Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Demliyazılar

Bunda Bir İş Var..!

11.12.2009 08:15

Bunda Bir İş Var..!

              Bir zamanlar neydik di mi?

Osmanlı’da büyük bir huzur vardı. Kimse, kimsenin malında gözü olmazdı. Hırsızlık, arsızlık, sarkıntılık gibi olaylar hiç yok gibiydi.

İster Müslim, isterse de gayrimüslim tebaa olsun huzur içinde yaşarlardı.

Çünkü Osmanlı’da hoşgörü vardı ve hoşgörünün kaynağı da İslam’dı.

Osmanlı’nın topraklarını bilhassa İstanbul’u ziyarete gelen yabancılar bizim kültürümüzden, hoşgörümüzden o kadar etkilenirlerdi ki bizi örnek alırlardı.

Çünkü Osmanlı güçlü ve kuvvetliydi.

O kadar milleti bir arada tutabilecek hoşgörüsü vardı.

Ama ne yaptılar. Parçalayıp yutmaya çalıştılar.

Huzuru bozmak için her türlü melaneti yaptılar.

Şimdi de aynı olaylar var.

Türkiye’ye bir huzur geldiği zaman hemen ortalığı fitneye veriyorlar.

24 Mayıs 1993 tarihinde 33 tane fidanımız şehit oldu.

Çünkü o zamanlar Türkiyemiz’de huzur vardı.

Bu huzuru çekemeyenler hemen toplumun huzurunu ateşe verdiler.

O zaman bu olaydan yaralı olarak kurtulan Gazi Erdal Özdemir bir sorunun cevabını alamıyordu; “Bizi neden silahsız ve korumasız gönderdiniz komutanım?

Bu olayla ilgili olarak hazırladığı iddianamede Elazığ 8. Kolordu Askeri Mahkemesi Savcısı Binbaşı İnayet Taş çok ilginç ve tüyler ürpertici iddialarda bulunuyordu. Savcı Binbaşı Taş bu olayın herkesin daha önceden bildiğini söyleyerek iddianamesinde şu tespitlere yer veriyordu; Böyle bir olayın yaşanacağını herkes biliyor. Olayın meydana geldiği karayolunun güvenliğinin sağlanmasından sorumlu bulunan Bingöl İl Merkez Jandarma Komutanı Jandarma Yüzbaşı Nevzat Yıldız'ın da tesbit edilen beyanlarında, Kuruca-Bingöl karayolunda kendileri tarafından alınan tedbirlerin yeterli olmadığını bildiği, hatta 150 kişilik bir terörist grubunun iki minibüsteki erlerin indirildiği Diztepe mevkiinin çok yakınında bulunan Gökçekanat ve Çevrimpınar köyüne geldiklerini bildiği, bu durumu 21 Mayıs 1993 tarih ve İSTH: 350-54-93/3396 sayılı yazı ve ekindeki haber bildirme formuyla şöyle bildirmiştir: ‘20 Mayıs 1993 günü saat 21 sıralarında 60 kişilik bir PKK grubunun Bingöl İl Merkez Jandarma Bölük Komutanlığı'na bağlı Kırkağıl köyüne geldiklerini, burada kısa bir propaganda yaptıktan sonra Gökçekanat köyü Manço deresi mevkii istikametine gittiklerini, duyumun kaynağının güvenilir ve haberin doğru olduğu anlaşılmıştır.

Ayrıca iddianamede olaydan bir gün önceki istihbarat bilgisi de dikkat çekici; 130 kişilik PKK'lı bir grubun yolun kesildiği yere 1-7 kilometre mesafede oldukları ve yol kesmeyi planladıkları bilgisine rağmen Malatya İl Jandarma Komutanlığı'ndan 24 Mayıs 1993 günü, 16 araçla 582 jandarma erinin Bingöl'e konvoy meydana getirilmeden, eskort olmaksızın ve her aracın içerisine silahlı askerler bindirilmeksizin sevkiyatın yapıldığı görülmüştür.

1 Şubat 2009 tarihli Radikal Gazetesi’ndeki köşesinde 33 Er Olayının Ergenekon’la İlgisi başlıklı yazısında Murat Yetkin şunları kaleme almıştı;

……….

Bingöl tugay komutanlığı karargâhındaydık.

Başbakan vekili Erdal İnönü ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Doğan Güreş ile birlikte bir gün önce, 24 Mayıs 1993 günü Elazığ-Bingöl karayolunda tuzağa düşürülerek katledilen 33 erin ilk olay yeri soruşturması için bölgeye giden bir grup gazeteciydik. Hemen brifing salonuna davet edildik. Önce Olağanüstü Hal Asayiş Bölge Komutanı Korgeneral Necati Özgen bir giriş yaptı. Sonra da ayrıntıları anlatmak üzere sözü, üzeri kırmızı, mavi siyah ok ve kesik çizgilerle dolu büyük ölçekli bir haritada, elindeki çubukla göstererek bilgi verecek bir istihbarat subayına bıraktı.

             Asker taşıyan otobüs Bingöl’den Elazığ’a doğru yola çıkmıştı. Zırhlı muharebe araçları ona eşlik ediyordu. İl sınırına gelince, Elazığ’a bağlı zırhlı araçlar korumayı alacaktı. Birleşme noktasına bir süre kala bir ilden gelen zırhlı araç dönüyor, diğer ilden gelen aracın otobüsü teslim alması da belli bir süre alıyordu. Tam il sınırında otobüs kısa bir süre korumasız kalıyordu. İşte saldırı tam il sınırında, otobüsün korumasız kaldığı o kısa sürede yapılmıştı.

Ortada akla sığmayan, ikna edici olmayan bir şeyler vardı. Güreş çok kızdı. Arka sıralardaydım. “Orada boşluk olduğunu nasıl biliyorlardı?” diye bir soru sordum. Sunumu yapan subay duymazlıktan geldi, “Arz ederim komutanım” diye brifingin sona erdiğini duyurdu. Soruma yanıt alamamıştım. Yanında durduğum radyatörün borusuna tutunup üzerine çıktım. “Affedersiniz, soruma yanıt alamadım” diye yüksek sesle kendimi gösterdim. Subay “Soru yok” dedi.

Erdal İnönü rahatsız oldu, Orgeneral Güreş’e döndü, “Soru sorulmayacak mı?” diye sordu.
Güreş arkaya döndü “Kim soruyu soran?” dedi. El kaldırdım, “Orada boşluk olduğunu nasıl biliyorlardı? İstihbarat hatası mı, güvenlik hatası mı var?” diye sorumu yineledim. Güreş, subaya döndü, “Cevap ver bakalım” dedi.

İkna edici bir cevap yoktu. Güreş sinirlendi. Kalktı, Korgeneral Özgen’in kolunu tuttu, ikisi birlikte koridorun sonundaki bir odaya kapandılar. İnönü’nün canı da iyice sıkılmıştı.

……..

 

33 şehidin hâlâ hesabı verilemiyor.

Şimdi de 7 fidanımız şehid oldu.

Uzman çavuş Harun Arslanbey (Adana), Er Onur Bozdemir (Adıyaman),  Er Kemal Pide (Ordu), Er Ferit Demir (Muş), Er Yakup Mutlu (Muş), Er Cengiz Sarıbaş (Giresun) ve Er Fatih Yonca'nın (Hatay)

Her bir şehidimizin ve ailelerinin gelecekle ilgili hayalleri vardı.

Ama hayaller kana bulandı.

 

Açılımla zaten sonsuz özgürlükleri olan kalabalıklara demokrasinin nimetlerinden faydalandırmaya çalışırken,

Tam şehid haberleri sona ermiş derken,
17 cm için terör örgütünün insanlıktan nasibini alamamış yandaşları ortalığı birbirine katarken,

Diyarbakır’da nasıl öldüğü belli olmayan bir üniversite genci öldürülürken,

 7 gencimiz bir hiç uğruna canlarını verdiler.

Hem de güvenlik zaafının en az olabileceği bir yerde Reşadiye’de. Bunda da güvenlik zaafı yaşandı. Ama bilerek mi, bilmeyerek mi?

Görgü tanıkları olayı anlatırken 4-5 dakika cep telefonlarının irtibatının kesildiğini söylüyordu.

Her huzur sağlandığında Türkiye’nin karışması için birileri düğmeye basıyorlar.

Bu Osmanlı’da da böyleydi şimdi de böyle.

Türkiye’nin istikrarını istemeyen bazı güçler var.

Ne yapmaya çalışıyor?

Etnik parçalanma.

Bu topraklar üzerinde yaşayan nice Türkler ve Kürtler birbirlerine kız alıp vermişlerdir.

Türk olup da inanç farklılığı olan hiçbir güruha kız vermediğimiz halde Müslüman olduğu için Kürtlere hem kız vermişiz hem de kız almışızdır.

Hısımlık olmuştur, akrabalık olmuştur.

Et ve tırnak gibi olmuşuzdur.

Bunu fark edemeyen bazı aklı evveller bu dış güçlerin etkisinde kalmaktadır.

Eğer biz ki bu topraklar üzerinde yaşayan hangi etnik gruptan olursak olalım ferasetimizi yüksek tutmazsak bu ülkede sittin sene huzur ve istikrar sağlanmaz.

Bu huzurun ve istikrarın sağlanması için de tek sığınacağımız kapı İslam kapısıdır.

Bundan başkası yalan olur.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6176 defa okunmuştur
saçma
yıldırım kaptan
osmanlıda huzur falan yoktu kaba kuvvet vardı müslüman olmıyanların müslüman olmasını istemiyordu çünkü o zaman istediği kadar vergi alamıyordu osmanlı üreten değil hep tüketen bir imparatorluktur yaşadığı sürece tek bir üretim yapmamıştır sadece camiiler yaparak gayri müslüm ve müslüman tebaadan haraç alma görevini sürdürmüştür ki zaten batı ve doğu trakyanın galiçyanın macaristan ve yunanistanın makedonyanın ve arnavutluğun türkiyedeki gibi yüzde 99 müslüman olması gerekirdi ayrıca ortodox kilisesinide kaldırmamıştır ki hristiyanlık yok olmasın ki daha fazla vergi alabilsin aynı şekilde yahudilik içinde geçerlidir bu yalnız devlet erkanı her zaman müslüman olmaya zorunlu tutulmuştur ayrıca osmanlı tarihi iyi incelediğiniz zaman savaşsız isyansız ve zulumsüz tek bir hafta dahi geçmemiştir bunun üstüne birde hergün istanbulda törenler düznlenirdi bir günde en az olan tören sayısıda 52 dir bu yazıyı yazan şahsiyette sanki tefullahçı gladyonunağzındançıkansözlergibiyazmış düşü
30 Aralık 2009 Çarşamba 02:13
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
birlik ve beraber olmanın tam vakti..
kardelen7202
ülkemizde tam bir barışın sağlanacağı vakit bu olanlar tabiki kasıtlı ve huzuru bozmaya yönelik bir darbe.burda siz yazarla biz okurlara ve diğerlerine düşen görev barış için herkesin görevini yerine getirmesi,yani:anarşi ve teröre zemin hazırlamamalı,yapanlara engel olmalı hiç bir şey yapamıyorsa hayır konuşmalı.Ümit var olmalıyız.Güzel bir gelecek güzel türkiyemiz için.
21 Aralık 2009 Pazartesi 18:40
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
..
zbb**
cezmi bey yenı bır konu beklıyoruz yapılan atamalarla ılgılı...
17 Aralık 2009 Perşembe 11:08
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
teşekkürler
mustafa okutan
çok güzel konulara değimmişsiniz.her ülkede olduğu gibi bu ülkedede Türkiye nin hep karışık olmasını isteyen birileri var. ve her zaman olacak.biz ancak eğitimle bunları aşabiliriz.
16 Aralık 2009 Çarşamba 22:17
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
Nerdein Osmanlı
Fatih
Neredesin Osmanlı. Zulmün en büyük düşmanı, adaletin mimarı Osmanlı.
15 Aralık 2009 Salı 21:30
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri