Ramazan KERPETEN

Ramazan KERPETEN

BİRAZ DA MUTLULUKTAN BAHSETSEK ARTIK

Yeni bir yıla girdik, Miladi takvime göre… Ülke olarak yıl boyu krizlerden, operasyonlardan bahsettik. Yeni yıla girerken güzel şeylerden bahsedelim istiyorum..

Evet, burada yazmaya başladığımdan beri, arada hayattan, mutluluktan bahseden yazılar kaleme almak istedim.. Fakat Türkiye’deki gelişmeler o kadar baş döndürücü bir hızla ilerliyor ki ve hepsi de o kadar bütün bizleri, ülke insanımızı ilgilendiriyor ki… Onlara değinmekten, birkaç kelamlık dahi olsun bir açıklamada bulunmaktan insan kendisini alamıyor.

Şimdi, 2009 yılı için birileri “kötü geçti” diyor, ama şahsen aynı kanaatte değilim; başta onu belirtmek istiyorum. Doğru, akıl almaz eylem planları, ordu içindeki akıl almaz olaylar, soruşturmalar, operasyonlar. Bunlar iyi miydi, kötü müydü..?

T.C. demokrasisi; NATO’ya dâhil olduğu ve Özel Harekât işlerinin bünyesine eklendiği günlerden bugüne hep sancılar yaşadı. Muhtıralar, “balans ayarları”, hatta “our boys”un ihtilalleri… Bilirdik ki araba kontrolden çıkıyor, araba buzlu yola sokulmuş vaziyette bayır aşağı gidiyor ve karşıdaki duvara toslayacak! Bile bile ladesleri o kadar çok yaşadık ki! Provokasyonların ardı arkası kesilmeden yol aldığında bilirdik ki bu işin sonunda darbe var.

2002 yılından beri de kaç darbe teşebbüsü atlatmışız..! Ama bu seneyi farklı kılan bir şey vardı; yapılan provokelerin hiç birisi tutmadı.. En son Reşadiye’de denendi, daha da ters tepti; 93’deki 33 er dosyası bile açıldı. Her ne yapılsa misliyle geri tepti ve birilerinin elinde patladı. (Demek ki bırakmışız o “meret”i!)

Evet, Türkiye bir kötü alışkanlığından kurtuluyor, o da bazı komplikasyonlar yapıyor. Türkiye, militarist dayatmalara, antidemokratik uygulamalara tavır almaya, bunları bırakmaya kesin karar vermiş durumda…

Hani yıllarca sigara içmiş bir insan, bir anda sigarayı bıraktığında vücut ani bir refleks verebiliyor, bünyede bazı anormallikler yaşanabiliyor. İçenler, sigara bırakmayı çok denemişti. Mark Twain: “Sigara bırakmak çok kolaydır, biliyorum çünkü bunu 6 ayda bir denerim de ondan…” demiş. Benim babam da bıraktı bir anda sigarayı. Bana, “Bıraktım” dediğinde, ben de bu sözü hatırlatmış ve biraz istihzai olarak “Hadi bakalım” demiştim…

Babam sigarayı bırakmaya şöyle karar vermişti; ergenlik döneminden beri günde 2 paket sigara içmekte olan babam, aynı derece tiryaki bir arkadaşının bıraktığını görünce, “O yapıyorsa, ben niye yapamayayım ki” demiş ve bir anda karar verip bırakmıştı.

İlk zamanlar sıkıntılar, stresler oldu. Sonra, diş etleri çekildi, bazı dişlerini de kaybetti hatta..! Bazı sıkıntılar oldu diye tekrar sigaraya mı başlasaydı?

Evet, yıllar yılı sigara içmiş olan babam sigarayı bırakmıştı ve en az 8 yıldır da hiç içmiyor. Geceleri öksürmekten uyuyamayan, ciğerleri dumandan iş göremez hale gelmiş olan babam şimdi –maşallah diyeyim de nazar değmesin- benden daha dinç ve atik! Merdiven çıkarken soluk soluğa kalan babam şimdi merdivenleri ikişer ikişer çıkıyor.

Eğer babam, işin başında: “Yahu bu sigara bırakmak bana yaramıyor, sıkıntı yaptı, yan etkiler oldu, ben tekrar başlayayım” deyip pes etseydi, bu noktaya gelemezdi..

Şimdi Türkiye; darbecilik, hukuksuzluk, anti demokrat hallere tavır aldı. Avrupa’daki bazı ülkelere bakıp, “Onlar yapabiliyor da ben niye yapamayayım ki” dedi ve bu işlere koyuldu. Bünyede stresler, dirençler oluyor ama akıbeti hayrolacak. Umuyoruz, bu ülkenin bireyleri olarak…

Türkiye coğrafyası zor bir bölge. Yeraltı olarak deprem kuşağında. Altında türlü türlü deprem fayları geçiyor, birisi harekete geçse, diğerlerini de tetikliyor. Toprağının üstünde, insanlarının arasında da benzer bir hassasiyet var. Kürt-Türk, Alevi-Sünni, laik-Müslüman… derken, birisiyle oynayınca, diğerini de tetikleyen hadiseler oluyor. İçerdeki ve dışarıdaki bazı güçler de, ülkem insanı üzerinde operasyon yapmak istediğinde bu fay hatlarını harekete geçirmesini çok iyi biliyor. Fakat bu son operasyonların ters tepmesi, artık devranın değiştiğini gösteriyor…

Evet, biraz da mutluluktan bahsedelim diyoruz ama bir türlü bir yerinden giremiyoruz mevzuya… İsveç’teki bazı mutluluk hallerinden dem vuralım dedik kaç kere… İsveç, yer altı; büyük kayaların ve madenlerin olduğu bir ülke. O yüzden de deprem kuşağında olmayan stabil bir ülke. Toprağın üstünde de kendi haline bırakılmış müreffeh, sakin, kendi dünyasında keyifli insanlar.

Türkiye’de her gün yeni bir şok olay yaşanırken, burada insanlar işinde, eğlencesinde, hobisinde… Arada bir münferit cinayet olur, 3-4 ay bunu tartışırlar, hepsi bu. Canım ülkemde insanların ölümleri ise her gün istatistiki rakamlar halinde… Terörden, trafikten… diye.

İsveç’tekiler “acaba daha kaliteli bir hayatı nasıl yaşarız, şehrin daha ekolojik hale gelmesi için neler yapılabilir” diye kafa yorarken, canım Türkiye’mde her yeni bir gün “Acaba bugün nasıl bir hadise çıkacak, yeni bir ihtilal öncesi provokasyon olacak mı?” diye stres olmaktan kendisini alamıyor. Seçilmiş bir başbakanın, seçilmiş bir başbakan yardımcısına suikast hazırlığı ihtimali..! Onu soruşturan hâkime de ayrı bir takip! Bu kadar akıl almazlıkların yaşandığı yerde, daha keyifli ve elit yaşamın hülyası bile ne mümkün!

Bu yıl iyi geçecektir ama umarım.. Kötü alışkanlıklarını bırakan, yılların kurum bağlamış isi- pisi de bünyeden atılmaya başlamışken, daha iyi olacak diyorum. Bu vesileyle de herkesin yeni yılını kutluyor ve güzellikler diliyorum..

Şimdi ben bu temennilerde bulunuyorum ya;

Bazı arkadaşlar çıkıp: “Ne yeni yılı kardeşim! Bu yeni yıl, yılbaşı bizim kültürümüzde yok ki, hangi yeni yıldan bahsediyorsun?” diyecektir. Hatta Facebook’taki sayfamda yarım ağızla bir iyiniyet temennisinde bulunacak olduğum da, fikirlerine değer verdiğim bir dostum aynen:

“Yeni bir yıla mı girdik ki! Mesela yeni bir aya hilalle girersiniz.. Yeni bir yıla girdiğimize dair astrolojik bir işaret var m?.. Biraz şaşırdım temenninize doğrusu... Zira yeni bir yıla girdiğimiz falan yok.. Noeller de, yeni yıllar da tabiatta karşılığı olmayan batılı zaman kurguları... İlle de yeni yıl denilecekse o 21 mart ekinoks tarihidir.” demiş.

Bir yönden düşününce mantıklı..

El hak, yılbaşı gecesinde arabamla Stockholm’ün karlı caddelerinden, şehir meydanından geçerken de aynen içime şöyle doğmuştu ve yanımdaki dostuma demiştim ki:

“Yahu, böyle bir yeni yıla başlangıç mı olur hiç? Tabiat soğuğa kesilmiş, hayat adeta durmuş, donmuş… Yeni bir yıla girilecekse, bu; hayatın ve canlıların tekrar dirildiği bahar döneminde, nevruzlarda olmalı. Ağaçlar yeşilliğe durduğunda, hayvanat tekrar dirilmeye, canlanmaya başladığında bir anlamı olur yeni yıl başlangıcının.” (Kar- tipi.. yollarda yer alırken de şifayı kapıyor insan! İlaç da fayda etmiyor, illa ki yatacaksın!)

Fakat bir ölçü sistemi meselesi. Miladi takvim Hz. İsa’nın doğumuna binaen 1 Ocak’ı yeni yıl başlangıcı kabul etmiş ve bizler de Cumhuriyet ile birlikte, Hicri takvimi bırakıp Miladi’ye geçmişiz. Bu ölçüye göre yeni yıl.

Yine o dostuma yazdığım gibi diyeyim;

Miladiyi kullananların yeni yılını kutluyorum, Hicri, Rumi takvime göre, ya da ekinoksa göre de herkesin yeni yıllarını şimdiden kutlamış olayım. Gün, yıl nerede başlarsa başlasın, ülkem insanının her anı huzur ve ferah dolu olsun.

Bir hava durumu sunucusu ablamız ne derdi bir zamanlar:

“Havalar nasıl olursa olsun, sizin havanız güzel olsun”

Aynen…

Mutluluktan bahsedecektik, bir sonraki yazıya borcumuz olsun! (02 Ocak 2010)

 

Önceki ve Sonraki Yazılar
YAZIYA YORUM KAT
UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.