Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Bilgin ERDOĞAN

İslam Medeniyetinde Kapsayıcılık ve Dışlayıcılık

28 Ocak 2015 Çarşamba

İslam Medeniyetinde Kapsayıcılık ve Dışlayıcılık

İki şeyi unut;yaptığın iyiliği ve gördüğün kötülüğü. Lokman hekim

Her inanç sisteminin kapsayıcı (inclusive) ve dışlayıcı (exclusive) takipcilerinin ve yorumlarının oldugunu biliyoruz. Kur’ana ve İslam tarihine baktığımızda bazı istisnalar dışında genelde diğer inanç sistemlerine karşı kapsayıcı ve kucaklayıcı bir yaklaşımın ağır bastığını gözlemliyoruz. Öncelikle müslümanlar için temel kaynak olan Kur’an diğer inanç sistemlerine olan baskıyı yasaklıyor.

“Hatırlat ! Sen sadece hatirlaticisin. Onlar üzerinde din dayatan bir zorba degilsin” (Gasiye 88:21-22)

Zorlama dinde yoktur. Artık doğru ile yanlış birbirinden seçilip ayrılmıştır. O halde kim tağutureddeder de Allah’a inanırsa , kesinlikle kopmaz bir kulba yapışmış olur. Zira Allah Semi (Sınırsız işiten),Alim(sınırsız bilen) dir. (Bakara: 2:256)

Yukarıdaki ayetlerin ışığıyla inşa olan İslam Medeniyeti genelde diğer inanç sistemleriyle olan iletişiminde kapsayıcı ve kucaklayıcı bir rol oynamıştır. İslam tarihine baktığımız zaman müslüman toplulukların çok kültürlü bir şekilde yasayabildiklerine şahid olmaktayız.

Endülüs Emevilerin yıllarca Yahudiler zimmi statüsünde yaşamışlardır. Hristiyan Avrupa’nin birçok yerinden daha iyi konumdaydılar. Ancak müslümanlar güçlerini kaybedince hristiyanların dominant oldukları İspanyadan Yahudiler 1492 yılında zorla göç ettirilmislerdir. Aynı durum Portekizdede 1497’de yaşanmıştır.

Endülüs,Müslümanlar-Yahudiler arasında bir çok ortak çalışmalara şahit olan  çok kültürlülük merkezi olmuştur. Ancak bazı tatsız olaylarda yaşanmıştır. Mesela Gırnata katliamı olmuş ve yaklaşık dört bin kişi bir gün içinde öldürülmüştür. Ancak uzun yıllar beraber yaşayan bu iki cemaat için çok bu olay ne kadar esef vericide olsa yüzyıllar müslümanların onlara tanıdıkları haklara şahittir.

Bu ülkelerden sürüldükten sonra Yahudi cemaatinin ekserisi Osmanlıya iltica etmişler ve Kanuni döneminden Cumhuriyet dönemine kadar zımni statüsünde barışçıl bir azınlık olarak kalmışlardır.

Osmanlı sadece Yahudilere değil her inanç mensubuna alabildiğine hoşgörülü davranmış ve onları zımni statüsünde himaye etmiştir. Sadece ehli kitabın değil Yezidilerin dahi hoşgörü ikliminde inanç hürriyeti ile yaşayabildiklerini biliyoruz. Dolayısıyla İslam tarihi bazı puruzleriyle beraber vahyin “La ikrahe fiddin” ayetini hayat sahnesinde yasatabilmistir.

"Mürted" meselesi savaş hukukuyla ilgili bir durumdur. Şayet insanlar savaş ortamında cephelerini değiştirirlerse bu durum birçok insanın zararına sonuçlanacağı için o kişiye ceza tatbik edilir ancak hür iradesiyle inancını değiştiren insanlara böyle birşeyi uygulamaya kalkmak yukardaki ayetin hükmüyle çelişir. insanların hür iradelerini, ölüm tehdidiyle bloke etmeye çalışmak insafa uygun olmaz. Ancak savaş ortamında insanlar cephe değiştirir ve karşı taraf lehinde çalışmaya başlarlarsa onları cezası elbette idam olacaktır.

Batıl düşüncelere özgürlük tanımak, batılı değil hak olanı güçlendirir. Batıl düşünceler saklı kaldığı zaman daha gizemli ve çekici olurlar. Gün yüzüne çıkmalıdır ki ona muhalif düşüncelerde ortaya çıksın. Zaten hak olan insanın hem aklına ve fitratina hemde vicdanına paraleldir. Onun için hakkı ifade edenlerin özgürlüğü kadar batılı konuşanların ozgurlugude olmalıdır. Kendi değerlerimize guveniyorsak bu konuda net olmak zorundayız. Tahkir etmemek şartıyla insanlar, fikirlerini özgürce ifade edebilmelidirler.

Said Nursi, “Hürriyet atiyye-i İlahiyedir” diyerek meşru özgürlüğün İlahi bir armağan olduğunu hatırlatmıştır. İstibdata tüm ruhuyla karşı çıkarken baskı ve diktatörce tutumların kesinlikle insaniyetle ve medeniyetle bağdaşamayacağını ifade etmiş mustebitleri vahşi hayvanata benzetmistir.Şöyle der : “Müstebit bir kurt, bîçare bir koyunu parça parça etmek, dâimâ kavî, zayıfı ezmek, hayvanların birinci düstur ve kavânîn-i esâsiyesindendir.

Said Nursi,din hürriyeti ile ilgili ise su misali veriyor. Suâl: “Meclis-i Mebusânda Hıristiyanlar, Yahudîler vardır; onların reylerinin Şeriatta ne kıymeti vardır?” Saati yapmakta veyahut makineyi işletmekte, sanatkâr bir Haço ve Berham’ın reyi mûteberdir; Şeriat reddetmediği gibi, Meclis-i Mebusândaki mesâlih-i siyâsiye ve menâfi-i iktisâdiye dahi ekserî bu kâbilden olduğundan, reddetmemek lâzım gelir. Ammâ ahkâm ve hukuk ise, zâten tebeddül etmez; tatbikat ve tercihâttır ki, meşverete ihtiyaç gösterir. Mebusların vazifesi, o ahkâm ve hukuku sû-i istimâl etmemek ve bâzı kadı ve müftülerin hilelerine meydan vermemek için bâzı kânunları yapmak, etrâfına sur etmektir. Aslın tebdiline gitmek olamaz; gidilse, intihardır.

Dolayısıyla kapsayıcılık ve dışlayıcılık noktasında İslam medeniyetinde bir dengenin olduğunu görüyoruz. inanç sistemi olarak soterilojik (Kurtuluş) açısından hakkı batildan dışlayan bir yapısı varken başka inanç sistemlerine hayat hakkı verme noktasında kapsayıcı bir niteliğinin olduğunu görüyoruz. Çünkü İslama göre “öteki‘’ başka inanç sistemlerinden olan kimseler değil sadece zalimlerdir.

Allah resulu’nun iki inanmayan amcası,(Ebu Talib ve Ebu Leheb) ile ilgili tutumu bize bu gerçeği öğretmektedir. Ebu Talib sevdiği ve saygı duyduğu ve hatta hidayete ermediği için üzüldüğü ve gözyaşı döktüğü bir kimse iken Ebu Leheb, vahyin dilinde sonsuza dek beddua edilen bir kişiliktir. Aralarındaki fark iman ve küfür değil adalet ve zulümdür.

Soterioloji (kurtuluş teorisi) açısından İslamda selamet ve kurtuluş sadece tevhide iman ve salih amel ile mümkün iken bu kurtuluş bir ırkın,mezhebin veya mesrebin değil bir imanın, duruşun ve istikametin neticesinde elde edilir. İslamoglu’nun ifadesiyle sabık olan değil sadık olan kurtulur.

Bununla beraber ahiretteki kurtuluşun olması veya olmaması bu dünyada beraber yaşamaya ve hatta onların haklarını korumaya mani değildir. Bundan dolayıdır ki gayri müslim topluluklar İslam Medeniyeti içinde bazı istisnalar hariç güven içinde yüzyıllarca yaşamışlardır.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3304 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri