Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dr. İbrahim ALTAN

ÖDÜNÇ

12 Eylül 2012 Çarşamba

“Hiç kimsede un yok evdeki lambanın adı'idare'”

Yaşar Fersahoğlu

Ödünç,günümüzden geriye doğru gidildiğinde hemen herkesin hayatında yer alan ve almaya devam eden bir olgudur. Ödünç alıp verme toplumsal dayanışmanın bir ifadesi olmakla birlikte gerek akrabalar gerekse arkadaşlar arasında geçerli olup, aslında ihtiyaçtan kaynaklanmaktadır.

Okul resmi çektirmek için ceket ve kravatın ödünç alınması, nişan ve düğüne giderken ahbaplardan elbise ödünç alınması, köyde düğün yaparken komşulardan tabak, çanak, çatal, kaşığın ödünç alınması, alınan malzemelerin mutlaka çentik atılarak veya başka bir şekilde işaretlenmesi, hatta ellili- altmışlı yıllarda, belki daha sonra da, köy yerlerindeki düğün hediyelerinin, sanki ödünç verilir gibi, üzerine sabit kalemle verenin isminin yazılması gibi örnekler hep ihtiyacın getirdiği ödünç dayanışması olarak karşımıza çıkar.

Burada güzel olan, toplumda her bireyi rahatlatan bir ödünç müessesesinin olmasıdır. Bu sayede insanlar sosyal hayattan kopmamakta ve birbirlerine ihtiyaçları doğrultusunda bağlanmakta, ilişkilerini sürdürülebilir kılmaktadır. Özellikle küçük yerlerde yaşayan ve yaşı altmışı devirmiş olanlarla görüşüldüğünde bu manada pek çok hikâye anlatacaklardır diye düşünüyorum. Belki bizlerin bile aynı türden hikâyelerimiz vardır.

Şimdiki zamanda ise ödünç alıp vermenin iyice kaybolduğunu gözlemliyoruz. Zira mevcut ekonomik imkânların, bireylerin ihtiyaçlarını daha rahat karşılıyor oluşu bu konudaki ihtiyacı minimize etmiş durumda. Köylerde dahi hayır cemiyetlerinde plastik kaşık ve tabaklar kullanılmakta veya yemek bir firma ya da kişiye havale edildiğinden komşulara ihtiyaç duyulmamaktadır. Hatta bazı yerlerde hayır cemiyetleri için hazır tutulan malzemeler bulunmaktadır.

Bu duruma, yani insanların başkalarına ihtiyaç duymamasına ve kendi ihtiyaçlarını kendi başına karşılayabiliyor olmasına nekadar şükretsek azdır. Tabi bir yandan şükrederken diğer yandan da sahip olduğumuz imkânların bizi ne kadar etkilediğini de hesap etmemiz gerekir. Zira insanoğlu imkânlara kavuştukça bazı güzel meziyetlerini kaybetmekte. Dün ihtiyaçlar dolayısıyla birbirine daha yakın olan bireylerde bugün aynı yakınlığı göremiyoruz. Dün birbirlerine karşı fedakârlık yapan kişilerin bugün birbirlerini düşünmediklerini gözlemliyoruz. Dün neredeyse akraba kadar iç içe girmiş ailelerin bugün örneğini bulmak ne mümkün.

Kavuştuğumuz imkânlar bizi güzel davranışlardan sevaplı işlerden uzaklaştırmamalı, güzel ve sevilen adetler nesillerden nesillere aktarılmalı. Bu geçişkenlik sağlanamayıp nesiller arası köprüler sağlam atılamazsa toplumların bekası ve hayatiyeti mutlaka tehlikeye düşer. Yardımlaşma ve dayanışma için muhtaç duruma düşmemize ne gerek var.

Aslında kendimize neden yardımlaşma ve dayanışmadan uzaklaşıyoruz sorusunu sormamız gerekiyor. O sorunun cevabını bulduğumuzda yanlış yaptığımızı göreceğiz. Elde ettiğimiz imkânları yönetemediğimizi bilakis imkânların bizi yöneterek birbirimizden kopardığını, uzaklaştırdığını ve eski anlayışlarımızda farklılıklar yaratmaya başladığını anlayacağız.

Burada iyi imkanlara kavuşmanın insanları getirdiği durum ile ilgili olarak Hz. Aişe’nin (R. Anha) yaşadığı ve biraz da sitem ettiği bir olayı aktarmak istiyorum:  Bir gün Hz. Aişe’nin (R. Anha) yanına Eymen isimli hizmetçisi girdi. Üzerinde de yünden mamul sert kumaştan dikilmiş, beş dirhem değerinde, bir kıyafet vardı. Hz. Aişe (R. Anha) yanındaki kişiye: “Bak da gör şu benim cariyemi, evde bu kıyafeti giymekten utanıyor. Hâlbuki Resulullah (as) döneminde onun giydiği bu kıyafetten benim de vardı da Medine’de evlenecek kadınlar bu kıyafeti benden ödünç isterlerdi.” (muhammed Ali Es- SAbuni, eş- Şerhu’l- Müyesser li Sahihi’l- Buhari, I- V, Beyrut 2011, III, 333- 34)

Hz. Aişe’nin sitemini anlamalıyız. Hepimiz kendimize bakıp imkânlarımızı nasıl değerlendirdiğimizin muhasebesini yapmalıyız. 

Yanlış anlamalara açık kapı bırakmamak için üzerine basarak tekrar ediyorum: Kendimizi varlıklarımızın yönetmesine müsaade etmeyelim, varlığımızı bizzat kendimiz yöneterek bağlarımızı kuvvetlendirelim. Yoksa gelecek nesillere daha zor zamanlar bırakmış olacağız.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6168 defa okunmuştur
Önce Güven
veysel
Adamın biri misafir olarak geldiği bir konaktan ayrılırken ev sahibinden ödünç olmak üzere bir at ister.Atı alıp bir kaç tur attıktan sonra biraz uzaklaşır ve at sahibine şöyle seslenir:Ahmak adam!Haydi bana eyvallah!Sen bu atı artık ancak rüyan da görürsün.Bunun üzerine at sahibi şu yanıtı verir:Git müfsit adam!Ben atımın gitmesine yanmam!Fakat senin gibiler yüzünden yeryüzünden merhamet kalkar da ona yanarım!!!
12 Eylül 2012 Çarşamba 23:08
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri