Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Demliyazılar

Dünyada Değişen Bir şey Yok

16 Ocak 2009 Cuma

Dünyada Değişen Bir şey Yok

 Geçenlerde okumuş olduğum bir siyer kitabında dikkatimi çeken bir konu vardı. Bu konuyu siz okuyucularımla paylaşmayı uygun buldum.

Ebu'l-Hasen en-Nedvi adlı bir araştırmacının teferruatlı olarak ele aldığı ve adı Rahmet Peygamberi olan kitapta İslam'dan önceki milletlerin inanç ve sosyal bakımından durumunu da ele almış ve yabancı yazarların görüşlerini yer vermiş. Gerçi ilk ve orta öğrenimde öğrenmiş olduğumuz konuların bahsi geçen kitapta biraz daha teferruatlıca ele alınmış.

Kitapta benim en çok ilgilendiren konu Hindistan başlığı altında o zamanki insanların inançları ve sosyal açıdan ele alınışıydı. Hindistan'da halk dört sınıfa ayrılmış ve ilk üç sınıf insanları ezen ve sömüren mutlu azınlık ve diğer en alttaki sınıf da bu ilk üç sınıfı beslemekle görevli birer köle durumundaki insanlar. Bu sınıflara baktım da şu anki ülkemizdeki duruma çok benzemekte. Kıyaslama açısından size bu dört sınıfı aşağıya sıralayalım;

1.       Kâhinler ve din adamları sınıfı (Brahmanlar) – Şu anki ülkemizde mevcut bulunan ve halkın inançlarıyla oynayan, halkı istediği gibi yaşatmak istemeyen, halkın temiz duygularını kirleten medya ve sözde din adamları. –

2.       Muharipler ve askeri sınıf (Kshatriyalar) – Şu anki ülkemizde kendilerine dokunulması mahzurlu olan ve halktan kendilerini iyice soyutlaştırmış olan politikacılar ve yaldızlı kişiler. –

3.       Tarım ve ticaretle uğraşanlar sınıfı (Vaikyalar) – Şu anki ülkemizin kaymağını yiyen, ceplerini hortumlama yöntemiyle şişiren işadamları. –

4.       Hizmetçiler sınıfı (Çudralar) – Bunlar da bu üç sınıfı doyurmakla, mutlu etmekle görevli olan alt tabakadan olan sınıf. –

Gördüğünüz gibi sosyal açıdan baktığımız zaman 16 – 17 asır önceki Hindistan'la şu anki ülkemiz veya dünya milletleri arasında pek fark gözükmemekte. Sadece fark, yapılan zulmün farklı oluşu. O devirlerde insanlara sadece maddi olarak zulüm yapılırken şimdiki Türkiye'mizde ve dünyamızda manevi zulmün de en üst boyuta ulaşması ve insanların inancları yüzünden her türlü psikolojik baskının yapılması, sindirilmesi ve hatta katledilmesine kadar gitmektedir. Bu durumu ayrıntılı olarak anlatmaya hiç gerek yok, hepimizin malumu. Ayrıca kitaptaki bu bölümle ilgili bazı paragraflar da insanı cidden düşündürecek boyutta. İşte bu paragraflardan bazı pasajlar ve sizler de bunları şu anki ülkemiz için ne kadar benzerlik teşekkül edeceğini göreceksiniz;

“Hizmetçiler (Çudralar)sınıfının mal yığmaları ve para biriktirmeleri, Brahman sınıfından biriyle oturmaları yasaktır…

Hindistan parçalanmıştı ve anarşi içindeydi. Yönetim, sayıları yüzleri bulan emirlikleri ve hükümetlerin elindeydi……..

Karışıklıklar, kötü idare, emniyetsizlik, halkın işlerinin ihmali ve istibdad (baskıcı yönetim) ülkeyi bir karanlığın içine itiyordu…

Hind toplumu hareketsiz ve cansız bir toplumdu. Sınıflar arasında en derin uçurumlar, aileler arasındaki çirkin ayrıcalıklar vardı. Paryaların (kölelerin) ise kendi belde ve şehirlerin haricinde sıkıntı ve ıstırap içinde yaşıyorlardı…”

Gördüğümüz gibi hâlâ toplumumuz o zamanki asırlardaki gruplaşmış durumdayız. Belki görüntü olarak farklılık arz etse de her zaman yukarıda bahsedilen ilk üç sınıf (siyasetçiler, medya, medyayı elinde tutan ve halkın inançlarını istediği gibi yönlendirmeye çalışan çete(ler), askeri sınıf ve işadamları), en alt tabakadaki sınıfa hükmetmekte.

Bu en alt tabakadaki sınıfın onlar karşısında herhangi bir hukuku söz konusu değildir.

Bilinen bir örnekle banka hortumlayanlara ceza verilmezken, baklava çalanlara ceza verilmesi bilinen bir durumdur.

Siyasetçilerin çocukları ya askerlik görevini yapmamakta ya da en güzel yerlerde yaparken, PKK'lılar alt tabakadaki halkın çocuklarını şehid etmekte.

Paşalar, askeriyenin nimetlerinden sonsuzca yararlanmakta olduğunu basından takip etmekteyiz. Ailesiyle birlikte askeri helikopterle piknik yapmaya giden sayın büyüğümüzü hâlâ unutmadık.

Bu durumları daha çok uzatabiliriz.

Demek ki dünyanın kuruluşundan bu zamana kadar bu böyle gidiyor.

Bu ayrıcalık ancak İslami şuurlu toplumlarda olmamakta.  Asrısaadette bile Peygamberimiz kendisi üzerinde hakkı olan birisi var diye sorduğunu çoğu zaman okumuşuz veya duymuşuzdur.   İstanbul'un Fatihi Fatih Sultan Mehmed bile bir gayrimüslim tebaası karşısında yargılanmış ve ceza almıştır.

Eğer sınıflar arasındaki farkı ortadan kaldırmak istiyorsak İslami şuuru topluma yaymak gerekmektedir. Bundan sonra bir yaşantının olduğunu herkesin iyice bilmesi gerekmektedir.

Yoksa toplum bu bilinçte olmazsa bu dünyasını da bundan sonraki dünyasını da mahvetmiş olur. Sadece ezenler değil ezilenler de bu durumdan sorumludur.

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2902 defa okunmuştur
Doğrular
Leyla
Son paragraflarda ifade ettiğiniz İslami şuurda olmak. İşte çözüm noktası bu. Haklısınız bir yerden başlamalı. Bunun başlanğıç yeri aile, şekli ise eğitim. Müslüman cemaati olma bilinci yerleştirilmeli. Eleştirel olurken alternatifler sunulmalı. Ne yapılması gerektiği bilincinde olup, temkinli hareket edilmeli. O vakit bu sınıf ayrımları son bulacaktır. Evimizde dahi bir karar alınırken, sen ben değilde BİZ ile hareket etme şuurunda olunmalı. Selamlar
06 Ekim 2009 Salı 10:37
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri