Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erol BATTAL

Referandum Bütün Sistem Mağdurlarının Meselesidir

14.08.2010 11:06

Anayasa nedir, yasalar ne işe yarar, nasıl yapılır, kimleri ne şekilde etkiler, nasıl kullanılır, iyi yasalar hangileridir; kötü, çağdışı kalmış yasalardan nasıl kurtuluruz gibi sorularla ilgili yıllardır sayısız yazılar yazıldı, yüzlerce tartışma yapıldı. Bu sebeple, insanların bu ve benzeri sorularla ilgili yeni bilgilere, yeni yorumlamalara çok da ihtiyacı yok. Bu soru ve tartışmalardan hareketle de her dönemde birçok yasa çıkarılmakta, bir o kadarı yürürlükten kaldırılmakta, hatta çeşitli zamanlarda Anayasa değişikliklerine de gidilmektedir. Ancak bütün bu yeni yasalara, hatta Anayasa değişikliklerine bunlarla ilgili yazılan bütün yazılara, söylenen bütün sözlere, atılan bütün siyasal nutuklara rağmen ülkede Anayasa’dan, yasalardan kaynaklanan sorunlar yaşanmaya devam etmektedir. İşte meselenin en önemli noktası burasıdır. Anayasa ya da yasalar nedeniyle yaşandığı sanılan sorunların kaynağı gerçekten Anayasa ya da yasalar mı?

Bu sorulara cevap bulabilmek için 28 Şubat süreciyle birlikte özellikle dindar, muhafazakâr insanlar için yakıcı sonuçlar doğuran davalara bakmak gerekmektedir.

Aslında davaların hepsine tek tek bakmaktan ziyade sonuçlarına bakmak bile yukarıdaki soruya cevap vermeye yetmektedir. Refah Partisi’nin Kapatılma Davası’nda da, Fazilet Partisi Davası’nda da, Başörtüsü Davası’nda da (411 milletvekilinin oyuyla kabul edilen Anayasa değişikliği), 367 Davası’nda da, AK Parti Kapatılma Davası’nda da davaların sonuçları; davaların açıldığı ilk andan itibaren herkes tarafından bilinmekteydi. Bu sonuçların bilinmesi, herkesin hukuku, yasaları bilmesiyle ilintili değildi. Sonuçlar, karar vericilerin kimliklerine bakılarak tahmin edilebiliyor. Yani Turgut Özal’ın atadığı Yüksek Mahkeme üyelerinin hangi dava olursa olsun, vereceği karar da, Ahmet Necdet Sezer’in ve Süleyman Demirel’in atadığı üyelerin hangi dava olursa olsun ve hangi hukuki zemin üzerine oturursa otursun, vereceği kararlar değişmiyor, aynı oluyor. Yani Anayasa’ya ve onun çizdiği çerçeveye bağlı kalmadan Anayasa Mahkemesi üyelerini atayan Cumhurbaşkanı’nın siyasal kimliği neyse, verilen kararların rengi de o yönde oluyor. Bu nedenle de ülkede hukuk bilen, bilmeyen herkes özellikle siyasal yönü olan davaların sonucunu baştan biliyor ve dava açılır açılmaz da sonuç için “karar 9’a 2 çıkacak” diyebiliyor. Durum bu olunca, Anayasa’nın bir anlamı kalmıyor, hatta Anayasa ortadan kaldırılıp sadece mahkeme üyelerinin varlığı sonucu belirliyor. Kısaca ülkede bir Anayasa’nın varlığından bahsetmek mümkün değildir. Bu ülkede var ve cari olan Anayasa değil; Anayasa Mahkemesi’nin üyeleridir. 

Bu durum sadece Anayasa Mahkemesi ve onun kararlarıyla da sınırlı değildir. Ülkedeki bütün yüksek mahkemelerde durum aynıdır. Danıştay kararlarında da, Yargıtay kararlarında da aynı durumu gözlemlemekteyiz. Hatta özellikle Ergenekon Davası’yla birlikte biz şunu daha açık şekilde görmeye başladık ki, bu tür mahkeme heyetlerine bağlı kararlar, bütün yerel mahkemeler için de geçerlidir. Hakimin vicdani kanaati adı altında, birçok hukuksuzluğa imza atılıp insanların hayatı karartılabiliyor. Ve bizler yanlış kararların sorumlusu olarak da sadece o kararı veren mahkemeyi biliyoruz. O mahkemelerin çeşitli ideolojik ve maddi çıkarlar karşılığı ayarlanmış mahkemeler olduğunu, yukarıda bahsettiğim Ergenekon Davası’yla öğrendik. Kamuoyu HSYK’nın ne olduğunu ve gücünü ancak bu davayla birlikte öğrenebildi. İşte 12 Eylül’de referanduma sunulan Anayasa değişikliğinin önemi de buradan gelmektedir. Bütün çırpınmalar, bütün çirkeflikler, şu an gerçekleşen terör olayları, karmaşa ortamları oluşturma çabaları bunun içindir. Davalara göre mahkeme heyetlerinin oluşturulması ve bunun beş kişi marifetiyle yapılıyor olması. Ve bu mekanizmanın bir kısır döngü etrafında yürütülmesidir. Danıştay, Yargıtay, HSYK üyelerini seçiyor; HSYK, onları. Ve de yerel mahkemeler bu döngü tarafından oluşturuluyor. Sonrasında da bütün bir ülke adaletin yokluğundan, hukuksuzluktan yakınıyor. 

İşte bugün yaşananlar, bu hukukun katledilmesine engel olma çabasıdır. Bir şeylerin yerli yerine oturtulma gayretidir. Ve bu günkü tartışma da, arı kovanına çomak sokma tartışmasıdır. Evet, bir düzen bozuluyor, bir çark yıkılıyor. Ellerine aldıkları yargı, ellerinden kaçıyor. Bakmayın siz onların yargıyı ele geçiriyorlar demelerine. Onları korku sardı. Artık birileri bu ülkede eşkıyalıklarını kolay icra edemeyecek, eskisi gibi kolay korunamayacak. Bütün büyüklüklerinin, kahramanlıklarının fos olduğu ortaya çıkacak. Korku, bunun içindir; kavga bundan ötürüdür. 

Anayasa’nın bütün maddeleri değişse, dünyanın en özgürlükçü anayasası haline gelse, hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri de değiştirilse, emin olun çıkacak gürültü bundan daha az olacaktı. Çünkü onlar için önemli olan, Anayasa ya da yasaların mahiyeti değildi. Önemli olan, o yasaları uygulayacak kişilerdi. Yukarıda saydığımız davaların hangisinde kararlar yasalara uygun verildi ki? Sonuçların tamamı şahısların ideolojik kimlikleri doğrultusunda çıktı.

Aynı durumu bu ülke çok sık bir şekilde Danıştay ve Yargıtay kararlarında da yaşamaktadır. En sıcak örneğini biz ‘Katsayı’ kararında yaşadık. Hele Yargıtay kararları tam evlere şenlik bir durumdadır. Bu kararlardaki keyfilikleri görünce insan, ‘bu ülkede ne yasaya ne de Anayasa’ya ihtiyaç vardır’ diyor. Alınan kararların hiç biri mevcut yasalara uygun değildir, kişilere göre kararlar verilmektedir. İhtiyaç duyduklarında da bu mahkemeler kendilerini Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin yerine koyarak yeni yasalar da ihsas edebilmektedir. En son Anayasa Değişikliği Paketi’nde de, Meclis’in yerine kendilerini koyarak, pakete, yetkileri olmadığı halde son şeklini yine Anayasa Mahkemesi üyeleri verdiler. Ve bu durum artık bir içtihat halini aldı. Başörtüsüne serbestlik getiren Anayasa değişikliği kararında da aynı yöntemi uygulayıp yasa çıkardılar. İhtiyaca binaen de bazen var olan yasaları yok saydılar. 

İşte 12 Eylül’de halkın önüne gelecek değişiklik, kısmen de olsa, bu keyfiliklerdeki karar verici sayısını artıracaktır. Bu da, sınırlı da olsa, keyfiliklere sınır biçecektir. Anayasa değişikliğiyle ilgili tartışmaların sadece bu iki madde üzerinde yürüyor olmasının da sebebi budur.

Bu ülkede hukukun üstün olmasını arzulayanların, adaleti önemseyenlerin tamamının önem vermesi, destek olması gereken bir çabadır bu. Anayasa değişikliği, sadece AK Parti’nin meselesi değildir. Bu değişikliğin gerçekleşmesi için çaba harcayanlar, sadece AK Partililer olmamalıdır. Ülkesini seven, bu ülkede güzel işlerin de yapılmasını arzulayan, hukukun üstünlüğüne inanan, adaletin tesisini isteyen, özgürlüğün bütün insanlar için olmasını arzulayan, gerçek bir iktidar değişikliğini arzu eden herkes referandumda üzerine düşen görevi yerine getirmelidir. 80 yılda milletin önüne ilk kez böyle bir fırsat çıkmıştır. Bu fırsat en iyi şekilde değerlendirilmelidir. Armudun sapı, üzümün çöpü denilecek zaman değildir. Şahsi kinlerimiz, kuyruk acılarımız, insafımızın ve vicdanımızın önüne geçmemelidir. AK Parti’ye karşı olmak için; vicdanını rafa kaldırıp bu çabayla ilgili eksiklerden hareketle söz söyleyenler, bu ülke gerçeklerini ya bilmiyorlar ya da şahsi hınçları nedeniyle görmezden geliyorlar. Bu tip kişilerin söylemlerine fırsat vermemeli, kendilerine verdiğimiz değeri sömürmelerine fırsat tanımamalıyız.

Bu ülkede güzel işlerin olmasını istiyorsak, üzerimize düşeni yerine getirmeliyiz. Halkımızın gerçek düşüncesinin ortaya çıkmasını sağlamak için gerekirse ev ev, köy köy, kahve kahve dolaşmalı, bu güzel çabaya destek olmalı, özlenen güzelliklerin kapısını aralamalıyız.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 5764 defa okunmuştur
eveet
sami çağlayan
hukukun üstünlüğü için evet
20 Ağustos 2010 Cuma 18:42
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
referandum
Kemal Kilim
evet evet evet
17 Ağustos 2010 Salı 16:21
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
gerçekçilik
Selim Aslan
hayır demek bu ülkede 80lerde-60larda yaşananları reddetmektir.O günleri reddetmekse o dönemde gençliği karatılan,hayatı karartılan insanlara haksızlık yapmaktır.12 eylül 2010 tarihli anayasa referandumunda oyumuzun rengi kesinlikle 'evet'olmalıdır.
17 Ağustos 2010 Salı 15:23
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
hayır
yasemin balkan
abd den yapılan evet çağrısına inat hayır
17 Ağustos 2010 Salı 12:49
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
HAYIR
kemal bebekli
Eğitim kurumlarını menfat çetelerinin ve dahi resmi hırsızların ve dahi sahtecilik yapanların ve dahi devletin maddi manevi haklarını savunanlara psikolijik işkence yapanların ve dahi destekçilerinin evetine HAYIR.Bu dünyada hesap soramazsam öte dünyada hesabını sorarım.
16 Ağustos 2010 Pazartesi 13:58
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri