Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Dr.Mehmet BOZKURT

HİZMETTE VE MAHVİYETTE MÜSTESNA VE ÖRNEK BİR İNSAN (2)

19 Nisan 2011 Salı

 

 

HİZMETTE VE MAHVİYETTE MÜSTESNA VE ÖRNEK BİR İNSAN  (2)

Kıymetli  okuyucularım  bugün de size çok değerli bir doktor ağabeyimi anlatmak istiyorum.  Geçen yazımda dünyevileşme  ve bencilleşmenin gittikçe arttığı günümüzde iyi ahlak ve meziyetleri ile öne çıkan insanları toplumumuza örnek olarak tanıtmada fayda gördüğümü yazmıştım.  İsmini vermeyeceğim ama çoğu okuyucu bu ağabeyi tanıyacaktır.

Bu ağabeyimiz İstanbul Beyefendisi  ve  mizaç olarak son derece yumuşak huylu (bazen yüzde yüz pamuktan mamul derdim) , mahviyet sahibi  hizmet ehli ve cömert ve ayni zamanda sufi yönü daha  ağır basan mahviyet  ve  feraset sahibi  bir doktordur.

1971 de Kolera salgını esnasında  karantina uygulamasında  hac dönüşü hacıları kontrol muayenesi yaparken Mehmed  Zahid Kotku  Hocamızı muayene etmek bu ağabeye nasip olur. Hocaefendi  İskenderpaşaya  davet eder. Fakat gelmez. Bir gün rüyasında tekrar çağırır. O zaman  camiye gider. Hocamız çağırmasak geleceğin yoktu der. 

1974 te Vakıf Guraba Hastanesinde İç Hastalıkları Uzmanı olarak göreve başladı.  Biz de Kayserili ve halen Erciyes Üniversitesinde profesör olan arkadaşımla   1977  Ocak ayında  aynı Hastanede beraber  Radyoloji ihtisasına başlamıştık.  

Vakıf Guraba Hastanesinde ihtisasa başladığımız ilk aylardayız. Bir gün bu ağabey meczupluğu tuttu önüne gelene kim olursa doktor hastabakıcı hemşire demeden  hastanede soruyor  Kutup kim Kutup kim diye.  Bir gün rüyasında yine mübarek bir hanım olan merhum halasını  görüyor. Halasına da kutup kim diye soruyor. O da kızıyor  adam gibi sor diyor.  Ağabey de adam gibi soruyorum diyor. Ertesi günü de o zaman sağ olan  Mehmed Efendi Hocamızı rüyasında görüyor. Hocamız soruyor  senin o sık sık ziyaretine gittiğin zat kimdi  diyor , Ahmed Ziyaüddin Hazretleri Efendim diye cevap veriyor. Peki o zatın makamı neydi diyor . Efendim o hem Gavs hem kutuptu diyor. Hocamız’’ Peki bugün kutup kim diye soruyor. Ağabey Sizsiniz efendim diyor. Gavs kim diyor. O da sizsiniz Efendim. İkisi de sizde birleşmiş diyor. Hocaefendi Merhum ‘’ Aferin ‘’ diyor.       

Kısa zamanda  bu doktor ağabeyle radyolojide biz iki asistan  ayrılmaz üçlü olmuştuk.   Diyebilirim ki bize ve birçok hekim arkadaşa hastaya hizmeti o öğretmiştir. Bize  güzel bir örnek olmuştur.  Akşama kadar poliklinikte hastaları muayene eder, laboratuara ve röntgene gönderir. Bizden de hemen röntgenlerin sonucunu isterdi.  Hastanın işini bitirirdi.  Muayenesini yapar, laboratuar tahlillerini yaptırır ve gerekiyorsa röntgenini çektirir  ve sonuçlarını yakın takip ederdi.  Yatması gerekiyorsa yatırır, yatak  bulamazsa başka servisten yatak  bulur gene yatırırdı. Eğer sevk gerekiyorsa işlemlerini tamamlar takip eder hatta  taksi parasını da verip gönderdiği olurdu.  Para hesabı yapmazdı. Öğleden sonra saat 4 te mesai bitiminde biz üçümüz tam kapıdan çıkarken veya taksiye binerken gelen acil hastayı muayene etmek için geri döner, tahlillerini yaptırtır,  röntgeni çektirtir teşhisi koyar reçetesini yazar hemşireye tedavi için talimat verir hastanın ertesi güne işi kalmazdı.   Bu öyle bir iki ay değil yıllarca devam etti.  O zaman Beşiktaşta oturduğumuzdan akşam üçümüz beraber  onun tuttuğu özel taksiyle eve dönerdik. Eve dönerken de ve sabah gelirken de hemen hemen hergün Süleymaniye Camiine  muhakkak uğrar Gümüşhaneli Ahmet Ziyaüddin Hocamızın türbesini ziyaret ederdi.

Süleymaniye Camiinde Kanuni Sultan Süleymanın türbesinin yanında Gümüşhaneli Ahmed Ziyaüddin  (K.S.) in ve  mübarek zevcelerinin demir parmaklıklarla çevrili türbesi  vardı. Az ileride de onun dört büyük halifesi Hasan Hilmi Kastamoni,  İsmail Necati Safranboli , Ömer Ziyaüddin Dağıstani ve Mustafa Fevzi Tekfurdaği nin türbeleri vardı.   Bu ağabeyim hastanedeki mesaisine ilaveten burada da türbedar gibi bütün bu türbelerin bakımını yapmaya başladı.  Demir parmaklıkları boyuyor veya boyatıyor,  türbelerin hem içinde ve hem dışında toprağı çapalıyor, havalandırıyor  temizliyor ve çiçekler dikiyordu. Oraya bir su deposu ve çeşme yaptırdı.  Hürrem Sultanın türbesi ve bu Allah dostu büyüklerimizin türbeleri arasında kalan bahçeyi de çapalayıp havalandırarak düzenledi,  muhtelif  çiçekler ve  manolyalar dikti  ve çok güzel bir bahçe meydana getirdi.  Bütün bu işlerin masrafını da cebinden ödedi.  Neyse ki eşi Çocuk Hastalıkları Uzmanı idi ve çok maddi problem yaşamıyordu. Bu düzenlemeleri yaparken de hastaneden veya dışarıdan birçok doktor veya personel arkadaşlar gönüllü olarak seve seve yardımcı oldular.  Yıllar sonra Genel Müdürlük de yapmış ve profesör bir arkadaşım  bu gün de çağırsa severek o bahçede çalışırım diyordu. Hastanede Allahın hasta kullarına; türbede de  Allah dostu mürşidi kamillere hizmet ediyordu.  Yeri gelmişken başımdan geçen bir olayı anlatayım.  

Bir gün bahçede bana dedi ki şu kovaya su doldur ve Gümüşhaneli Hocamızın türbesini sula. Ben de bir kova suyu aldım ve Hocamızın kabrinde ortadaki çiçeklerin altına toprak kısma döktüm.  Sonra aklıma geldi biliyoruz ki bu büyük zatların bedeni bozulmamıştır ve kendileri de zaten bizi görüyorlar. Benim döktüğüm su ile mübarek kefenleri ve bedenleri herhalde ıslanmış olmalı. Ağabey dedim sen bana sula dedin ama bu su kefeni ve bedeni ıslatmıştır dedim. Ben karışmam dedi.  O gün  -Temmuz ayı idi-oruçlu idim ve  eve gidip uyumuştum. Akşamdan önce saat 8.00 sıralarında  uyurken tam burnumun üzerine Mübarek Hocamızın bir yumruğunu yedim ve uyandım. Acımamıştı  ama bu yumruğu hissetmiştim.  Benim kötü bir niyetim yoktu. Demek  dikkatli olmak ve daha hürmet ve saygılı olmak lazımmış diye düşündüm.  Kabir taşında da ‘’

Nazar kıl çeşm-i ibretle, makâm-ı ilticâdır bu!
Erenler dergâhı, bâb-ı füyûzât-ı Hüdâ'dır bu!

Ziyâüddîn-i Ahmed, mevlidi anın Gümüşhâne,
Şehir-i şark-u garbın, mürşid-i râh-ı Hudâdır bu!..
Muhakkak ehl-i Hakk ölmez, ebed haydır bil eyzâir!
Saray-ı kalbini pâk eyle, bâb-ı evliyâdır bu!

…..

diye yazıyordu. Yani  Allahın feyz kapısı ve evliya(dost) kapısı.  Bir insanın kötü niyeti olmaması yetmiyor  edepli ve hürmetli olması da gerekiyor.

Bir gün Mehmed Efendi Hazretlerine halvete girmek istediğini söyler. Hocamız da cevaben senin halvetin poliklinikte hasta bakmak der. Bu söz üzerine hasta muayenesini halvet niyetiyle yapmaya başladı. (Halvet  dergahlarda 40 gün süren dış dünyadan tecrit olarak yapılan riyazete dayalı  zorlu manevi bir eğitimdir).

Hastanede uzman olarak çalışırken Başhekim tarafından uzaklaştırılan fakat mahkeme kararı ile geri dönen huysuz ve sert mizaçlı ve inançsız bir Dahiliye Klinik Şefi vardı. Bir gün bu Ağabeye bir  kadın hasta kızar ve hocası olan bu şefe şikayet eder. O da ‘’ Hanım sen kimi bana şikayet ediyorsun. O yolda yürüyen bir melek’’ der.  Hastanede onu herkes severdi.

O sıralar iki kız çocuğu vardı. Bir erkek çocuk istiyordu.  Eşi hamile kaldı.  Oğlu oldu. İsmini Gümüşhaneli Hocamızın ismini yani Ahmet koydu. Mehmed Efendi  Hocamız Şakir ismini ilave etmişti. Birkaç aylık olduğunda bebek birden sancılandı, doktorlar barsak düğümlenmesi dediler acil olarak ameliyata alınacaktı. Hastanede refakatçi olarak bulunduğu sırada bir rüya görür. Rüyasında Mehmed Efendi Hocamız gelir besmele çeker ve ellerini bebeğin karnının üzerinde gezdirir.  Bir uyanır bakar bebek gaz çıkarmaya başlamıştır (barsak düğümlenmesinde hasta gaz ve büyük abdest çıkaramaz). Bebek ameliyattan kurtulur.

Bir keresinde Beşiktaşta gece bir hastaya çağrılır. Hasta zengin bir Rumdur. Fakat yanında kimse yoktur.  Hastada kalb yetmezliği vardır. Muayenesini yapar reçetesini yazar ve hastaya ‘’ Bak sana etrafındakilerden  fayda yok. Gel Müslüman ol’’ der. Hasta Peki  der. Ağabeyimiz tevbe ettirir ve istiğfar çektirir ve kelimei şehadet getirtir ve Rum hasta Müslüman olur. Şimdi de sana bir Müslüman ismi verelim der. İsmi Kirkor olan Rum Hastayla Hasan isminde mutabık kalırlar  ve  adı Hasan olur. Son olarak hastaya derki şimdi sen   tertemiz yeniden doğmuş gibi Müslüman oldun der. Senin kısmetin varsa sabaha kalmaz vefat edersin ve doğrudan cennetlik olursun. Eğer  sağ kalırsan seni yakınların hıristiyanlığa geri döndürürler der. Ertesi sabah hastanın vefat haberini alır.

Mehmed Efendi   Hazretlerinin vefatından sonra  yaklaşık 2 ay geçmişti.  Hocamız sağlığında iken yerine kendisinden sonra damadı Esad Hocamızı tayin etmiş haberimiz yok. Ocak ayı idi. Esad Coşan Hocamızın  Hocaefendinin yerine geçtiği ilan edildi. Mehmed Efendi Hazretlerinin dünürü ve Esad Hocamızın babaları Necati Amcamız da bu olayı doğrulamıştı. Cemaatte bir dalgalanma çalkantı oldu. Esad Hocamıza itirazlar kabullenmemeler ortaya çıktı. Bazıları yazıları belge istiyor bazıları düzenin üniversitesinde doçent diye itiraz ediyordu. Bu nedenle itiraz edenlerin bir kısmı ayrıldı. Birçok insanın da kafası karışıktı. Ama bir çok insanda net olarak rüyalarında Mehmed Efendi Hocamızın yerine Esad Hocamızın geçtiğini görmüştü. İşte en açık ve net rüyayı bu abimiz görmüştü.  Bu abimize rüyasında Mehmed Zahid Kotku  Hocamız ‘’ Esadın hatası geç ortaya çıkması  oldu, onu da bize hürmetinden yaptı. Esada  biat etmeyenler bu yolun hiçbir kolundan feyz alamazlar ‘’ der.  Bu rüya cemaatten kafası karışık olan birçok ve yaşça büyük ağabeylerin Esad Hocamıza bağlanmasını sağlamış oldu. Yani böyle manevi derecesi yüksek bir ağabeyimizdir. 

1989 senesinde Vakıf Guraba Hastanesi  Üniversite olmuştu. Üniversite olunca bir çok doktor ve personel ayrıldı. Bu ağabeyde Süleymaniye Doğumevine İç Hastalıkları Uzmanı olarak naklen tayin oldu. Çok sevdiği Hocalarına daha yakın olmuştu. Hem Gümüşhaneli  Hocamız ve Halifeleri hem Mehmed Zahid Efendi Hocamızın hemen yanında hastalara hizmete devam ediyordu. Çok hastası vardı. Emekli olduktan sonra da 2 yıl Zeytinburnunda ayni hastanede çalıştık. Orada da servis hastaları hariç günde 60 hasta baktığı oluyordu.  Oradan da ayrıldı.  Halen Beşyüzevlerde bir Tıp Merkezinde çalışmaya devam ediyor. Allah bu ağabeyimiz gibi bizleri de hizmet ehli örnek insanlardan eylesin, daha nice örnek insanları karşımıza çıkarsın.

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 7362 defa okunmuştur
güzel insanlara selam.
uğur tarakçı
çok güzel çok harika bir yazı olmuş.mehmet bey ellerinize sağlık.geçmişten anıları bizimle paylaşmanız çok hoşumuza gitti ve gözlerimizi yaşarttı.zaten yazının içinde evliyaların ismi geçtiğin için duygulanmamk mümkün değil.ben esad coşan mehmet zahid kotku hocalarımızı tanıyorum çok şükür ve çok seviyorum ama kasteddiğiniz doktoru tanıyamadım.yaşımın genç olmasından sanırım.Allah yolunda olan herkese sevgimiz saygımız sonsuzdur.Allah sizede hayırlı işler hayırlı hizmetler yapmayı nasip etsin.
20 Nisan 2011 Çarşamba 09:08
Beğendim (6)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
S.A.
Yeğen
Kaleminize sağlık. Saygılar, sevgiler.
20 Nisan 2011 Çarşamba 09:06
Beğendim (4)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri