerken kimselere diyemeyeceği bir sırrın dillendirilmesinden küçücük ödü kopmuştur. Nasıl yükler binmiştir üstüne. Biri duyarsa'dan mütevellit hem bağır acısı, hem yürek yarası korkuyla harman oluvermiştir...

Yazık Mihriban olana.. Ne yazık.. Ne acı..

Mihribanlar dağ aşar köylerde, başka sevdalara yelken açmasalardı yazar mıydı hiç sevdalıları bunca dize.
Mihriban olmak kavuşmanın adı olsaydı bunca zaman düştüğü her yüreği yakar mıydı…

Ben yalnızca ‘’Mihriban’’ olmayı dilerdim bu hayatta… Herkes için ‘’ hiçbir şey’’ biri için ‘’ Mihriban’’ olabilmeyi dilerdim…

Kavuşamasam da…  Bir dağın ardında, kocaman bir dağın ardında, bir ''oy gelin '' türküsü olsam da... Titreyen, lambada titreyen her alev ışığında yansa da ciğerim, kerpiçten oyma bir camın önünde...
Yanmak, taş basmak, ama Mihriban olmak isterdim. Ben bir kez Mihriban olmak için ömrümü bu acıya düçar ederdim...

Saçlarımı, sarı saçlarımı gönlüne ilmek ilmek ören, ören de çözmeyen, bir sevda derdinde idim her zaman. Derdim hep aşk ile oldu. Allah’ a götüren bir Mihriban, Hep Allah’ta kaldıran bir Mihriban olmak idi arzum...

Neden olmasındı… Ama olmadı...

Mihribanlar tertemizdi… Şehirsiz,Eksozsuz... Masalarda mezelere yazılan şiirlerden, güzellerden değildi. Belki güzel dahi değildi..

Mihriban...
Bir dağ çobanının, iki keçi bir post ile hayatını sürdürecek kadar kanaat öyküsünde, uzaklara bakıp dalınacak bir hikayeydi...

Mihriban bu köyün Emine'si olan, Ayşe'si olan her ahuya çaba sarfedilmeden, şair olunmadan da yazılabilecek tüm şiirlerin adı idi.

Aşkın, dokunulmadan, nefesi de alınmadan da yaşanacağını, gerçekten yaşanacağının delili, kömür gözlere buğunun bir diğer deyişi idi...

Ben Mihriban olmak istedim sadece... Herkes için hiçbir şey… Biri için Mihriban...

Masum, kirlenmemiş ve kavuşulmamış bir aşkın adı kadar kutsal, ömrünce tatmadığın bir şeyi, herhangi bir şeyi aynı aşkla, aynı merak ve istekle aramak istemenin, hep aynı şekilde özlemenin diğer adı idi.

Ben hep, beni şair edeni sevdim. Üstad gibi beni şair edeni... Ben hiç bana şiirler yazanı sevmedim. Beni adam edeni, bana yazık edeni, beni şair edeni sevdim…

Adıma yazılmış üç-beş satır yoktur kainatta. Adımdan sonra geriye biyografim kalır. Soğuk, oldukca akademik bir kronolojidir yazılması münasip görülen.
Denizlere açılan bir gemi gören olmadı gözlerimde.

Oysa ben, düdük çalmadan geçen bir gemiye dahi yazacak üç beş satır buldum hep.

Oysa ben, denize bakmayan, martılara ekmek atmayan derinliksiz gözlere mısralı, uyaklı şiirler yazdım onlarca. Ne duyan oldu sesimi ne dinleyen. Sözlerim boşlukta bir yitiş, bir afaki serzeniş oldu yalnızca.

Ne şiir yazan… Ne de yazdığımı anlayan…

Ben yalnızca Mihriban olmayı istedim bu hayatta. Saçları sarı olmayan, hatta adı dahi Mihriban olmayan, hiçbir zaman Mihriban olmayan, bir ahu dilbere yazılmış bu satırların bir halini, biri de benim çirkin mi çirkin suretime yazsın istedim...

Bizim buralarda herkes şairdir derdi üstad. Sizin oralarda herkes de Mihriban mı diye sormak isterdim üstada bir defa. Bunca şaire bir Mihriban düşer mi sizin oralarda. Yoksa sizin oralarda her Abdurrahman, bir Mihriban’a olsa da olmasa da sevdalanıp şiirler mi yazar ukbada.

Pörsümüş saçları, bukle bukle görebilen bir üstad ne kadar masumsa, elleri nasırlı Mihriban o kadar masumdu nasılsa...

Eskiyip yenide yiten olsaydım, unutulan olsaydım . Ama Mihriban olsaydım bir kez. Bir yerde, bir keresinde…

Şimdi tekrardan... Olmak mı zor… Yazmak mı..

Not:  Bu yazı, Sayın Burak Kılıçaslan arkadaşımızın Karakoç’a Vefa adı altındaki kitap çalışması için yazılmış, ancak Karakoç’un ailesinin izin vermemesi üzerine kitabın basımı yapılamamıştır.

Bize ulaşın :

https://www.facebook.com/Betulkursunfan?ref=hl

https://twitter.com/BetulKrsn

betul.kursun@hotmail.com

  

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5686 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri