Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erol BATTAL

Bir Başkalaştırma Projesi Olarak Halkevleri-1

05.03.2010 11:47

Cumhuriyet dönemi uygulamalarını ve kurumlarını anlayabilmek için; 1789 Fransız Devrimi’nin ardından kurulan jakoben kulüplerini incelemek gerekir. Çünkü bu yapı, Türkiye’de, ‘vatandaş yetiştirilmesinde’ en belirleyici yöntem olarak kullanılmıştır. Hatta Jakobenlerin 200 yıl boyu Fransa’da yaptıklarını okuduğumuzda, sanki Cumhuriyet Tarihini okumuş gibi oluruz. ‘İrtica’ gibi bu amaçla kullanılan birçok kavramın bile Fransız jakobenlerin imalatı olduğunu görürüz.

Fransız jakobenizminin M. Kemal üzerindeki etkisini, Anıl Çeçen “Halkevleri”  kitabında, şu şekilde ifade etmiştir. “İyi bildiği Fransızcasıyla bu devrim üzerine önemli yapıtları okuyan Atatürk, kendi düşüncesini oluştururken ve Kemalizm’in temellerini atarken buradan fazlasıyla yararlanmış, bu devrimi ideolojik kaynak olarak alırken, devrim kadrolarının izlediği yöntemleri de benimsemiş, Jakoben kulüplerini devrimin halk okulları olarak görmüştür.”

Peki Mustafa Kemal’i bu kadar etkileyen Jakobenizm nedir?

Müritlerine Jakoben denilen Saint Daminikus tarikatından kalma eski bir manastır binasında toplanan Devrim Konseyi üyelerine 'Jakobenler' denilmiştir. Devrimin en radikal ve terör uygulayan takımı oldukları için de, Fransız İhtilali ile özdeşleşmişlerdir.
 Jakobenler devrimin ilkeleri doğrultusunda tepeden inmeci; halka rağmen, halk için felsefesiyle; tek tip adam yetiştirmeyi hedeflemiş, bunun için de; kanunu, hukuku devrime hizmet edebildiği noktalarda dikkate almış, milli egemenliğin söz konusu olduğu durumlarda, kanun ve hukuk hiçe sayılmış, kuvvetler ayrılığı ilkesinin hiçbir anlamının olamayacağı açıkça ifade edilebilmiştir. Milli irade, çoğunluğun iradesi değil; milleti ‘gerçek arzuları’ ve ‘gerçek mutluluğu’ noktasında aydınlatan ‘temiz insanların iradesi’ olarak kabul edilmiştir.

 Jakoben gelenekte, “devlet hukukun üstündedir”, “yargı ve hukuk, devletin çıkarlarına tabidir.” Düşüncesi hakim kılınmıştır. Halk, kandırılmaya mahkum, asla kendi başına doğruyu bulma şansı olmayan zavallılar kitlesidir. Onların doğruya ulaşabilmeleri için, her türlü cebri yöntem meşru ve gereklidir.

Jakobenler için, kendi ideolojileri; gerçekleştirdikleri ceberut eylemlerin reddedilemez gerekçesidir. Mesela, Devrim’e direnen Katolikler, okullarından, memuriyetlerden ve ordudan atılmışlardır. Devrime inanmayanların yaşadıkları sadece bununla sınırlı değildir, özellikle  Robespierre döneminde sayısız Fransız katledilmiş ya da hapishanelerde çürütülmüştür.

Cumhuriyet elitleri de Osmanlı bakiyesi Türk halkını, Türkiye Cumhuriyeti Vatandaşı haline getirebilmek için, jakoben yöntemleri uygulamışlardır. Cumhuriyetin vatandaş tasavvuru; Türk, laik, Sünni, batıcı, modern ve Kemalist’tir. Bu nedenle Türk, laik, Sünni, batıcı, Kemalist ve modern olmayan unsurların dönüştürülmesi gerekmektedir. Bu dönüşümün sağlanabilmesi için 1923’ten itibaren birbirini tamamlayan çeşitli yöntemler uygulanmıştır.

Kuruluşun hemen ardından çeşitli unsurların ortadan kaldırılması, göz dağı verilmesi ve terbiye edilmeleri için, peş peşe isyanlar çıkarılmış ve sözde isyan girişiminde bulunanlar çok şiddetli bir şekilde cezalandırılmış, büyük bir kısmı isyanlarda yok edilmiş kalanlarsa bütün yakınlarıyla beraber, ya idama mahkum edilmiş, ya sürgünlere gönderilmiş veya kaybolmaları sağlanmıştır. Cumhuriyet Dönemi isyanlarının tamamı dönüştürmenin bir aracı olarak kullanılmıştır. İstiklal mahkemeleri de, Takrir-i Sükun Kanunu da, muhalif unsurların ortadan kaldırılmaları amaçlıdır. Bu dönemdeki cebri yöntemler sadece bunlar olmayıp; aile sürgünleri, mübadeleler de özellikle Türkleştirmenin bir aracıdır. Asimilasyon politikaları içerisinde yasakçılık, Jandarma korkusu etkin bir yol olarak değerlendirilmiştir. Bu vatandaş tasavvuruna uygun dönüştürme faaliyetlerinin, en acımasızlarından biri de 1938’deki Dersim İsyanı’dır. Bu manadaki ‘uygulama’lardan biri de İzmir Suikastı’dır.

Dönüştürme yöntemi olarak kullanılanlar, tabi ki bunlarla sınırlı değildir. Ancak 1930 yılı, bu yöntemlerin, değerlendirilmesi bakımından bir milattır. 1930 Eylül’ünde kurulan Serbest Cumhuriyet Fırkası aynı yılın Kasım ayındaki yerel seçimlere katılır ve bütün baskılara, hilelere, desiselere rağmen üç aylık bir parti olarak çok ciddi oylar alır ve 40 merkezde belediye başkanlıklarını kazanır. Bu seçim sonuçlarıyla ilgili bir değerlendirmesinde Mustafa Kemal seçimlerin kazananının “İdare Fırkası” yani Jandarma, vali, kaymakam baskısı olduğunu söyler. Bu sonuç, CHF ve Devrimlerin halk tarafından nasıl karşılandığının görülmesi açısından çok öğreticidir. Sadece cebri yöntemlerin bir halkın dönüştürülmesine yetmeyeceği görülmüştür. Başka yöntemler aranır. Bu çerçevede Mustafa Kemal, yurt gezisine çıkar. Bu gezide Türk Ocakları şubelerini de ziyaret eder. Onlardan, devrimi halka anlatmalarını ister; ancak burası 1912’de İttihatçılarca kurulmuş, ırkçı ve Turancı bir örgüttür. Kurucuları, üyeleri entelektüel kimliği olan kişilerdir, devrimleri çapsız görmekte ve bunları, millet vicdanına saldırı olarak değerlendirmektedirler. Bu geziyle Türk Ocakları’ndan beklenen sonucun alınamayacağına gören Mustafa Kemal, 24 Mart 1931 yılında Türk Ocakları’nın kapatıldığını açıklar. Bu direktif, emir telakki edilir ve Türk Ocakları 10 Nisan 1931’de olağanüstü kongreyle kendini feshedip, malvarlıklarının CHF’ye aktarılmasına karar verir. Bu kapatılmada Rusya’nın baskısının da büyük  bir rolü vardır.

Türk Ocakları’nın kapatılmasından sonra devrimin halka ulaştırılmasının aracı olarak 1932’de Halkevleri’nin kurulması kararlaştırılır. Halkevleri daha sonra kurulacak Köy Enstitüleri’nin şehirli ve halka dönük muadilidir.

Devrimlerin halka benimsetilmesi adına kurulan, Halkevleri, Köy Enstitüleri ve benzeri kurum ve kuruluşların da başarılı olmadığı 1946 seçimlerinde ortaya çıkmıştır.

Halkevlerinin 3 dönemi vardır. 1.dönem, 1932-1950 yıllarını kapsar. 2. dönem, 1960 Darbesi’yle başlar; bu dönemde de 1. dönem faaliyetlerinin, izine rastlanır; ancak tek parti diktasının yaşandığı 1. dönemdeki rahatı ve imkânları bu dönemde bulamazlar. 3. Dönem ise eski Dev-Yol sanıklarının kurduğu dönemdir.  Bizim yazımızın konusu olan 1. Dönemdir. Bu dönemde yapılan faaliyetleri ve etkilerini inşallah yazının 2. bölümünde anlatmış olacağız.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2712 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri