Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatih AYDIN

İştirak Hissesi Satışından Doğan Zararın Kurum Kazancı İle İlişkisi

15 Mayıs 2012 Salı

Konuyu öncelikle ilişkili kişi ve kurumlar arası hisse satışı açısından ele alalım. Kurumlar Vergisi Kanunu 13’ncü maddesi çerçevesinde değerlendirildiğinde ‘’hisse başına bedelin tespiti’’ Transfer Fiyatlandırması mevzuatına uygun olmak durumundadır. Madde metnine baktığımızda;

‘’Kurumlar, ilişkili kişilerle emsallere uygunluk ilkesine aykırı olarak tespit ettikleri bedel veya fiyat üzerinden mal veya hizmet alım ya da satımında bulunursa, kazanç tamamen veya kısmen transfer fiyatlandırması yoluyla örtülü olarak dağıtılmış sayılır. Alım, satım, imalat ve inşaat işlemleri, kiralama ve kiraya verme işlemleri, ödünç para alınması ve verilmesi, ikramiye, ücret ve benzeri ödemeleri gerektiren işlemler her hal ve şartta mal veya hizmet alım ya da satımı olarak değerlendirilir.’’ denilmektedir.

Dolayısı ile bu türden hisse alışverişinde bulunan ilişkili unsurların hisse bedeli tespitine ilişkin gerçekçi ve fiili bir çalışma yapmaları yerinde olacaktır.

Katma Değer Vergisi bakımından ise hisse satışından kâr veya zarar edilmesinin bir önemi yoktur. Yani hisseyi satan taraf iştirak hissesi satışları sonucunda ister satış zararına uğrasın isterse satış kârı elde etsin, KDV 17/4-r maddesi gereğince KDV hesaplamayacaktır. İstisnaya ilişkin madde hükmü aşağıdaki gibidir:

‘’Kurumların aktifinde veya belediyeler ile il özel idarelerinin mülkiyetinde, en az iki tam yıl süreyle bulunan iştirak hisseleri ile taşınmazların satışı suretiyle gerçekleşen devir ve teslimler ile bankalara borçlu olanların ve kefillerinin borçlarına karşılık taşınmaz ve iştirak hisselerinin (müzayede mahallerinde yapılan satışlar dahil) bankalara devir ve teslimleri KDV’den istisna edilmiştir. İstisna kapsamındaki kıymetlerin ticaretini yapan kurumların, bu amaçla aktiflerinde bulundurdukları taşınmaz ve iştirak hisselerinin teslimleri istisna kapsamı dışındadır.’’

Burada dikkat edilmesi gereken husus, satan tarafın KDV istisnasından yararlanabilmesi için, hisseyi en az iki yıl elinde tutmuş olması ve bu işin ticaretini yapyor olması gerektiğidir. KDV istisnasının şartları sağlandığında uygulanma oranı %100’dür.

Meselenin Kurumlar Vergisi Kanunu yönünden değerlendirilmesinde bir takım ihtilaflı hususlar vardır. Çünkü kanunun 5/1-e maddesi meseleye sadece satış kazancı yönünden bakmıştır. Maddede ayrıca, hisse satış zararlarına ilişkin,

‘’İştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesi kabul edilmez.’’ hükmü yer almıştır.

Burada dikkat çekmek istediğimiz husus, hisselerin elde edilmesi ile ilgili olarak katlanılan finansman yüküdür. Eğer hisse bedellerinin ödenmesi kredi benzeri borçlanmalarla karşılanmış ise kredi yüküne ilişkin faizler KVK 5/3 maddesinde yer alan ‘’finansman giderleri hariç olmak üzere’’ifadesinin getirdiği hak sebebi ile gider yazılabilecektir.

İştirak hisselerinin satışlarından doğan zararların matrahtan indirilip indirilemeyeceği hususunda mali idarenin de net bir uygulama ortaya koyamadığını görüyoruz.

Gelir İdaresi Başkanlığı’nın 23.08.2007tarih ve B.07.1.GİB.0.03.50./5014-353 – 074720  sayılı özelgesinde;

‘’…taşınmazlar ve iştirak hissesi satış kazancı istisnası her durumda uygulanan mutlak bir istisna olmayıp, ancak mükelleflerin Kurumlar Vergisi Kanununun 5.’inci maddesinin birinci fırkasının (e) bendinde belirtilen şartları gerçekleştirmeleri halinde yararlanma hakkına sahip oldukları bir istisnadır. Bu açıklamalar çerçevesinde, bankanız tarafından yapılan ve zararla sonuçlanan iştirak hisseleri satışı nedeniyle oluşan zararların tamamının kurum kazancının tespitinde dikkate alınabilmesi mümkün bulunmaktadır." ‘’

 

denilmiş ve iştirak hissesi satış zararlarının kurum kazancının tespitinde dikkate alınacağı yönünde görüş belirtilmiştir.

İstanbul Vergi Dairesi’nin 05.06.2007 tarih ve B.07.1 .GİB.4.34.l6.01/KVK-5/e- sayılı muktezasında ise tam tersi bir görüş verilmiş ve;

‘’… aynı maddenin 3. fıkrasında ise, iştirak hisseleri alımıyla ilgili finansman giderleri hariç olmak üzere, kurumların kurumlar vergisinden istisna edilen kazançlarına ilişkin giderlerinin veya istisna kapsamındaki faaliyetlerinden doğan zararlarının, istisna dışı kurum kazancından indirilmesinin kabul edilemeyeceği, hükme bağlanmıştır.‘’ Bu hükümlere göre, şirketiniz aktifinde altı yıl süre ile kayıtlı iştirak hisselerinin satışından doğan zararın istisna dışı kurum kazancından indirilmesi mümkün değildir."

 

denilmiştir. Yani iştirak hissesi satışından doğan zararların kurum kazancının tespitinde dikkate alınamayacağı yönünde görüş belirtilmiştir.

Kendi görüşümüzü açıklamadan önce İştirak Hisseleri satışından doğan kazançlarda istisna hakkından yararlanma şartlarını özetleyelim:

-Yararlanma oranı %75’tir.

-En az iki tam yıl süre ile elde tutulmuş olması gerekir,

-İstisna satışın yapıldığı dönemde uygulanır ve istisna tutarı izleyen beşinci yıl sonuna kadar Öz Kaynak hesaplarının altında bir fon hesabında tutulması gerekir,

-İstisna tutarı sadece sermayeye ilave edilebilir, fon hesabı başka hiç bir şekilde kapatılamaz,

-Satış bedelinin izleyen ikinci yıl sonuna kadar tahsil edilmiş olması gerekir,

-Yukarıdaki şartlara uyulmaksızın istisna hakkının kullanılması durumunda zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler ziyaa uğramış sayılır. 

İştirak hissesi satışlarından doğan zararların kurum kazancından indirilmesine ilişkin şahsi görüşümüz,

Madem ki; KVK 5/1-e maddesine göre iştirak satışından elde edilen kazançların %75’lik kısmı kurumlar vergisinden istisnadır o halde iştirak hissesi satışından doğan zararlarında %75 kısmına isabet eden kısım ‘’istisnaya isabet eden zarar olduğu için’’ istisna dışı kurum kazancından indirilemeyecek, sadece %25’lik kısmı indirilebilecektir. şeklindedir. 

Görüldüğü üzere Kurumlar Vergisi yönünden ortada üç farklı görüş vardır. Tüm muktezalarda paralel yönde bir görüş olsaydı o zaman uygulama birliği açısından net bir sonuç ortaya koyabilirdik. Herhangi bir muktezayı esas alsak bile özelgelerin şahsiliği veya mükellefe özel olması nedeni ile yasal açıdan sağlam bir dayanak olarak düşünmek sakıncalı olabilir. Bu nedenle tavsiyemiz iştirak hissesi satışlarından zarar hesaplayan mükelleflerin, mali idareden kendilerine münhasır görüş almalarıdır.

Tekrar buluşuncaya kadar yüzünüzden tebessüm, yüreğinizden sevgi eksik olmasın efendim.

 Hoşça bakın zatınıza…

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 8812 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri