Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

NE ORALIYIZ NE BURALI

04 Şubat 2011 Cuma

Ben 4 katlı bir evin 3. katında, orta gelirli, belki memur, belki işçi, belki kendi yağında kavrulan bir tabire nazır bir ailenin çocuğuyum. Annem bir ev sahibi olmak adına gençliğini heba etmiş, babam bunun gereksiz olduğunun savaşını vermiş ömür emekliliğe dayanana dek. Belki de tam tersi olmuştur. Annem, babaannemin tabiri ile har vurup harman savuran bir gelin, babam evi döndürmeye çalışan elleri nasırlı bir eve ekmek getirici…

Ben Türkiye’nin bilmem hangi mahalle, hangi sokağında ikamet eden, anne babasının birbirini sevip sevmediğinden bir türlü emin olamayan bir okul çocuğuyum. Büyüdüm çocukluğumda boşluklar doğurarak.

Bu mahallede model bir kız çocuğu belirlendi bilinmeyen bir konsey tarafından. Model kıza ( bu evin ablası/abisi de olabilir ) mahallenin her çocuğu uygulandı acımasızca.

Elimden 13 yaşında alındı bisikletim. Çünkü karşı komşu Emine teyze karşıydı bu duruma. 13 yaşındaki tüm yaşıtlarım, ellerinde kaneviçeden yılanlı bahçe, küstüm yastığı modellerini işlemekle meşgulken, benim bisiklet peşinde koşmam mahallece ayıptan sayılan hallerden. Balkon demirlerinin ince tellerinden bakarım, sokakta hala küçük olabilme şansı ellerinden alınmamış çocuklara. ‘’Ne zaman büyüdüm’’de akar gözyaşlarım mavi ayıcığımın plastikten yapılma burnuna.

Sokakta erkeklerle misket oynama keyfi, aklımıza küçücükken katılan fesatlarla çekip çıkarılır hayatımızdan. Çocuk da olsa erkek ve kız çocukları aynı sek sekte arka arkasına zıplayamaz nede olsa. Kız çocuğu olmak demek hayalsiz olmak demek bu mahallede. Karşı komşu kızı gibi olmak zorunluluğu ile büyür bu mahallede çocuklar.

Ben Türkiye’nin bilmem hangi mahalle, bilmem kaç sokağında, belki 3 belki 4 kardeşi, belki anneannesi, belki babaannesi ile odasını paylaşmış da büyümüş bir çocuğum. Üzerimde mahalleli Ayşe teyzeler dahil, tüm hemşehri ve ebeveynlerimin karar alma ve kılma hakkı var. Kaç kişi tarafından yönlenir çocukluğum daha sayacak yaşta değilim. Benden önceki kardeşlerim hamarat iseler daha zor benim durumum. Onlardan farklı olabileceğim anlaşılmaz asla. Mutfakta başarılı isem dile gelir büyüklerimce başarım. Başka başka kişilikler olma hakkı verilmez bana.

Ben anne babası kavga edip, ayrılık kelimeleri dile alınınca, yüreği ağzına gelen çocuğum. Bu sevgisizlikle büyümektense 2 ayrı sevgiyle büyümenin mantığını kavrayamaz küçücük yüreğim. Her an, anne babamın beni sevmediğinden korkarım çocuk aklımla. Aklımda hep gitmek var, yitmek var. Sevildiğim bir ülkeye. Sevildiğim bir şehre. Sevildiğim bir mahalleye…

Seni seviyorum dememiş bana annem. ‘’Bunu söylemek de neyin nesi. Tövbe tövbe daha ne günler göreceğiz’’  …  Anne işte çocuğunu sever. Anne-evlat klasik bir betimleme. Ben büyümüşüm. Bir kez seni seviyorum dememiş annem.

 

Ben zorla dindar edilen bir çocuğum belki. Edinilme seçme hakkım elimden alınmış. Büyümüşüm inançsal boşluklarla. Ol demişler olmuşum. ‘’Dindar ol’’ ‘’Olunur mu ki ol demekle’’ diye kimse düşünmemiş. Çünkü dindardı benim modelim. Model başını örtmüş 5. sınıf sonunda. Gururla taşımam gerekeni utana sıkıla örtmüşüm ben de 5 den çıkınca, model uyarınca. Sokağa çıkmamışım utancımdan. Örtünmek böyle olmamalı da küçücük beynim.

 

Oysa bir tatlı söze tavım. İsmimin sonuna eklenen bir ‘’can’’ a tamamım. O denli kolay ki… Bir sarışa bir öpüşe kandırılır çocuk yüreğim.

Oysa kanmamı da umursayan yok bu bencil mahallede.

 

Anne babam büyüyünce şikayetci mutsuzluğumdan. Büyümüşüm. Boşluklarım da büyümüş benle beraber. Bir türlü yerine dolmayan bir şey var içimde. Sonrasında onlarca dostum olmuş. Herkesçe sevilmişim, herkesi sevmişim. Başarılara koşmuşum hayatta. Ama her daim dolmayan bir boşluk içimde. Her şey tastamam bir şey eksik işte. Ne olduğunu kavrayamadığım, yok yok, aslında bal gibi de kavradığım, ama inanmamaya çalıştığım… Kocaman bir boşluk en derinlerde…

 

Yaptırılan her şey ‘’çocuk nasılsa’’ mantığında başıma vura vura yaptırılmış. Kimse bana sormamış ne isterim diye. Belki istediklerimi gizli gizli yapmışım. Herkesten saklı sırlarım olmuş daha çocuk çağımda. Boyumdan büyük işlere, sırlara bulaşmışım.

 

Şimdi büyümüşüm. Model de büyümüş. Ben de mutsuzum model de.  Yıllar geçmiş. Kimse düşünmemiş model mi yanlış uygulama mı diye.

Ben Türkiye’nin bilmem hangi mahallesi, bilmem kaçıncı sokağında oturan, belki memur, belki işçi, belki bir çiftçi çocuğuyum. ‘’Oku’’ demiş ailem. ‘’Dindar ol’’ demiş annem ‘’oku’’ demiş babam. Sıkışmış kalmışım mahalleyle okul arasında. Eğitimli annemle, eğitimsiz babam arasında… Belki de tam tersi… Büyümüşüm… Ne dindar olabilmişim ne okumuş. Hepsi yarım yamalak. Vicdanımla inancım, ruhumla beynim, sıkışmış kalmış mülteci kamplarında. Ne olabilmişim ne ölebilmişim. Ne oralıyım ne buralı… Benden ne istemişler ben ne olmuşum. Zaten anlamamışım ne olmamı istediklerini. Ol demişler sadece. ‘’İyi bir insan ol’’ İyi bir insan olmak ne demek bunu da bilmiyoruz zaten mahallece.

Büyümüşüm. Hatalarım büyümüş. Seçimlerim yanlış gidişatım yanlış. Ama boş vermişim her şeye. Modele uyarlandığım onca yıla inat, önce tüm modellere ve tüm insanlığa boş vermişim. Ayıplanmayı, kınanmayı çıkarmışım evvela lugatımdan. Sadece kendim olma hakkımı kullanıyorum sonuna dek. Ne mahalleli umrumda, ne Emine teyze. Yalnızca ben olmuşum. Bencil ve egolarla döşeli. Yalnızca ben mutluğuna adamışım kendimi.

13 yaşında elimden alınan bisikletimin intikamı belki.

Bu mahallenin cemil cümlesi mutsuz çocuklarından biriyim sadece.

Şimdi büyükler. Suçlamaya hakkınız var mı bu çocuğu. Yetişen her çocuk ebeveynlerin eseri değil midir ?

Ve;

HANGİ SANATKAR ESERİNDEN ŞİKAYET ETME HAKKINA SAHİPTİR ?

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6468 defa okunmuştur
EKSİK KALAN ANILAR UMUTSUZ YARINLARDAN
Abdullah Kılıçarslan
Mahalle baskısı kavramını şiddetli bir şekilde reddeden; islamı kendine, örfüne ve ananesine uyduran taklitçi müslümanlar olarak yetştirdiğimiz fidanların vebalini, peygamberi metoddan uzak ,sevgisiz basmakalıpçı bir uslupla yetiştiren bizler cenabı hakkın huzurunda nasıl utanmadan savunabileceğiz ? 'Elalem ne der?' ci annem ,islamı namaz kılmaktan ibaret zanneden ve ailesine duygusuz davranan babam,zevkin doruklarına ulaşmak için herşeyi mübah gören iş arkadaşlarım ve tanıdıklarım kurmuşlar düzenini, ne diye şimdi rahatları bozulsun ki...
23 Şubat 2011 Çarşamba 11:44
Beğendim (2)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri