Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bilgin ERDOĞAN

Islahevi Notlarından (5) Renk ve insan

16 Nisan 2015 Perşembe


Renk Üzerine : Her Adem ayrı bir renk ve her Adem ayrı bir alem


“ (De ki : Hayatımız) Allah’ın rengi (ile renklenir) ! Kim (hayata) Allahtan daha güzel renk verebilir, eğer gerçekten O’na kulluk ediyorsak?(2:138 – Bakara)

“ Ve sizin için yeryüzünde yarattığı bütün o rengarenk (güzel) şeyler (Elvan); işte bunlarda da anıpta hatırda tutmasını bilen kimseler için elbette çıkarılacak dersler vardır !”(Nahl 16:13)

Her adem ayrı bir renk ve her adem ayrı bir alem….Fatır-ı Hakim olan Allah, ademlerin ve alemlerin Rabbi…Onun için “…Ve men ahsenu minallahi sıbgatten… Kim Allahtan daha güzel renk verebilir ?” vahyinde vurguladığı bir hakikat-i İlahi…Renk diskriminasyonu yapmak Allah’ın varettiği çeşitliliğe muhalif olma hali…O ne fena bir şey! Allah ile barışık olan nasıl olurda varlıkla barışık kalamaz ? Varlık bir senfoni sanki…Her renk o senfoniye nota gibi…Hangi nota’ya itirazı olur bir müzisyenin veya hangi harfe alerjisi olur bir okurun…Kainat bir kitap değil mi Katib-i Mutlak olan Rabbin varettiği ? Tek notayı yok sayana dinlediği musiki ızdırap verir ve tek harfi yadsıyan bir tek paragraf dahi okuyamaz…O halde ne haddine insanın renk ayrımcılığı yaparak varlığı dışlaması…

Sadece tek renge dahi itirazı olan kimsenin hayatı çekilmez olur. Siyahi sevmeyen geceyi, beyazı sevmeyen sabahı, kızılı sevmeyen şafağı, yeşili sevmeyen baharı, sarıyı sevmeyen güneşi  kısaca elvanı sevmeyen hayatı nasıl sevebilir? Bir kulun bir renge itirazı , bir müzisyenin bir notaya itirazına benzer. Bir renge alerjisi olan, şu evrende neyi görebilir? Lisan-ı kainat haykırıyor adeta tek renkçi olma diye?  Hatta rek ayrımcılığı yaparsan kendine zulmedersin demekte evrenin dili…

Küfür , bir rengin üzerini örtme …Onun için, her ırkçı ideoloji, küfürden bir şube…Küfür, fıtrat rengi olan “elvan” ın üzerine çalınan sentetik boya…Renk körü bu yaşadığımız  dünya…Onun için dökülen kanlar ve onun için bu kavga…Renk körlüğü, renkleri görememek değil, renklerdeki güzelliği görememektir benim lisanımda…Renkleri sevememe zilleti…Derisinin rengine göre tasnif ediliyor insanlık…”Kızılderili, Beyaz adam, Siyahlar, Sarı ırk veya Beyaz adam…” Rengin altını çizmek aynı zamanda o renge ait ırkın üstünü çizmek oluyor yaşadığımız dünyada…

Siyah rengin aşağılanması herkesçe malum bir tarihi vakıadır…Bugünün yasaları ve insan hakları beynannamesi böyle bir davranışın suç olduğunu vurgulaşa da  hayatın hücrelerine  kadar sinmiş bulunan bu önyargılar  hemen geçmiyor.Bu nefretin bir zamanlar doktrinleştiğini görüyorsunuz. On sekizinci yüzyılda yaşayan Willie Lynch isimli bir köle tüccarı, siyah ırktan maksimum faydalanmak için bir doktrin kaleme alır ve köleleri atlara benzeterek, onların hangi işkence usulleriyle daha verimli ve çalışkan hale getirilebileceğinin formüllerini anlatan bir doktrin yazar.


Böyle bir şey nasıl olur diyor insan? Bu nefretin bir arka planı olmalı…Bunun için bilinçaltlarına inmek lazım…Kadim kilise, Ahd-i Atikte (Tekvin:9:20- 27)

 Tekvin bölümünde Hz Nuh’un torunu Kenan’ın lanetlemesini siyah ırkın lanetlenmesi olarak tefsir etmiş geçmişte…Yüzyıllarca , siyah ırk lanetli bir kavim olarak algılanmış…İlgili paragraf Tekvin’de şöyle geçiyor:


“Nuh çiftçiydi, ilk bağı o dikti. Şarap içip sarhoş oldu, çadırının içinde çırılçıplak uzandı. Kenan'ın babası olan Ham babasının çıplak olduğunu görünce dışarı çıkıp iki kardeşine anlattı.Şam' la Yafet bir giysi alıp omuzlarına attılar, geri geri yürüyerek çıplak babalarını örttüler. Babalarını çıplak görmemek için yüzlerini öbür yana çevirdiler. Nuh ayilinca küçük oğlunun ne yaptığını anlayarak,  şöyle dedi: "Kenan'a lanet olsun, Köleler kölesi olsun kardeşlerine. Övgüler olsun Şam'ın Tanrısı RAB'be, Kenan Şam'a kul olsun. Tanrı Yafet'e bolluk versin, Şam'ın çadırlarında yaşasın, Kenan Yafet'e kul olsun."

Elbette, tasavvurdaki milimetrik sapmalar, düşüncede metreye ve eylemde kilometreye tekabül ettiğinden bu algı beraberinde ırkçılığı ve sömürgeciliği getirmiştir. Siyah ırkı lanetli olarak görürseniz onlardan nefret etmeniz kadar (doğal) ! ne olabilir ? Sömürmek için elbette önce sevgiyi yok edeceksiniz. Kedi dahi, yavrusunu yemeden önce fareye benzeterek yermiş derler. İnsanoğlu da içindeki vicdanın üstünü örtmek adına bir şeyler yapmak zorunda. Tarih boyunca en büyük cinayetler ve katliamlar hep kutsala fatura edilerek irtikap edilmiş ve bu utanç verici olaylar tarihin karanlık sayfalarında yerini almıştır. Zira insanoğlu, vicdanını atlayarak böylesi insanlık dışı zulümleri  hayata asla geçiremez. Kadim kilisenin, Ahdi Atık’te Tekvin bölümünde geçen o cümlenin eski kiliselerce yapılmış tefsiri ile  on sekizinci yüzyıldaki Willie Lynch doktrini arasında elbette bir ilişki var…

Tabii ki şu anda ne Willie Lynch doktrini var ne de böyle tefsirler ama bilinçaltının bazı gerçekleri kabullenmesi hemen olmayacak gibi gözüküyor. Hala bunları hatırlayanlar ve hatırlatanlar var…Birde bu hatırlatmadan rahatsız olanlar. Geçtiğimiz hafta “Şükran Günü” olması münasebetiyle Cuma günü, resmi tatildi ve Cuma namazını kıldırmak için hapishaneye gitmedim. Dolayısıyla oradaki mahkumlardan biri Cuma hutbesini verdi. Irkçılığın sosyal bir hastalık olduğunu vurguladıktan sonra Amerikan’ın karanlık tarihinden vermiş olduğu bir kaç örnek bazı kimseleri biraz tedirgin etmiş. Hafıza-i beşer nisyan ile malul olsa da tarihi okuyanlar ve geçmişte yaşanan olayları düşünenler için değil sanırım bu söz.

 

Derisinin rengini daha beyaz yapmak için defaatle ameliyat olan Micheal Jackson’ın şehadeti ile ilgili konuştuk mahkumların bazılarıyla.  Afro-Amerikan olmaları sebebiyle birazda tepkililer… Jacksona. Zira derilerinin renginin utanılacak bir şey olmadığını onlarda biliyor. Bana Jackson’ın samimiyeti ile ilgili olarak sordu birisi. İnseAllah samimidir ve şimdiye kadar yapmış oldukları cahiliyesine ait olarak kalır ve Rabbim affeder dedim.Umarım Jackson , her rengin Allah’ın bir ayeti olduğunu, şehadetiyle beraber idrak edenlerden olur. Yunus ne güzel demiş :

Yetmiş iki millete bir göz ile bakmayan

Halka müderris olsa hakikatte asidir

İslam kavram olarak üç köke izafe edilir. Teslimiyet anlamına gelen “Eslim”, Barış anlamına gelen “Silm” ve Huzur-Kurtuluş anlamına gelen “Selam”. Bu linguistik kökleri şöyle formüle eder bir müfessir : “Allah’ın ayetlerine teslim olan iç barışı yakalar ve iç barışı yakalayan huzur ve esenlik bulur” der. Huzur ve esenlik için önce insan tüm renkleri Allah’ın ayeti olarak görmeli sonra o renklerle barışabilmelidir. Öyle yaparsa ancak, huzur ve esenlik kapısı kendisine açılacaktır.

Kur’an şöyle der : “ Ve sizin için yeryüzünde yarattığı bütün o rengarenk (güzel) şeyler (Elvan); işte bunlarda da anıpta hatırda tutmasını bilen kimseler için elbette çıkarılacak dersler vardır !”(Nahl 16:13)

Demek ki renkler, Allah’ın ayetleri…İşte onları Allah’ın ayeti olarak görmeli insan öncelikle. Bu görme,  onlarla barışık olmayı o ise huzur ve esenlik içinde kalmayı sağlayacak. Ayette geçen elvan rengarenklik demek. Hayatın rengidir elvan…İman eden hayatın her rengini sevebilmeli aslında.Vuslattaki mavi kadar, hasrette ki sarıyı, beyazdaki sürur kadar siyahta ki matemi…İbni Teymiye gibi der belki de bu gerçeği gören : “Zindanım halvet, sürgünüm hicret, ölümüm şehadet”

 

Bir mahkumun hücresine doğru yaklaşmıştım yıllar önce…Huşu ile namaz kılıyordu. Bitirmesini bekledim. Selam verdi ve beni gördü. Halini sorduğumda  ben bu namazı dışarda olmaya tercih ederdim demesi beni etkilmişti.Onüç yıldır içerdeydi zira… Yine bir mahkum geçenlerde bana özgürlüğün mü yoksa dinin mi deseler binlerce yıl yatmaya razı olurum da dinimden asla dönmem diyebiliyordu. Evet evet tam şu sözün aynısı : “ İman eden zindanda dahi olsa bahtiyar ve iman etmeyen saraylarda dahi olsa bedbaht” Sokak bir saraydır zindandaki mahkuma…Saraylarda mutlu olamayanların kulakları çınlasın…

 

Renklere bir bütün olarak bakan hayatın renkleri olduğu gerçeğinin de farkına varır. Hayatın pembesi kadar karası, karası kadar beyazı olduğu gerçeğini idrak eder. Böylelikle tebessüm eder çöllerin sarışına, derya’nın mavisine ettiği kadar…Hayat ne renktir diye sorsak vahye “Rengarenktir (Elvan)” cevabını alıyoruz. Elvan, hayatın rengi…O, bu ümmetin rengi birde…Zira, kış ta beyaz, yeşil de bahar, kırmızı da yaz ve sarı da sonbahar saklı değil mi?

13 Aralık 2008

Bilgin Erdoğan

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2342 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri