Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bilgin ERDOĞAN

Islahevi Notlarından (12) Hayalname

26 Nisan 2015 Pazar

Hayalname

 (47:24) " Kur`anı tedebbür etmezler mi? ...

 Düşlerinizi kovmayın, onlar gidince belki siz kalırsınız ama artık yoksunuz demektir. (Mark Twain)

 

Kişinin kalitesi hayal ettiği şeyin kalitesini belirler ve kanımca insan hayal ettiği kadar insandır. insanın diğer hilkat kardeşleri hayal edebilme kabiliyetinden yoksundurlar.

Kafesteki aslanla hücredeki insan arasındaki fark hayal edebilmektir. Hayali olmayan kişi zamanın nesnesidir.Hayal ile kurtulur ancak insan zamanın içinde nesne olmaktan.Hayali bitenin hayatı biter. Zira hayal ile umut aynı kaynaktan beslenir.

Hayal kapasitesi düşük olan bir kimsenin, Allah’ın vahyini anlama ihtimalide düşüktür. Zira vahiy,geçmişten çok gelecekten bahseden bir hitab-ı ezelidir. Kıssaları tezekkür etmemiz için maziden bahseder ama en çok nazarları geleceğe yani kıyamete ve ahirete çevirir.Maziden bahsetmesi, oraya gidip orda kalmak için değil oradan tanık olduğumuz çağa gelip tanık olacağımız zamana hazırlık yapmamız içindir.

 Hayal melekesi mefluç olanın, ne tarihe gidip orada yaşananları anlayabilmesi ne tarihten günümüze gelebilmesi ne de geleceğe hazırlık yapabilmesi mümkündür. Hayali mefluç olan ne bidayeti bilir ne ahireti onun için muhtemeldir kaybetmesi en büyük ikram olan hidayeti.

İnsanlardaki hayal gücü gelişemediği içindir kanımca tüm zulümler ve haksızlıklar.Bir katil tasavvur edin.Şayet bu katil hayal edebilme kabiliyetine sahip olsaydı insana kıyabilir miydi? Şöyle bir tahayyül etseydi öldüreceği insanın etrafındaki insanların feryatlarını,öksüzlerin haykırışlarını,anne ve babaların çırpınışlarını ve tahayyül edebilseydi eğer akıbetini, dünyevi ve uhrevi cezaya düçar kalacağını…O, şayet gidebilseydi geleceğe doğru, suça bulasa bilirimiydi?

 Düşünün ki bir uyuşturucu bezirganı veya bir alkol tüccarı, şayet hayal edebilme melekesini çalıştırsaydı, o suçu işlemeye devam edebilirimiydi? Sarhoşluğun etkisiyle kendi öz kızına tecavüz edebilen kimseleri ve uyuşturucu bağımlısı olan nice kimsenin kendi yavrularını fuhuş pazarına çıkardığını ve o zehirin etkisiyle intihara sürüklenen nice yığınları ve çirkef içinde yaşayanları gözünde canlandıra bilseydi yapabilirimiydi bu zulümleri?

Bir mütecavizi düşünün şayet hayal melekesini çalıştıra bilseydi o haksızlığı yapabilirmiydi muhatabına? İğfal ettiği insanın, hayat boyunca çekeceği ızdırabı ve o mazlumun etrafındaki insanlara verdiği acıyı ve ruhlarda açtığı derin yarayı tahayyül edip gözünde canlandıra bilseydi o iğrençliği yapabilirmiydi?

 Sivillerin üstüne bomba yağdıran bir zalimi düşünün ! Duyabilseydi yetimlerin feryadını, görebilseydi babaların gözyaşını, hissedebilseydi annelerin acısını ve hayal edebilseydi o inen bombaların sadece canları değil hayata ait umutları da yok ettiğini acaba böyle bir ifsadın parçası olabilir miydi? Evet evet en önemli istidadımız olan hayal edebilme kabiliyetimizden bahsediyorum. Hayal edebildiğimiz kadar insanız diyorum.

Hapishaneler insanlardaki hayal gücünü perçinliyor. O küçük mapushane penceresinden dünyaya daha farklı gözlerle bakmayı öğretiyor mahkumlara hapishane tecrübesi. Her zorlukla beraber bir kolaylık var ilkesince o zor şartlar altında Rabbimizin ayrı ayrı ikramları oluyor kullarına.. Görme engelli olan bir kişinin kulak hassasiyetinin gelişmesi gibi bedeni tutsak olan bireylerde ruhen özgürleşiyorlar kanımca. Onun için vicdanlarıyla buluşuyorlar ve yine onun için hakikati buluyorlar kimileyin.

 Hücre ziyaretim sırasında beyaz bir Amerikalı benimle konuşmak istediğini söyledi.Hücreye doğru yakınlaştım ve yüzünde sanki bir mahcubiyet hissettim.Kendisi, söze nasıl başlayacağım bilmiyorum.Bana İslamdan bahseder misin? dedi. Biraz anlattım ama çok dikkatli dinlemediğini hissettim ve İslama ilgin nereden geliyor ? diye sordum. Dedi ki: "Ben özür dilemek istiyorum" sesini yükselterek.Ne oldu ki? dedim. Dedi ki: "Ben Amerikan ordusunda askerdim . Askerlik yaptığım süre içinde Afganistan da ve Bağdatta bulundum. hapishaneye üzerimde uyuşturucu buldukları için geldim ve dört yıldır buradayım ama hayatımın en karanlık yılları bu zindanda değil orduda geçirdiğim yıllardı. Müslümanlardan özür diliyorum" dedi.Vicdanının yaralı olduğunu ifade etti ve ekledi ben Müslümanları buraya girince tanıdım.İslama girip girmeyeceğimi bilmiyorum ama Müslümanları ve İslamı tanımak istiyorum içimde bu konuda ciddi bir eğilim var.Yıllarca beynimiz yıkanmış diyerek itiraflarda bulundu. Kanımı dondurmuştu yaptığı itiraflar. O mahkum ile başka bir hapishaneye transfer olurken ayak üstü görüştüm. Ne karar verdin İslam ile ilgili dedim? Kendisi geçmişte yaptıklarından tövbekar olduğunu lakin bundan sonraki hayatında vicdanlı bir Hristiyan olarak yaşayacağını söylemişti. İslamı bulamamıştı henüz lakin vicdanını bulmuş olması kısmen sevindiriciydi.

 Bu satırları ele almamın sebebinde biraz bu kişinin itirafları oldu.Hapishane, insanın hayal gücünü harekete geçiriyor.Duvarların ötesini görememek, pencereden bakınca sadece, gökyüzünü,güneşi, veya yıldızları görebilmek insanlardaki hayal gücünü geliştiriyor. Sanırım bu durum vahyin ilk indiği ortamda çöl insanındaki psikolojiye benziyor. Zira çöle çıkan bedevide yolculuğu sırasında sadece alabildiğine geniş toprakları ve gökyüzünü görebiliyordu. İnsanların zihinsel gettolarda yasaması ve diğer insanları öteki görmeleri de ayrı bir sorun. Hayal edebilmek empati yapabilmektir ayni zamanda.

 Bir gün bir hücre ziyaretim sırasında bir başka müslüman  mahkumun sözleri beni derinden etkilemişti.Yaklaşık on yedi yıldır içerde olan ve iki sene sonra çıkacak olan mahkuma iki sene sonra ne yapacağını sormustum.İçeriye girdikten sonra Müslüman olmuş bu kişi “İlk işim Mekke ye gitmek olacak” dediğinde şaşkın bakışlarımla duygulanmış ve gözyaşlarımı tutamamıştım.Zira söyle demişti “Ben bu ülkede sehadeti mi aldıktan sonra hep hayalimdir oraya gitmek ve orada ölmek.”Ben o hücrenin önünde gözyaşlarımı tutamadım ve ağladım. Evet evet o hayal edebilmeyi öğrenmişti karanlık zindanda imanın aydınlığına kavuşunca…

Bir grup hacı adayı kutsal topraklarda taksiye biniyorlar.Orada şoförlük yapan kişiye kaç defa hacca gittiğini soruyorlar. Şoför henüz gitmediğini soruyor.Şaşkınlıklarını gizleyemeyen hacı adayla,r niçin yapmadığını sorunca şoför “Kabe kaçmıyor ya bir gün giderim “ diyor

Mekke’nin göbeğinde bir şoförle hayatında hiç cami görmemiş bir mahkumun arasındaki fark tahayyül melekesini isletmekle ilgilidir diye düşünüyorum…

 Hayal edebilmek ne kadar mühimse hayal ettiğiniz şeyin kalitesi de sizin kalitenizi belirlemesi acısından önemlidir.Namütenahi hayalleri olan insanların ruh dünyaları daha zengindir.Hiç bir şeye benzemeyen herşeyden ve herkesten münezzeh ve müberra olan Allaha iman eden bir muvahhid ile gördüğü ağaca inandığı tanrıyı indirgeyen bir paganistin veya natüristin hayal gücü genişlik acısından farklı olacaktır diye düşünüyorum. Hayal gücünün ötesinde bir Allaha iman etmek tevhid inancının gereğidir.

 İnsana huzur veren hayaldir.Elinizdeki servet sizi mutlak manada mutlu etmez ancak o servet vesilesi ile yaptığınız hayaller ve o hayalleri hayata nispeten dökebilmenizdir sizi mutlu kılacak olan.Yavrunuzun varlığı sizi mutlu eder ama esas mutluluk o yavrunuzun istikbali ile ilgili yaptığınız hayaller ve o hayallerin hayata geçtiğini görmenizdir. Tek dünyalı kişi servet üzerinden hesaplar yapar ve hayalleri olur ve o hayalleri gerçekleştiği oranda mutlu olur. Çift dünyalı kimse ise yaptığı kulluğun,infakın,iyiliklerin ve çektiği zorluklar karşındaki dik duruşunun kendisini cennete götüreceğini düşünür ve mutlu olur.Tek dünyalı babanın istikbal endişesi yavrusunun bu dünya hayatına aittir. Çift dünyalı bir babanın endişesi ise daha ötelere aittir. O yavrusunun dergah-ı nezd-i Ehadiyetteki durumu için endişelenir ve duaları da o istikamettedir.

Karl Manheim, “Her ideoloji bir ütopyadır ama her hayal gerçekleşebilir...” der. Mühim olan o hayalin peşinden gidebilmek ve gereklerini yapabilmektir.İsmet Özel’in “Memleketi şairler yönetmeli” sözüne her ne kadar tebessüm etsek te aslında çok derin bir hakikatin veciz bir anlatımıdır o. Şair olanın hayalleri olur zira…Osmanlı padişahları şairdi ve onların hayalleri vardı.Onun için dört kıtada hakim oldular.

Muhafazakar bir tipin hayalleri olmaz…Onun tek endişesi mevcut halin devam edebilmesidir. O her daim böyle geldi ve böyle gidecek tarzında düşünür.Yüreğinde devrim gerçekleştirmiş olanlardır ancak toplumsal değişimlere vesile olanlar. Matematiksel formüllerin daraltıcı çerçevesinde düşünen mühendis kafalı insanların bir toplumda lider olmaları o toplumun tedennisine sebeptir. Zira tarihteki tüm sosyal dönüşümler vicdanlarında tutuşmuş aşk ile gerçekleşmiştir.Hayal edemeyen yaşadığı mekanın dışına çıkamaz. Şeriati’nin ifadesiyle o yaşadığı coğrafyanın zindanı içinde çürümeye mahkumdur.Hayal melekesini çalıştıran kişi muhacir ruhludur.Onun için bu tür kimselerin ruhunda dinamizm vardır.Büyük dönüşümler bu hicretlerin sonunda oluşmuştur çünkü her hicret bir inkılabtır. İslamoğlu’nun veciz ifadesiyle insan yüreği misak- ı milliden ibaret olmamalıdır...

 Hayalleri olmalı insanın ötelere ait. Bir kızıl elması olmalı.Hedefi, misyonu ve vizyonu olmalı.Ve korkmalı her zaman hayalleri kırmaktan…Hayalleri kırmak, umutları yıkmaktır zira…Bir insanın hayal melekesini bloke etmek ise onun hayatını mefluç etmektir...

Neslimizin hayal gücünü takviye etmekle sorumluyuz. Hayal edebilmek en büyük erdem aslında... Sadece roman yazarlarına değil siyasi liderlerede lazım hayal edebilme melekesi... Maddesinin enkazı altında kalmış şehvet kurbanı bir hedonistin hayal gücü meflûç olduğundan o sadece gününü yaşar. Kanuni, hayal gücü gelişmiş bir siyasi liderdi ki her yanda futuhata vesile oldu. Eşyanın tabiatına aykırıdır fütuhat ruhu ve hedonizm.

İslami liderlerede lazım hayal edebilme gücü. Kanımca Said Nursi`nin çağının klasik mollalarından farkı hayal melekesinin gelişmiş olmasıydı. "Şu istikbal inkılabatı içinde en yüksek ve en gür sada İslam`ın sadası olacaktır" haykırışı ve dahi Rus polisine verdiği o meşhur cevap, onun hayal gücündeki gücü gösteriyordu.

Mustafa İslamoğlu konferans için geldiği Amerikada , NewYorktaki o küçük mescidde iki büklüm şöyle bir dua ettim demişti. "Rabbim Amerikayı hidayetinle şereflendir" Sonra bize dönerek dedi ki " Bu sizce Allah için imkansız mı?"

Evet, hayal edebildiğimiz kadar varız. 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2192 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri