Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Erol BATTAL

Tahsin Suda ya da Memur-Sen

28.09.2010 15:21

Acı olayların haberleri, genelde olmadık zamanlarda gelen telefonlarla alınır. Bu kez öyle olmadı. Herkesin herkesi aradığı, herkesten gelebilecek telefonların endişesiz açılacağı bir telefonla aldım haberi. O gün Bayramın 3. günüydü. “Tahsin’in durumunu biliyor musun” dedi, korkusuzca açtığım telefondaki acılı ses. Çok ayrıntı bilmiyordu. Olay yeni olmuştu. Sonrası bu tür olaylardaki genel gelişmeler, telefon trafikleri.

Tahsin; anne, babasıyla bayramı geçirmek için memleketi Giresun’a gitmişti. Yine duyarlı herkes gibi tatilden erken dönüp referandumda oy kullanmak istiyordu. O sebeple Cumartesi yola çıktı. Ecel onu Akdağmadeni’nde yakaladı. Çocuklarının da bulunduğu kendi kullandığı araç kaza yaptı. Kazada şükürler olsun üç çocuğunun ve hanımının burnu bile kanamadı ama Tahsin kardeşimiz ebedi istirahatgâhına göçtü. Pazartesi günü öğlen namazı sonrası Atışalanı Yunus Emre Camiinde kalabalık bir cemaat eşliğinde kılınan öğlen namazı sonrası Atışalanı Mezarlığı’na defnettik. Cenazesi kalabalıktı. Memur-Sen Camiası oradaydı. Giresun İmam-Hatip Lisesi mezunları ordaydı. İ.Ü Orman Fakültesi 90’lı yıllar mezunları ordaydı. Orman Mühendisleri Birliği üyeleri ordaydı. Giresun’un hemşeri dernekleri ordaydı. Birçok sivil toplum örgütü temsilcisi ordaydı. Köylüleri ordaydı. Çünkü Tahsin hep oralardaydı ve onlarlaydı. Hülasa hayatın taşıdığı her yerde Tahsin, Tahsin Suda olarak vardı. Sorumluluk sahibiydi, eli hep bir taşın altındaydı. Tahsin, Memur-Sen Genel Denetleme Kurulu Başkanı olarak Memur Sen’deydi. Tahsin, Toç-Bir-Sen Genel Teşkilatlanma Sekreteri olarak tarım, orman çalışanlarıyla beraberdi. Tahsin, bitirdiği okulların mezunlar derneklerindeydi. Tahsin, Orman Mühendisleri Birliği Genel Başkan Yardımcısı olarak ordaydı. Tahsin, hemşeri derneklerinin üyesi, yöneticisi olarak hemşerileriyleydi. Tahsin köylülerinin acılarında sevinçlerinde onlarlaydı.

Memur Sen ailesi olarak 2010 yılı içerisinde üç kardeşimizi kaybettik. Önce Diyanet-Sen Genel Başkanı Ahmet Yıldız aramızdan ayrıldı. Sonra Bem-Bir-Sen Genel Sekreteri İbrahim Keresteci’yi Teşkilatlanma çalışmaları içerisindeyken Çorum’dan Amasya’ya giderken trafik kazasında yitirdik. Son olarak da Tahsin. Kayıplarımız bu arkadaşlarımızla sınırlı değil. Memur-Sen ve bağlı sendikalarımızın örgütlenmesi çalışmaları içerisinde taşra teşkilatlarımızda, birçok arkadaşımız çeşitli nedenlerle rahmetli oldular, acılarını yaşadık. Türkiye’nin en büyük memur örgütü Memur Sen’dir ve bu büyüklük birilerinin zannettiği gibi de tesadüfi değil, binlerce insanın çabası, gayreti ve fedakarlığıyla oluşmuştur.  

Bu referandum tartışmaları içerisinde CHP Genel Başkanı dâhil birçok kimsenin zannettiği gibi Memur-Sen, AK Parti iktidarıyla var olmuş bir kurum değildir. Temelleri 1990’ın başlarında Eğitim-Bir-Sen’le atılmış, kuruluşunu 1992 yılında gerçekleştirmiş, 1995’te konfederasyonunun oluşmasını sağlamış, üzerinden 28 Şubat gibi karanlık bir dönemle zorluklara karşı test edilip varlığını korumuştur.

Ancak bir büyük cehaletle, körlükle ve düşmanlıkla; içerden(!), dışarıdan birçok kişi ve kurum Memur-Sen’in varlığını AK Parti’ye bağlıyorlar. Yegâne bilgilenme kaynakları Doğan medyası olan dışarıdan kişi ve kurumların Memur-Sen’i ve bağlı sendikaları, onların serencamını bilmemelerini anlayabiliriz. Hatta bunun izah edilir tarafları bulunabilir. Bunlara kızmak da gerekmez, sadece küçümser geçeriz.. Çünkü onlar; eğer bu toplumu, bu toplumun değerlerini, bu değerlerin taşıyıcılarını, onların örgütlerini tanıyor, biliyor olsalardı, bugün savundukları birçok düşünceyi çoktan terk etmiş olurlardı. Onlar dünyayı kendi sığ çevrelerinden ibaret saymamış olsalardı, karşılaştıkları her farklılıkta şoka sürüklenmez; “Bunlar da nerden çıktı, bunlar da kim, eskiden bunlar yoktu ve dünya da böyle değildi” telaşını yaşamazlardı. Bu sebeple dışarıdan sayabileceğimiz kişilerin Memur Sen’i ve bu dünyanın renklerini taşıyan kurumları, kişileri tanıyamaması, bilememesi çok doğaldır. Yadırganan; AK Parti’de siyasete soyunan, AK Parti iktidarı döneminde bürokrasi de yer alan bazı kişilerin Memur-Sen gibi; bu dünyanın renklerini taşıyan kurum, kuruluş ve şahıslarla ilgili cehaletidir. Bu tiplerin sayısı az da değildir. Memur Sen’le ya da Eğitim-Bir-Sen’le karşılaştıklarında “AK Parti’nin kurduğu sendika değil mi?” diyeniyle bile karşılaştık. Hatta bu tipler; bu yapıların varlığında kendilerine pay biçmekte, bazen cehaletleri, cesaretlerini tetikleyerek “varlığınızı bize borçlusunuz” pervasızlığını bile göstermekteler. Hayatlarında hiçbir sosyal organizasyonun içerisinde yer almamış, sivil toplum örgütlerinin önemini kavrayamamış sadece kendini ve kendi koltuğunu önemli görmüş olan bu arkadaşlar da aynen laikçiler gibi, kendi körlüklerinin, cehaletlerinin kurbanıdırlar. Bu cümleden AK Partili siyasilerin ya da, bu dönem bürokratlarının kahir ekseriyetini kastettiğim sonucu çıkarılmasın.

Bugün AK Partide çeşitli kademelerde siyaset yapan ya da bürokraside önemli görevlerde bulunan birçok dost, dün Memur Sen gibi bir çok örgütte yer almış ya da güçleri oranında bu tür örgütlere destek olmuşlardır. Başbakan’ın kendi yaşam hikâyesinde de bu tür çabalara yoğunlukla rastlanır. Eğitim-Bir-Sen’le ilgili de daha kuruluş yıllarında birçok desteğini minnetle anar, Eğitim-Bir-Sen tarihinde önemle yer veririz. 1995’te Belediye Başkanlığının daha birinci yılında gerçekleştirmiş olduğumuz “Eğitim ve Yerel Yönetimler Sempozyumunu” unutmamız mümkün değildir. Yine o yıllarda toplantılarımız için tahsis etmiş olduğu salonlarda birçok etkinlik yaptık. Ayrıca böyle bir mevzu söz konusu olduğunda Feyzullah Kıyıklık’tan bahsetmemek gerçekten nankörlük olur. 28 Şubat’ın o karanlık, boğucu günlerinde, Eğitim-Bir-Sen olarak her sıkıldığımızda, her ümitsizlikte kapısını çaldığımızda, hiçbirinde geriye boş dönmedik. Bu gün Memur-Sen olarak kendisini minnet ve saygıyla anıyor, duyarlılıklarından dolayı kendisine teşekkürlerimizi sunuyoruz. Feyzullah Bey, bu hamiliğini sadece Eğitim-Bir-Sen, Memur-Sen için göstermemiş, camianın diğer birçok kurumu da, onun moral desteğinden nasiplenmişlerdir.

Başbakan referandumla ilgili çeşitli konuşmalarında Memur-Sen’in kampanyaya desteğine teşekkür etmiştir. Bu teşekkürlerde kendisinin ve Feyzullah Bey gibi birçok duyarlı kişinin hakkı teslim edilmelidir. Bu tür çabalar dile getirilmediğinde, kurumların tarihçeleri eksik kalmakta ve tam bir tarihçeden bahsedilememekte, birçok kimsenin hakkı ketmedilmektedir.

Yukarıda da ifade ettiğim gibi hiçbir hukuk kuralının tanınmadığı, Eğitim-Bir-Sen’li olmanın terör örgütü üyesi muamelesi gördüğü, en küçücük idari görevin kendilerine verilmediği, bulundukları idari görevlerden uzaklaştırıldığı, her türlü davranışlarının fişlendiği, kendilerini makam mevki sahibi sayanların selam vermekten çekindiği bir dönemde Feyzullah bey gibi siyasilerin, büyüklerimizin desteği, örgütümüz için can suyu olmuştur. Bunu unutmadık. Unutmamızda zaten düşünülemez. Çünkü onların bu desteği Tahsin Suda gibi kardeşlerimizin çabalarına bereket katmıştır. Tahsin bu dünyadan kendisine mutluluk katan sıkıntılarından başka, hiçbir şey götürmedi. Ama geriye koskoca bir örgüt bıraktı. O, İstanbul’u örgütledi, Marmara Bölgesini örgütledi. Sonra Genel Merkez. dört yıl çoluğundan çocuğundan ayrı, Sendika binasında kanepe üzerinde gecelemeler. Karış karış bütün Anadolu’yu kolaçan etmeler. Tarım, orman iş kolunda elini sıkmadığı, selamlaşmadığı, tartışmadığı çalışan kalmadı. Davasını anlattı, herkese. İnandırdı, ikna edemedi; ümidini kaybetmedi. Hoş karşılandı, tehdit edildi; aldırmadı. İnandığını dava bildi, yılmadı, başardı. Şimdi, tarım, orman iş kolunun yetkili sendikası TOÇ-BİR-SEN.

Memur-Sen’in kendiliğinden var olduğunu zannedenler, onun hangi emeklerin mahsulü olduğunu bilmezler; çünkü onlar, kendi varlıklarını kutsal gördüklerinden meşakkatli çabaların insanı olmamışlardır. Onların, bu tür yapıları anlayabilmeleri ve ifade edebilmeleri mümkün değildir.

Ahmet Yıldız’ın, İbrahim Keresteci’nin, Tahsin Suda’nın ve Serdar Güllüoğlu’nun çabası, kendi bereketini ortaya koyup, Memur-Sen’i memurların yegâne temsilcisi yapmıştır, Rabbim yaptıklarının ecrini verip, mekânlarını cennet eylesin.

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 4370 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri