Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dilek SOYSAL

ADI: DENİZ

07 Ekim 2012 Pazar

Havanın soğukluğu insanlara yansımıştı adeta, sokaklar tenha ve yargısız… Ticarethanemin gelen gideni o gün oldukça azdı, öğle saatlerine doğru güneş hafiften parlasa da, ayaz iyiden iyiye hissediliyordu.

Çaymı yudumlarken kapı usulca açıldı, orta boy ve kiloda, orta yaşın biraz üstünde bir bey, başıyla selamlayarak içeri girdi. Çok intizamlı bir giyimi olmasa da, bakışlarındaki anlam ve derin ifade, yaşanmışlıklardan fazlasıyla payını almış olduğunu sergiliyor, kirli sakalı ve bilhassa üzerindeki parkasıyla bir hayli ilgimi çekmişti. Belki hayatımda ilk kez yapacağım bir hareketle,

-Buyurun çay içmezmiydiniz ?

Adını bile bilmediğim bir adamı çay içmeye davet etmiş, hiçbir endişe duymamış, hatta sabırsızlıkla çayı eline tutuşturmuştum.

-Zahmet ettiniz.

-Rica ederim, afiyet olsun.

Afacan bir çocuğun gururlu tavrı ile, çayını yudumladığını gördükçe seviniyordum adeta. Beni bu denli çevreleyen şey neydi? Üç-beş cümle dışında aslında hiç konuşmamıştık ama anlatacak şeyleri olduğu, siyah gözlerinin ardındaki buğuda görmemek mümkün değildi.

- Severmisiniz hayvanları? Dedim.

Çünkü burası bir canlı hayvan galerisi idi.

-Bazen insanlardan daha fazla.

-Mesleğiniz?

Diyerek soru sormaya başladım .

-Meslek çok bende.

Sohbet öyle akıcıydı ki, gelen müşterilerin çabuk gitmesi için elimden geleni yaptım. Bir saati aşkın bir zamandır konuşuyorduk ama onda ki bu değişik hava ve çözümsüz giz beni daha da konuşmaya itiyor, bu sohbetin bitmemesini diliyordum.

-Kızım bu senin ilk işinmi ?

-Ticaret anlamında evet.

-İlk işler asla unutulmaz, ilk aşklar gibi.

-Haklısınız galiba, sizin ilk işiniz ne idi?

Uzun bir nefes aldıktan sonra koyuca bir ses tonuyla,

-Benim ilk iş deneyimim çok farklı ve hayatımda asla yeri doldurulamaz.

Açıkçası merak etmiştim, anlattığı her şeyi, ağzından çıkacak her kelimeyi dikkatlice dinlediğimi fark etmiş olacak ki, tekrar derin bir nefesten sonra…

-Yaşım ondört , köyden yeni kaçmışım. Şehirde çalışma, para kazanma hevesiyle ama hiçbir şey beklediğim gibi değildi, ne İstanbul, ne de insanlar. Kalacak yer olmadığından gündüzleri iş arıyor, akşamları ise parkta kendime bir yer seçiyor ve burada sabahlıyordum. Yine bir akşamüzeri parkta otururken, yanıma yaşça benden büyük, bir hayli uzun boylu, esmer bir adam yaklaştı ve oturmak için müsaade istedi. Buyur ettim. Elindeki poşeti yavaşça açarak yarım ekmek arası köftesini yemeye başladı.

- Açmısın ?

-Yok, sağol .

Buna rağmen gülen gözlerle,

-Al hadi aç olduğun her halinden belli.

Yiyeceği olduğu gibi hiç bölmeden bana uzatmış, benim yiyişimi izliyordu.

-Eee yokmu senin ailen, kalacak yerin?

-Ben iş arıyorum abi .

-Nasıl bir iş, ne yapabilirsin ki bu yaşta, hem okumak varken?

-Fakiriz abi çalışmam şart.

Uzunca bir süre sustu ve cebinden kurşun bir kalem ve buruşuk bir kağıt parçası çıkardı, üzerine bir isim ve adres yazarak,

-Yarın sabah erkenden bu adrese git ve “ben burada işe başlayacakmışım de”.

Ama öyle masum gözlerle söylemişti ki bunu, bir ara şaka yaptığını düşünerek, son lokmamı yutarak sadece “tamam” dedim.

-Hadi hayırlı olsun iyi çalış ama yine de oku derim. Unutma çok erken git.

Yavaşça banktan kalktı ve sırtıma dokunarak,

-Hadi eyvallah.

Tam o sırada içeri müşteri girdi ve ürün sordu, elimde olmasına rağmen, kalmadı dedim. Çünkü bu adamın anlattığı her şey merak konusu olmuştu bende.

Hemen tekrar konuya dönerek,

- Eeeeee ertesi sabah gittiniz mi?

-Evet gittim söylediği adrese, burası küçük bir oyuncak atölyesi idi ve aynen dediği gibi konuştum, iş yeri sahibi hiçbir şey sormadan, mavi bir önlük verdi ve babacan bir tavırla,

-Gel sana ne iş yapacağını göstereyim.

Yorucu olmayan ama sürekli milimetrik ölçüm gerektiren bir işti, zevkle öğle saatine kadar çalıştım. Öğle yemeğini yedikten sonra, neden o abinin adını ve ya adresini almadım diye kendi kendime hayıflandım. Yavaşça patronuma yönelip,

-Usta beni buraya gönderen abinin ne adını ne de adresini bilmiyorum, bir sağolasın deseydim keşke.

Ustam içten bir gülmsemeyle ,

-Onun adresi pek belli değildir ama adı Deniz, Deniz GEZMİŞ. 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3464 defa okunmuştur
KEŞKE TÜRKİYE DE GERÇEK BİR SOL OLSA
hasan keşanlı
Ama maalesef yok. Türkiye de kendini solcu sananlar sapına kadar tutucu ve statükocudurlar.Dikkat edin CHP hep zengin yerlerden oy alır.Halbuki orijinal sol işcinin emekçinin ve alt gelir grubunun partisidir. Türkiyedeki "solcular" ise maşallah hep zengin kesimden oluşmakta.
09 Ekim 2012 Salı 17:01
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
DENİZ GEZMİŞ KAHRAMAN MI?
Ayşe derindüşünür
(ARİF ALTUNBAŞTAN) Bir çok solcu Deniz Gezmişi efsaneleştirerek Deniz rantçılığı yapıyor. Kılıçdaroğlu bile bu parsanın peşinde. Onları masum, madur ve mazlumlar gibi gören/göstermek isteyenler Kemalist diktatörlüğün katlettiği/katlettirdiği Ali Şükrü Bey, İskilipli Atıf Hoca, Dersim mazlumları, istiklal Mahkemelerini madurları, tek parti zulmünün idamları, Said Nursi, Adnan Menderes, Fatin Rüştü Zorlu, Hasan Polatkan vs. gibi yüzlerce suçu olmayan insanımızın idam ve infazları karşısında statükonun yanında yer aldılar.Çünkü bunlar sosyalizmin tarftarları değil bu toprağın çocukları, bu medeniyetin ürünleri idiler.
08 Ekim 2012 Pazartesi 16:02
Beğendim (0)Beğenmedim (2)
YORUMUN DEVAMI
DENİZ GEZMİŞ KAHRAMAN MI?
Ayşe derindüşünür
( Arif Altunbaş derki)Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını hiçbir suçu olmayan, masumlar ve haksız yere idam edilen kişiler gibi allayıp pullayan, onları genç nesillere büyük kahramanlar olarak anlatmaya çalışanlar bir yalanı yalanla pazarlamaya çalışıyorlar. Deniz Gezmişi yere göğe sığdıramayan Deniz rantçılarının büyük bir çoğunluğunun her fırsatta statükonun bekçileri veya yandaşları olduğunu gördük. Bu nasıl bir sevda, ne acaip bir tutku ki hem onlara sahip çıkacaksın, hem de onları idam eden Kemalist düzene ve cellatlarına aşık olacaksın? Katiline aşık olma sendromu ancak bizim sözde devrimcilerde görülebilen paradoksal bir çelişkidir. Hem Marksist hem Faşist, hem Kominist hem liberalist olabilmek büyük bir iki yüzlülüğün meyvesidir.Bir çok solcu Deniz Gezmişi efsaneleştirerek Deniz rantçılığı yapıyor. Kılıçdaroğlu bile bu parsanın peşinde. Onları masum, madur ve mazlumlar gibi gören/göstermek isteyenler Kemalist diktatörlüğün katlettiği/katlettirdiği Ali Şükrü Bey, İskilipli Atıf H
08 Ekim 2012 Pazartesi 16:01
Beğendim (0)Beğenmedim (2)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri