Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Betül KURŞUN

ÖĞRETMENLERİ ELEŞTİREBİLME HAKKI

10 Ekim 2011 Pazartesi

Bu yazım sevgili öğretmenlere. Bu kez, kırk yıl kölesi olunacak ve okul bitince hatra dahi gelmeyecek iki grup öğretmen için yazıyorum. Bu yazımı okuyan tüm öğretmen arkadaşların da evvela kendilerini bu iki gruptan birine dahil etmelerini, gereksiz alınganlıklara kapılmamalarını rica ediyorum. Her meslek grubunu iyiler ve kötüler olarak ayırdım edebilme ve eleştirebilme hakkımız var diye düşünüyorum.

Aslına bakarsanız eğitim mefhumu herkesin kolayca yorum yapabileceği tek konudur . Çünkü her hayatın yolu, en az 5 yıl okuldan geçmekle beraber bazen bu süre 20 yıl ve üstüne kadar uzanabilir. Ben deniz 7 yaşında başladığım eğitim hayatımı 27 yaşında olmama rağmen halen devam ettirmekteyim. Hala öğrenciyim. Ve halen istediğim yerde değilim. 20 yılda sayısız öğretmen gördüm. 3 yıl ücretli öğretmen olmam hasebi ile de arkadaşlarımızla meslektaş olduğum kısa bir deneyim de yaşadım.

İlk olarak ataması yapılmayan öğretmenlerden bahsetmek istiyorum. Ataması yapılmayan bölümler, tek olmamakla beraber genelde meslek dersi öğretmenlikleridir. Bunun yanında edebiyat, fizik, kimya biyoloji(v.b) gibi azımsanmayacak bir grup da söz konusudur. Her şeyden evvel şunu bilmemiz gerekir;  Öğretmen ihtiyacı öğrencinin meyiline göre kendiliğinden şekillenir. Aile ve öğrenci hangi okul ve bölümleri tercih ediyor ise, o bölüm öğretmenlerinin atanması ve iş bulması kolaylaşır.  Meslek dersi öğretmenlerinde atama ihtiyacı doğmamasında bir suçlu var ise, devlet değil çocuğunu artık meslek liselerine göndermek istemeyen velilerdir. Bu da elbette bir suç değil tercihtir. Ataması olan ancak hala atanamayan ve yine ancak eninde sonunda atanacak bölümlerde ise devlete yükleyeceğimiz en büyük suç vakti zamanında öğrenci-öğretmen-ihtiyaç-üniversite kontenjanı arasındaki dengeyi kuramamış olmasıdır. Ve bugüne dek eğitimi atıl hale getirip reform değerinde bir yeniliğe gitmemesidir. (Dip not)

Yine ataması olan bölümlerden sınıf öğretmenlerinin atamasının kolay olması şundan sebebtir ki ; ilköğretim seçmeli değildir. 

Diğer bölümlerde ise neden atanamıyoruz diye söylenmek çözüme yakın olmak demek değildir. Her bir arkadaşımız atanamayacaklarını bilerek bu bölümleri tercih etmişlerdir. Bu nedenle sonunu başından bildiğimiz bir masalda külkedisinin üvey kardeşine kızmak çok mantıklı olmaz.

Ardından şu soru geliyor. ‘’ O zaman bu bölümler neden açılıyor ?’’

Araştırırsak bu bölüm alımlarının yavaş yavaş azaldığını göreceğiz. Ayrıca bu bölümleri tek seferde, tamamen kapatmak demek tüm meslek lisesi mezunu arkadaşların üniversite yolunu kapatmak demek olur.

Bunun için ;

Ya bu bölümleri tercih etmeyeceğiz, veyahut tercih ediyorsak atanamayacağımızı bileceğiz ki her şeye körü körüne küsmeyelim.

Diğer bir husus ücretli öğretmenler. Lise ve yüksekokul mezunlarına öğretmenlik yaptırıldığını söyleyen arkadaşlara faydalı olabileceğini düşünerek şunu hatırlatmak istiyorum. Ücretli öğretmen alımı yapılırken 4 yıl fakülte mezunu (evvela eğitim fakültesi) başvurularından alıma başlanır.  Yetişmediği ve başvuru olmadığı yerde yüksekokul ve liseye kadar düşebilir. Yani siz başvurursanız bu bildiğiniz okullara, Milli Eğitim size öncelik vermek zorundadır. Lakin genelde o okullar köy ve doğu okulları olduğundan kimse başvuru yapmamış ve Milli Eğitim de lise mezunu arkadaşlarımızı çalıştırmak zorunda kalmıştır.

Ücretli öğretmenlik genellikle doğuda ve köylerde uygulanır. Bunun nedeni oraya kadrolu öğretmeni gönderememe ve giden her öğretmenin de göreve başladığı ilk gün ‘’köyden memlekete nasıl giderim’’ hesapları yapmasından kaynaklı olabilir mi diye de düşünmekten kendimi alamıyorum doğrusu. Köyden gitmek uğruna kağıt üzeri nikah yapan(eş durumu tayinden faydalanmak için) arkadaşlardan ise hiç bahsetmiyorum. Başka bölüm mezunu ücretli öğretmenlere bu denli kızgın olan arkadaşlarımız tek dilekçe ile onların yerine geçebilirler. ( Başvuru süresinde)

Özellikle köy okullarında 5. Sınıf çocuğu 6 öğretmen değiştirmiş ise ve 3. Sınıfa gelmiş bir öğrenci hala okuma yazma bilmiyorsa sistemde ve eğitimcide bir sorun var demektir. Dönem yarısında özür tayini ile, öğrenciyi öğretmensiz bırakan devlet ne kadar suçlu ise, ardında yarım bıraktığı çocukları düşünmeden giden öğretmen de o kadar suçludur. Herkes elini vicdanına koymalı ve kendine şu soruyu sormalıdır ’’ kendi çocuğumun öğretmeninin 1. sınıfın 1. döneminde gitmesini ister miydim ?  İşte bu sorunun cevabı herkesin vicdanına aittir ve tek doğru cevaptır. Bugüne dek yapılan dönem yarısında özür gurubu tayini bana göre tam bir fiyaskodur. Hiçbir öğrenci 5 yıllık ilköğrenimde 6 kez öğretmen değiştirmeyi hak etmez. Bu çocuktan da hak edilen başarı beklenemez.  Elbette ki eğitimcinin çocuğu da babasız kalmayı haketmez. O zaman hayat planlarımızı mesleki şartlarımıza göre yapmak daha doğru olacaktır.

Diğer çok tartışılan konu Kpss’nin gereksiz olduğudur. Şahsım adına KPSS ‘yi gereksiz bulmuyorum. Yeni nesli şekillendirecek olan birinin bu sınavı geçebilmesi gerektiğini düşünüyorum. Hatta ben eğitim işini çok önemsediğim için üniversiteye giriş puanlarının da çok yüksek ve eğitimlerinin de zor olması taraftarıyım.

Yeni Milli Eğitim tasarısındaki, ''öğretmene eğitim ve sınav uygulaması'' gereğince yapılır ise ( ki inanmıyorum yapılabileceğine) faydalı bir uygulama olabilir. Eğitimci yalnızca fakültede aldığı bilgi ile bir ömrü geçirmemelidir. Eğitimci her yeni bilgiyi kazanmalı, edindirmeli ve kendini sürekli yenilemelidir.

Şimdi bu yazıyı okuyan herkesten öğretim hayatına dönmesini istiyorum. Bütün öğretmenlerini tek tek hatırlamasını. ''Kaç tanesi hayatlarımızda iz bıraktı'' bunun cevabını aramanızı istiyorum. Kaç tanesi gerçek manada maliki olduğu dersi bizimle bütünleştirdi. Kaç tanesi derse zamanında girerdi, kaçı sürekli izinli, kaçı raporlu idi. Kaçı öğretmen olmanın evvela pedagog olmaktan geçtiğini idrak edebilirdi.  Kaçı önce öğrenciyi anlamayı denerdi. Kaç tanesi bizlerin yeni nesil olduğunu ve çok önemli olduğumuzu bize hissettirdi?

Çok üzülerek söylüyorum ki benim eğitim hayatımda, böyle anımsadığım parmakla sayılacak kadar az öğretmen var. O öğretmenlerimin hala gönüllerini alıyor sevinçli haberlerimi paylaşıyorum. Diğerlerinden ''ki onlar bu yazıya çok kızanlardır'' vicdanları ile muhasebe yapmalarını diliyorum.

Sonuç olarak:

Elbette ki benim gönlümün dilediği  4 sene fakülte kapısını aşındırmış her gencin mesleğine kavuşmasıdır. Bu durumda çok yakın arkadaşlarım ve aile efradım da olduğundan herkesi anlayabiliyorum. Diliyorum ki herkes hakkını ve hak ettiğini alsın. Lakin bazen sistem suçlu değildir. Bazen bizler yanlış tercihler yaparız. Veya o dönem doğru görünen tercih üniversite bitene dek yanlışa dönüverir. Tüm bunlar nasip ve kaderdir. Ve hayatta nasipten ne bir eksik ne bir fazla gidilemeyeceğini bilmemiz gerekir. Bundan 10 sene evvel, ana sınıfı öğretmenliği diye bir meslek yokken ve tüm öğrencileri umutsuzca üniversite, lise okurken, bir anda gündeme gelen zorunlu okul öncesi projesi ile tüm mezunların hayat akışlarının tersine dönmesi de nasibe en güzel örnektir.

Kazan doğururken sevinen biz ölünce de ya nasip demeyi bilmeliyiz bazen.

Öğretmen olmak vebaldir. Hem de çok büyük bir vebaldir. Öğretmen olmak 40 dakika ders ile sınırlandırılmış bir ‘’iş’’ bir ‘’meslek’’ değildir. Öğretmenlik bir gönül işidir. Bu işe gönül vermeyen, çocuğu ve insanı sevmeyen, ve herşeyden önce öğrencilerini düşünmeyen bir insanın bu meslekte başarılı olması beklenemez.

Öğretmen olmak nesil yetiştirmek, nesli değiştirmek gücüne sahip olmak demektir. Beyaz bir sayfaya yazı yazmaktır öğretmen olmak. Ve hep o sayfada kalmaktır.

Bir öğretmen kazanılmış bir çocuğu yitirebilir, yitirilmiş bir çocuğu kazanabilir.

Bu yazım vesilesi ile  de bugünümde, mesleğimde emeği olan ve hala bugün eğitimim için çabalayan tüm öğretmenlerimin ellerinden öpüyor haklarını helal etmelerini diliyorum. Ve tüm emekdar öğretmenleri rabbim cennetle müjdelendirsin diliyorum.

Başarı yalnız Allah'tandır…

Bizi facebookta bulun :

https://www.facebook.com/#!/pages/Habername-Bet%C3%BCl-Kur%C5%9Fun/166036873419125

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6088 defa okunmuştur
SEÇİM
Eyyüp KILIÇ
arkadaşım söylediklerinizin çoğunda haklı olabilirsiniz ama şunları bilmek lazım: -türkiye de üniversite bitirmek bi defa çok kolaydır.ben şu bölüm mezunuyum yok bilmiyorum alnımda uzmanım... geç bunları -Alanına hakimsen eğer, bir seçme kriteri olan kpss de yüksek alıp görevine devam edersin. -üniversiteyi iş kapısı olarak görmeyin lütfen. -sizin kontenjanı yüksek dediğiniz bölümler yada gereksiz bölümler diye ithaf ettiğiniz branşlar hiç te sandığınız gibi değil.bu bölümleri okuyan insanların eksikliğidir.
16 Ekim 2011 Pazar 14:20
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
Etik değerler başlıklı yorum...
Selahaddin
Ayağımı çektim doktor.Etiketiniz de sizin olsun, maaşınız da. Gözümüz yok, Allaha şükür ihtiyacımız da. Yalnız ilk yazdığınız yorumu bir daha okumanızı beklerim. Ayrıca Türkçe öğretmeniniz size güzel Türkçemizi yeterince öğretememişse bunda diğer 699,999 öğretmenin suçu ne anlamadım. Gene de Allah sizi başımızdan eksik etmesin,elinize de düşürmesin..:)
08 Ekim 2011 Cumartesi 02:12
Beğendim (0)Beğenmedim (2)
YORUMUN DEVAMI
Yazık
Mehmet Emin
Selahaddin Bey,Karşılıklı zekaya dayalı insanların haklılığını medenice anlatmaya çalıştığı bi tartışmada söyleyecek bi şeyiniz olmadığı çıkış bulamadığınız için hemen ilkelliğinizi gösterdiniz.Allahıma şükür tüm öğretmenler sizin gibi değil biziyetiştiren(doktorları,mühendisleri,kaymakamları,savcıları,hakimleri)eli öpülesi adam gibi adam öğretmenlerimizde var ki memleketimiz dimdik ayakta duruyor.sizin öğrencilerinize de çok üzüldüm Allah yardımcıları olsun.
07 Ekim 2011 Cuma 21:30
Beğendim (3)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Bu maaşa bu iş acımasızlığı
Mehmet Emin
Selahaddin Bey e Selamlar,sizinle karşılaşmak içimi acıttı, çünkü sizin gibi öğretmenlerin olduğunu görmek beni çok üzdü ve karamsarlığa düşürdü.Önce memleket çocuklarına sonra da size acıdım. Kuyruğuna basılan biz değiliz. Durduk yere kimse doktorlardan bahsetmemişken ve yazının doktorlarla hiç ilgisi yokken doktor maaşlarına hasetlik eden ve hak etmediklerini söyleyen sizdiniz. Gerçi biz alışkınız sizin meslek erbabının sürekli hakim doktor savcı maaşıyla uğraşmasına. Ben meslek hayatım boyunca mesleğini hakkıyla yapmış biri olduğum için içim rahat.maaş ile özveriyi karşılaştıran sizsiniz bu maaşa bu kadar diyende sizsiniz,ayrıca hakaret içeren kelimeler kullanmanız size yakışır ben buna da cevap veremem. Kalitenizi daha fazla ortaya koymayınız ki yeni nesil öğrenciler size daha fazla saygı duysunlar.
07 Ekim 2011 Cuma 21:24
Beğendim (2)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
kendimize yakışanı yapalım..2
Emektar öğretmen
Bakanlık,devlet bize maaşı verirken al sana 1500 tl veya 2000 tl(ek ders dahil) şu işi yapacan diyor okulun şu öğrencin şu diyor,bizde tamam yaparım diyoruz maaşı cebimize alıyoruz eee sonra yok kardeşim bu maaş az yapmam mesaimden çalarım demek hırsızlıktır,bu düşünce doktor içinde olsa aynı öğretmen içinde olsa aynı veya başka meslek gruplarında da aynı,böyle söylenince nede kızılıyor anlamadım…yok köydeki kahvedeki de aynısını diyormuş,lütfen hocalarım kendinize yakışanı yapın….ayıp oluyor ama
07 Ekim 2011 Cuma 16:36
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri