Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dr.Mehmet BOZKURT

Çanakkale Savaşlarından Önce ve Sonra Neler Oldu?

26 Mart 2011 Cumartesi

Değerli okuyucular  Bu yazımda Çanakkale savaşlarına nasıl gelindiğini tahlil etmek istiyorum.

1876 da Sultan Abdülhamit Han tahta çıktığında Osmanlı Devleti tam bir bunalım içindeydi. Sadrazam Mithat Paşanın isteği üzerine 1.Meşrutiyeti ilan etti. Ancak içinde hayli gayrimüslim mebusların bulunduğu Meclisi Mebusan ilk iş olarak Rusya’ya savaş açtı. Ruslar savaşı kazanınca Yeşilköy’e kadar geldiler. 93 harbi denen bu olay Osmanlı için tam bir felaket oldu. Bir milyondan fazla Türk Bulgaristan’dan İstanbul’a göç etti. Padişah mütareke istedi ve İngilizlerle anlaşarak Kıbrıs karşılığında Ruslara kaptırdığımız toprakların çoğunu geri aldı. Bu felakete sebep olan Meclisi kapattı ve Mithat Paşayı sürgüne gönderdi. Dahiyane bir siyasetle memleketi idare etmeye başladı. Bir taraftan  borçları ödüyor bir taraftan okullar açıyor bir taraftan memleketin her tarafında imar faaliyetlerini gerçekleştiriyordu. Düşmanların birbirine düşürerek Osmanlıya karşı birleşmelerini önlüyordu.  Bunu gören İngiltere ve Fransa Abdülhamit Hanı tahttan indirmeden Osmanlı Devletini yıkamayacaklarını anladılar. O sırada Yahudiler de Filistin’de bir devlet kurmak istiyorlardı. Bunun için Theodorl Herzl Padişahtan Osmanlı borçlarını tamamen ödemek üzere Filistin’ de toprak istedi. Padişah kesin bir dille hayır diyerek Herzl’i kovdu.

  Batılılarla birlikte hareket eden İttihatçılar 1908 de İkinci Meşrutiyeti ilan ettirdiler.  Sultan 2. Abdülhamit Han Hareket Ordusu tarafından tahttan indirildi.  Merhametinden Müslüman kanı akmasın diye Hareket Ordusunu engelleyebilecekken engellemedi. Ondan  sonra Osmanlı Devleti bir avuç maceraperest ittihatçının elinde oyuncak oldu ve koca Osmanlı Devleti on senede birçok cephede yenilerek topraklarını kaybetti ve parçalandı. Bu milletin evlatları basiretsiz devlet adamlarının elinde kırdırıldı. Galiçya’da Yemen’de Filistin’de Trablusgarp’da  Bingazi’de Balkanlar’da Sarıkamış’ta  heryerde aynı anda savaşa girdi. Yalnız Allahüekber Dağlarında Ruslara karşı 90 bin askerimiz  ağır kış şartlarında incecik yazlık elbiselerle düşmanla daha karşılaşamadan soğuktan donarak şehitoldu. Üstüne üstlük bir de Ermeni tehciri meselesi çıkmıştı. Bugün her yıl başımızı ağrıtan Ermeni meselesi o günkü İttihat Terakkinin basiretsiz idarecilerinin bize bıraktığı kötü mirastır. Koca imparatorluk yorgun halsiz ve bitkin düşmüş ve dağılma sürecine girmişti. Ordu siyasete bulaşmıştı. Balkan  savaşında ordumuz yenilmişti. 2. Abdülhamit Handan sonra Avrupa’da saflar ayrılmış İngiltere Fransa İtalya ve Rusya İtilaf Devletlerini;  Almanya ve Avusturya ve Macaristan ve Osmanlı Devleti İttifak Devletlerini oluşturuyordu.

Avrupalıların 6B planı işliyordu. Berlin Budapeşte Bükreş Bağdat Basra Bombay şehirleri Avrupa’dan başlayıp Hindistan’a uzanan bir hat üzerinde bulunan bu şehirlere kim sahip olursa o devlet dünya hakimiyetini ele geçirmiş olacaktı. Bunun için de en büyük engel Osmanlı İmparatorluğu idi ve bu imparatorluk yıkılmalıydı. 

Osmanlının zayıf ve çaresiz durumu ve İttihatçıların aceleci ve yanlış tutumları  ile Osmanlı Devleti 1. Dünya Savaşında Almanya safında yer aldı ve Almanların emrivakileri ile 1. Dünya savaşına girmiş oldu. Bu arada Alman Generali von Sanders Osmanlı Ordusunda görevlendirilmişti. İtilaf Devletleri de Rusya’ya yardım için  büyük bir donanma ile Boğazlardan geçerek Karadeniz’e çıkmak istediler. Dünyanın en büyük donanması ile Çanakkale’ye geldiler.  İşte Çanakkale Savaşlarının öncesi kısaca bu şekildedir.  Bu  savaşlar sırasında bölgeyi tanımayan von Sanders’in Çanakkale’de  komutan olması zayiatın büyük olmasına sebep olmuştur.  İtilaf Donanması çok kanlı savaşlara  ve  iki taraflı büyük zayiata rağmen Çanakkale’yi geçemeyince  Rusya’ya yardım edememiş ve Rusyada 1917 Ekiminde Bolşevik İhtilali olmuştu. Avrupalıların gözünde hasta adam olan Osmanlı Devleti sanki tekrar dirilmişti. Ancak ne var ki 1918e gelindiğinde ve Birinci Dünya Savaşı bittiğinde Almanya yenilmiş, Osmanlı Devleti Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalmış ve İstanbul ve Anadolu topyekün işgale uğramıştı. Bu millet Çanakkale’den sonra Anadolu’nun her tarafında düşmanlarla Fransızlar İngilizler İtalyanlar Ruslar ve Ermenilerle mücadeleye başlamış ve üç sene süren savaşlar sonunda düşmanlar yenilerek topraklarımızı terk etmek kaçmak  zorunda kalmıştı. Ama millet de yorgun yoksul ve bitkin düşmüştü. Osmanlı Devleti dağılmış ve yerine Cumhuriyet kurulmuştu.

Ankara’da ilk Meclis açılışında Kurtuluş Savaşının  öncüleri alimler ve hocalar da hazır bulunmuştu. Birinci Meclis İstiklal Harbini kazanan meclisti. Ancak ne olduysa ondan sonra oldu. Birinci Meclis lağvedildi. İkinci Meclis açıldı ve Cumhuriyet ilan edildi. Devrimler hayata geçmeye başladı. İlkin Latin Harflerinin kabulü ile Harf İnkılabı yapıldı ve koca bir millet bir gecede cahil kaldı ve mazi ile bağlar koparıldı. Ölçüler ve takvim değişti. Kanunlar değişti İtalyan Ceza Kanunu ve İsviçre medeni kanunu tercüme edilerek kopya edildi. İlk yapılan fabrika bira fabrikası oldu. Vakıflar yağmalandı. Laiklik kabul edildi. Şapka Devrimi yapıldı. Fransa’daki Yahudi tüccarlardan onbinlerce foter şapka ithal edildi.   Bugün kimsenin giymediği şapka için o günler binlerce insan asılarak idam edildi. Yeri gelmiş iken yazalım İskilipli Atıf Hoca şapka kanunun kabulünden birkaç sene önce Frenk Mukallitliği diye bir kitap neşreder.  O kitapta Yabancıların kılık kıyafetini giymek benimsemek küfürdür diye yazar. Bu kitabın yayınlanmasından bir kaç sene sonra  kanunla şapka giyme mecburiyeti olunca İskilipli Atıf Hocayı mahkemeye verirler. Savcı İskilipli Hocaya birkaç sene hapis cezası ister. Son savunmanın yapılacağı duruşmaya Atıf Hoca savunma hazırlarken gece rüyasında Peygamber Efendimizi görür, Efendimiz ona  ‘’Ya Atıf Bize gelmek dururken ne diye savunma karalar durursun’’ der. Bunun üzerine uyanır yanında bulunan Tahirül Mevleviye ‘’Bize yol göründü ‘’der ve savunmasını yırtar atar. Mahkeme Hocaya kanun çıkmadan önce yazdığı kitap nedeniyle   idam cezası verir. Yani işin zahiri ve batıni yönleri vardır.

 

Yeni Cumhuriyet Rejimi Osmanlı mirasını reddediyor, kendini oturtmak için Osmanlıyı kötülüyor ve İslam Dinini hayattan uzaklaştırmaya çalışıyordu. Bunun için de çıkan isyanları çok kanlı bir şekilde bastırıyordu.  Şeyh Sait isyanı Menemen İsyanı ve Dersim isyanı ve daha bir çok olaylar bunlara örnektir. Menemen isyanının derin devletin bir komplosu olduğu ortaya çıktığı halde hala Müslümanlara fatura edilmekte ve irtica  tehlikesine örnek gösterilmektedir. Kuran öğretmek ve öğrenmek çok ağır bir suç olmuştu. Bu nedenle Kuran öğreten ve öğrenenler kapıya gözcü koyarak ders yapabiliyorlardı.  Neticede İslam’dan uzaklaştırılan  ve İslamı  irtica olarak gören bir nesil yetiştirildi. Bu nesil orduya yargıya bürokrasiye basına ve medyaya ve hatta siyasete hakim oldu ve Çanakkalede ve İstiklal Harbinde düşmana  karşı o yokluk ve yoksulluk içinde iman gücüyle kahramanca çarpışan milletin o ruhu yokoldu.

Lozan Anlaşması millete  zafer olarak sunulmuştur. Sevr anlaşması ve Mondros mütarekesi ile kıyaslanarak Lozan Anlasmasının kamuouyunda benimsenmesi sağlanmıştrr. Halbuki İngiliz Parlamentosunda  Lozan Anlaşmasından dolayı  kendilerini eleştirenlere Lord Gürzon ‘’Hakikaten büyük zafer kazandım. Türkler yüz yıl kendilerine gelemez ‘’ diyordu ve maalesef öyle de oldu.

 

Kemalizm Cumhuriyetin ideolojisi olarak Türk Milletini içe kapatmış, etrafını komşularını düşman bellemiş, Milletin inancını imanını irtica diyerek mahkum etmiş ve irtica ile bitmez tükenmez bir mücadeleye girişmiş ve Türkiyeyi dünyada hem geri durumda bırakmış ve hem de yalnızlaştırmıştır. Devleti kuran parti olarak CHP 6  bugün de hala o günkü gibi devletçidir ve   2010 yılında hala 70-80 sene öncesinin ortamında yaşayan bürokratlar bu millete zaman, enerji ve itibar kaybettirmiştir. Hala da bugünü anlamaktan çağı okumaktan acizler fakat hala söz sahibiler. Millet ile devlet arasında bir uçurum oluşmuştur. 1950 den çok partili siyasi hayata geçince statüko yani CHP daima kaybetmiştir. Ancak CHP hiçbir seçim kazanamamasına rağmen daima iktidarda gibi hareket etmiş, seçimle iş başına gelen sağ hükümetler de hiçbir zaman iktidar olamamışlardır. Daima statükoya derin yapıya teslim olmuşlardır. Aksi halde ihtilal ve darbe ile dünya başlarına yıkılmıştır. Bu maalesef yakın zamana kadar böyle olmuştur. 1920 de çarşaf yırtan Fransız subayının zihniyeti 1980 de ihtilal yaparak devletin başına geçmiştir. O zaman düşmana karşı ilk kurşunu atan Sütçü İmamın adına kurulan üniversitede bugün başörtüsü yasaklanmıştır. Başörtüsü yasağı ortada bir kanun olmamasına rağmen hala yürürlüktedir.

 

Kıymetli okuyucu bu yazdıklarımı çoğu aslında bilinen konular.  Burada bir değişimi vurgulamak istiyorum. Bir cümle ile bunu özetleyeyim. Bu dinine bu kadar bağlı olan ve Yemende Filistin’de Kuzey Afrika’da Galiçya’da yedi düvele karşı çarpışan; Çanakkale’de ve en son Anadolu coğrafyasında düşmana karşı destan yazarak zafer kazanan bir millet nasıl oldu da dininden zorla koparıldı sindirildi bastırıldı?  Bu nasıl oldu bunları anlatan kitaplar ve kaynaklar elbette var fakat bunları tartışmak için henüz özgürlük ortamı yok. Bugünkü ve bundan sonraki nesillerin ilkin bu yakın tarimizi öğrenmesi bilmesi anlaması lazım ki bundan sonrası için  geleceği inşa edebilelim medeniyetimizi yeniden kuralım..

 



 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 6498 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri