Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Demliyazılar

Müftü Amcam ve Tesbih

22 Mart 2009 Pazar

            Ne güzel söylemiş büyük üstad Necip Fazıl;

“O dem ki, perdeler kalkar,  perdeler iner,

                Azrail’e “hoş geldin” diyebilmektir hüner...”, diye.

 

                Biricik Müftü Amcam Zübeyir Koç bir yıldan beri Azrail’e hoş geldin diyordu. Büyük çileleri vardı ama bir kere olsun bu çilelerini dert olarak kabul etmiyor ve kimseyi de üzmüyordu. Bir taraftan felç ile bir taraftan da prostat ile uğraşıyordu. Bunları biz çile zannederken onun için Eyyub sabrıydı.

 

                Hastalığından dolayı ziyarete gelen yakınlarını tanıyamıyordu ama elindeki tesbih ile durmadan ya Allah diyordu, ya Hu diyordu ya da salâvat getiriyordu. Hiç düşürmüyordu dilinden. Yakin olmak istiyordu Yaradanına. Bekliyordu o bir an evvel gelsin Azrail diye.

 

                Ölüm… Bir taraftan sevenlerinden uzaklaşmak bir taraftan da sevenlerine kavuşmak. Arkada gözü yaşlı eş, çocuk, dost, akraba bırakmak ama bir yandan da en sevdiklerine kavuşmaktır. Dilinden düşürmediği Rabbi’ne ulaşmaktır ölüm. O istedi diye O’nun gibi yaşamaya çalıştığı büyük insan Peygamber’e ulaşmaktır ölüm.

 

                Sevgili Amcam Zübeyir Koç herkes tarafından sevilen, takdir edilen, sözüne itibar edilen bir insandı. 75 yıllık ömründe kimseyi üzmemeye çalışmış ama doğru bildiklerini her zaman da söylemiştir. Sakındırmamıştır sözlerini. Hak olduktan sonra hiç kimseden çekinmeden söylemiştir. Yeri geldiği zaman cevvaldi, yeri geldiği zaman da nüktedandı.

 

                Ben onda iki halifeyi de bulurdum; Hz. Ömer ve Hz. Osman. Bu iki mübareğin yaşantısını sanki kendine ilke edinmişti.

 

                Babamla amca çocukları olduğu için çocuklukları beraber geçmiş. Kendi akranlarına hep önderlik yapmış ve onlara bir ağabey şefkatiyle davranmış. Hiçbir şeyden korkusu yoktu merhumun. Babam onla birlikte derelerde dolaşırken derede yakaladığı yılanı büyük bir cesaretle tutup başını kopartabilirmiş.

 

                Deli dolu bir yaşantısı vardı amcamın. Görev yaptığı müddetçe ister üstleri olsun isterse astları her zaman İslam’ın gerektirdiği doğruları söylermiş. Hatta bir kere kendisinden dinlemiştim; odasına gittiği garnizon komutanına Allah’ın selamını verdiğinde selamının karşılığını alamadığı için ona çıkışmış ve daha sonra garnizon komutanı onu her gördüğünde ya selam verirmiş ya da onun selamına karşılık verirmiş.

 

                Vaazları çok dolgun ve insanlarda etki bırakırdı. Cenazede iken vaazlarını dinleyen birisinden duydum. O kadar zaman geçmesine rağmen o insan amcamın “Bir ev için üç şey gariptir; Misafire ikram edilmeyen ev, Kur’an okunmayan ev ve namaz kılınmayan ev” sözlerini unutamamıştı.

 

                Hiç unutamam akrabalarımdan birisi ona “Hocam Kur’an’ı açık bıraktığımızda şeytan okur mu?” diye bir soru sormuştu. Merhum da bu soruya karşılık “Kerata hiç olmazsa okusun da hidayete ersin. Olur mu öyle şey diye” nüktedan bir cevap vermişti.

 

                Hep yüzü güleçti. Kim olursa olsun herkese karşı şefkatle ve güler yüzle karşılardı. Birilerini kırmak onun kitabında yoktu.

                Gayesi sadece İslam’dı. Yaşantısını ona adamıştı. Onun dünyada başardığı en büyük iş Kore’de İslam’ı yaymasıdır. Allah ona böyle bir vazifeyi bahşetmişti ve şu an Kore’de kırkbinden fazla İslam olmuştu. Amcamın Kore anılarını okurken orada İslam’ı nasıl yaydığını ne güzel dile getirmişti;  

“Askerde İslami duygular adeta kaynamaya, içlerinin derinliklerinden dışa doğru akmaya başlamıştı. Büyük bir istekle namaz kılıyorduk. Oraya hangi siyasi amaçlarla yollanmış olurlarsa olsunlar, askerde cihad düşüncesinden, ALLAH yolunda şehid olmaktan başka bir düşünce yoktu. Bu sebeple kahramanlıklar gösteriyor ve fevkalade zor durumlarda bile düşman karşısında, diğer dost birliklerinin hayret ettikleri ve bir türlü izah edemedikleri bir şekilde sebat gösteriyor ve direniyorlardı. Kore'de İslamiyet'in yayılışı da o sırada askerlerdeki bu İslami özden başladı. 

Diğer birliklerin çevresinde olduğu gibi, bizim birliğimizin çevresinde de, yemek artıkları toplamak üzere, harpte anasız-babasız kalmış yoksul düşmüş çocuklar bekleşiyorlardı. Aynı düşmanla çarpıştığımız o Hıristiyan birliklerde durum değişmediği halde, bizim birliğimizde kısa zamanda bu çocukları bizzat himaye etmek temayülü belirdi. Bunlar mescidin ve revirin bir bölümüne alındı. Artıklarla değil, bizim yediklerimizle doyurulmaya ve üstlerine başlarına bakılmaya başlandı.

               Ancak ne onlara, ne de başkalarına İslam'ı benimsemeleri için herhangi bir propaganda ve tazyik sözkonusu değildi. Birliğimiz oradan ayrılırken de, savaş karşıtlarına rağmen bu çocuklar terkedilmedi. Bizimle birlikte geldiler. Kısa zamanda sayıları da çoğaldı. Onlar için kendiliğinden bazı programlar uygulanmaya başlandı. Yani yiyip içip başıboş dolanmadılar. Bir okul meydana geldi. Bizimle olmaktan dolayı kısa zamanda. Türkçe konuşmaya başladılar. Bizi sevdiler ve bizi taklit ettiler. Çevredeki diğer Korelilere, yetişkinlere de bu davranışımızı rehberlik etti. Onların gönlünü bize, dolayısıyla İslam'a ısındırdı. Ve böylece Kore'de İslam'ın ilk tohumları ekilmiş, ilk fideleri yetiştirilmiş oldu.”

 

……………..

 

                Böyle mücadeleci, tuttuğunu koparan dağ gibi adam son bir senedir büyük hastalık geçirmişti. Hastalık onu o kadar zayıflatmıştı ki sanki kemiklerinin üzerinde sadece derisi kalmıştı. Cenazesini yıkamaya yardım ederken geçmişe daldım ve onun o heybetli konuşmaları, canlılığı, nükteleri, şefkatli ve olgun tavırları gözlerimin önüne geldiydi.

 

                Gitti aramızdan. Sadece gözyaşları bırakmadı bende. Bir de tesbihini bıraktı. Artık o tesbihiyle Allah Allah diyemeyecek. Ama o tesbihler artık onun için mutlaka şahitlik yapacaktır, bizimle Sana yaklaşmaya çalıştı diye.

 

Eleştiri ve önerileriniz için;

yazarcezmi@hotmail.com

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6238 defa okunmuştur
Dosta el sallar gibi, davet etmek ölümü...
ayt
zamanın en büyük handikaplarından biri insanlara ölümü unutturmaya çalışması. ölüm olgusu sadece "hayat ne kadar da güzel; eğlen, coş yaşamana bak" vurgusu yapmak için kullanılıyor. Ölüm, bir yok oluş olarak vurgulandığı sürece insanlar ondan korkup; onu bilinçaltına iterek yok saymış bir yaşama devam edeceklerdir. oysa asıl ait olunan yere dönüş, gurbetten kurtuluş olarak bilinmesi ölümü güzel ve değerli kılar. şair diyor ya: "hepimiz öleceğiz, bu iyi bir haber mi?" ve ben de diyorum ki: "hepimiz öleceğiz. bu müjdeli bir haber." ne mutlu Müftü amcaya, ne mutlu ölümü dosta el sallar gibi karşılayabilen tüm gönül dostlarına. mekanı cennet olsun.
17 Mart 2012 Cumartesi 11:49
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
ZÜBEYİR KOÇ
NAGEHAN PARLAKOĞLU
Merhaba.Amcanız, altmişlı yılların sonlarında İskenderun Kız Meslek lisesinin orta kısmında öğrenciyken din dersi öğretmenimizdi.Bize güler yüzle bilgi verir, değişik makamlarda ezan ve ayetler okurdu.Dinimiz hakkında korkutucu değil sevdirici şeyler anlatırdı. Aradan kırk yıl geçti. Onu hala minnetle anıyorum. Sayesinde din benim için sevgi dolu. aydınlık ve hurafelerden uzak bir yol oldu. Vefatını yazınızdan tesadüfen öğrendim.Başınız sağ olsun, değerli öğretmenimin mekanı cennet olsun, nur içinde yatsın.
05 Şubat 2011 Cumartesi 23:09
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
islam aleminin başı sağolsun.
nuray
hayatını hz.allah,hz.kuran,hz.muhammed üçgenine kuran amcanına allahtan rahmet geride kalanlara başsağlığı dilerim. canından en aciz olduğu zamanlarda çoğu insan durumuna isyan ederken o allah adını dilinden eksik etmemiş.herşey sabır göstermiş. ben şuna inanıyorum.allahın adı dilinde olan insan ne çekerse çeksin acısını allah dindirir.mekanı cennet olsun. umarım biz öldüğümüzdede arkamızdan hayır duaları eden çok olur allah hepimizden razı gelir. günah
24 Mart 2009 Salı 11:12
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
:)
güldeste
cidden insan yazınızda bazen kendini görüyor .işte iman öyle birşeyki insanın hayatın yaşamını şenlendiriyor, canlandırıyor insana hayat veriyor tam yaşamaya çalışan insanların eksikligini onu hatırladıgımız için farketiyoruz inş. onlardan olabiliriz:)yaşamak , yaşatmak ve yaşayanların varlıgını bilmek güzel
23 Mart 2009 Pazartesi 20:21
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
güzel ölüm
aliye 3438
insan öldükten sonra arkasından 3 kişi hayırlı bir insan olduğunu söylerse rabbim o kişinin günahlarını affdermiş geride bıraktıklarımız çok önemli ve ne götürdüğümüz ben böyle ölenlere üzülmüyorum çünkü onların ölümü mevlananın ddiği gibi şebi arus sevgiliye kavuşmak başınız sağolsun rabbim razı olduklarıyla haşr eylesin
23 Mart 2009 Pazartesi 15:05
Beğendim (1)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri