Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dilek SOYSAL

BAŞKA PENCERE

10 Temmuz 2012 Salı

Yüzyıllarca kadın olmanın zorluğunu omuzlarında her an hisseden, tarlada, bağda, bahçede, sırtında çocuğuyla yaz, kış demeden her yerde erkeğinin yanında olmaya çalışan analarımız, kadınlarımız…

      “ Tek varlığım anam” diye şiirler yazılan, “Cennet anaların ayakları altındadır” diyerek orada, burada dem vuran sözler ve yazılar…

           “Son iki yılda ortalama 1.900’ün üzerinde kadın öldürüldü.”

Genelleme yaparsak her gün neredeyse 3 kadın.

Evet, şaşırtıcı değil mi?

Yukarıdaki övgü dolu ibareleri de söyleyen biz, kadını yavrusundan ayırarak hunharca öldüren yine biz…

Farkındayım, bunun üzerine nice yazılar yazıldı, nice yorumlar yapıldı ama sonuç hiçte iç açıcı değil. Elektronik kelepçelerden tutun, erkeğin evden uzaklaştırılması gibi birçok öneri ve yasa. Hatta Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin, Avrupa ülkelerinde uygulanan elektronik kelepçe sistemine geçileceğini açıkladı. Yasal hazırlıkları da tamamladıklarını söyledi. 29 maddelik tasarı, eşine şiddet uygulama ihtimali bulunan kişilere dahi hapis cezası getiriyor. Türkiye’nin en önemli sorunları arasında yer alan kadına yönelik şiddetin önlenmesi için nihayet beklenen adımlar atılıyor.

         Ama unutulan bir şey var, bu verilen cezalar ne kadar caydırıcı olabilecek veya uygulanan yöntemlerle şiddet uygulayan kişiler gerekli tedaviyi alabilecekler mi?

Evet “tedavi”…

        Çünkü ne yapılırsa yapılsın, bu vahşeti gözü kırpmadan uygulayan kişiye “hasta” gözüyle bakılmadan,” hasta yatağına yatırılmadan” sonuç alınamayacağı…

        Alınan önlemler sonuçta acilane durumlar için alınabilir ama uzun vade de başarı elde edemeyeceğimiz ve başladığımız acı noktaya tekrar geleceğimizdir.      

       Onca katil ve tecavüzcüler yıllarca cezaevlerinde yatarlar, dışarı çıktıktan sonra kaldıkları yerden devam ederler ki, genelde bunun sebepleri arasında ise gereken tedavinin yapılmamasıdır…

    Fakat görülmesi gereken daha doğrusu çokta göz önünde bulundurulmayan sebepler de mevcut.

* Şiddeti veya  cinayeti işleyen kişinin hayat şartları ve yaşamdan beklentileri.

*Kişinin çalışma şartları ve iş potansiyelindeki düşüşler.

* Eylemi oluşturan şahsın, eylemi oluşturmadan önceki yaşam şartlarıyla, eylemi oluşturduktan sonraki yaşam şartlarının arasındaki farkların incelenmesi.

* İş hayatındaki çalışma ortamının veya aldığı paranın yetersiz oluşu.

* Aile reisi  konumundan,  alt konuma düşüş korkusu.

* Çevre tarafından çeşitli kışkırtmalar ve kendine olan özgün kaybı.

* Geleneksel “erkek egemen bir toplum yapımızdan etkilenip, bu tarzı kendi üzerinde kaybetme”.

* Çalıştığı gerek kamu gerekse özel iş yapısı içinde üstlerinden veya iş arkadaşlarından sürekli “mobbinge” ( çeşitli baskı unsurları) mahsur kalması.

* Aile  içinde  “söz sahibi ve emredici” özelliğinin kalmaması.

* Kadının bilinçlenmesi ve kendi kararlarında kendinin de söz sahibi olması ve maddi yönden eşine bağımlı kalmaması.

           Sıraladığımız bu maddelerin insan psikolojisinde düşüş yaşaması olasılığının olması ve kişinin “cinnet getirme” yolunda hız kazandıran önemli unsurlar arasındadır.

           Tedavi sürecinde bu maddelerin de göz önünde bulundurulması, tedavinin seyrine hız kazandıracaktır.   En azından dışarı çıktıkların da, psikolojik yönden tedavileri yapılmış birer birey olarak hayatlarına devam ettirilmeleri gerekir.

           Bunların yanı sıra, ceza uygulaması ve tedavisi biten şahsın, dışarı çıktığında hayatını devam ettirebilmesi için, gerek kamu, gerekse özel çalışma hayatına yeniden kazandırılması ve bu konuda “devlet ve özel firma-kuruluşlardan gereken desteğin” verilmesi bu konuda atılacak doğru adımlar olacaktır.

           Yoksa kadınları gerektiği gibi ne “Cumhuriyet Savcılıkların da kurulan şiddetten koruma büroları” nede ilgili kurum, kuruluşlar ve derneklerin çabaları tam olarak yerini bulamayacaktır. Çünkü hasta tedavi edilmezse ya “ölecek-öldürecek”  veya etrafına “mikrop” yayacaktır…

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2376 defa okunmuştur

Etiket(ler):

PENCEREDEN AT BENİ İN AŞAĞI TUT BENİ
hasan keşanlı
bu yazıyı okuyunca Bu türküdeki anlama benzer şeyler geldi aklıma.
12 Temmuz 2012 Perşembe 21:01
Beğendim (0)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
Teşekkür ederim Orhan BEY
Ayşe derindüşünür
Osmanlının o muhteşem kadınları tekrar araştırılmalı ve misal gösterilmeli çağdaş dindar hanımlara. Fatihler doğuran, yavuzlar, Muhteşem Süleymanlar yetiştiren o mübarek annelerin hayatı öğretilmeli "hanım beylerimize!" Hanım bey diyorum çünkü artık hanımlarımızın önemli bir bölümü hanım bey gibiler. Giiyimleri ile, yürüyüşleri ile, esprileri ile,sigara içerkenki halleri ile sanki ;"ben kadınlıktan istifa ettim" der gibiler. Örnek aldıkları, taklit etmeye çalıştıkları Kuranın mümine hanımlara nümune gösterdiği Asiyeler, Hanneler, Meryemler değil; PEYGAMBERİMİZİN övdüğü Öz veri abidesi Haticeler hiç değil!Ya bir kaç kitap okumuş entel takılmaya çalışan ne batılı ne doğulu saksağan misalli bir kaç feminist hanım bey.
12 Temmuz 2012 Perşembe 00:40
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
hep aynı şey
Gülgün Adalı
yazıyı okudum önce nasıl yaa dedim ama haklı oldunuzu söylemek isterim.tecavüzcü hasta olmasa bunu yapmaz sapıklık bir hastalık bencede mutlaka tedavi olmalı.yazara katılıyorum ve yazı dilinide çok beğendim.
11 Temmuz 2012 Çarşamba 21:37
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
tebrikler ayşe derindüşünür
orhan can
Ayşe hanım yorumunda durumu özetlemiş, erkek erkek gibi davranıp, işinde gücünde olacak, evine bakacak,karısını aldatmayacak, kadında kadın gibi davranıp asli görevinin evi olduğunu aklından çıkarmayacak. kariyer sevdalısı olmayacak. Erkekleşip erkeğe kafa tutarsa, şiddet görüyor, dikkat edin okumuş kadınlarda şiddet daha fazla görülüyor. Sebebi bizzat bu, benimde gelirim var, bende kazanıyorum, söz hakkı benim, kendi hayatımı yaşarım, bana karışamazsın mavraları. Son söz; güzel söz; Bülbül ötecek, at koşacak, gül kokacak, diken batacak...
11 Temmuz 2012 Çarşamba 09:11
Beğendim (2)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
alkışşşşş
konyalı merdo
Ayakta alkışlıyorum yazarıda işlediği konuyuda.evet başka bir pencereden bakmak lazım birde.Adam suçlu katil tamam içeri de girdi güzel peki dışarı çıkınca ne halt etcez ? doğru demişsin tedavi olmadan olmaz.zaten öldürme dürtüsü bir hastalıktır.
10 Temmuz 2012 Salı 22:55
Beğendim (1)Beğenmedim (1)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri