Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

ANTRENÖR EMRE BAŞÜLMEZ İLE SÖYLEŞİ

03 Kasım 2015 Salı

 

 

Her işte olduğu gibi sporda da devamlılık esastır. Bu bilinç ailelere yerleştirilmeli...

Emre Başülmez

 

 

Bu hafta farklı bir kulvardan bir konuğum var. Balıkesir Beşiktaş kulübü antrenörü Emre Başülmez… Konya Selçuk üniversitesi mezunu olan Emre Başülmez 1983 doğumlu olmasına rağmen hem idareci hem antrenör hem öğrenci… Genç yaşına rağmen hayatının her gününü verimli, dolu dolu, başarıyla ve tabi ki sporla geçiren Başülmez’e bize kırmadığı için teşekkür ediyor ve söyleşimize geçiyorum.

 

“Sayın Başülmez, öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum.  Emre Başülmez’i kendi dilinden tanımak isteriz ve Emre Başülmez olmak zor mu?”

Asıl ben çok teşekkür ediyorum.  Balıkesir doğumluyum. İlk ve orta öğrenimimi kendi büyüdüğüm mahallem olan Adnan Menderes’te tamamladım. Konya Selçuk Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesini bitirdim. 2006 yılında Artvin Şavşat’ta 4 yıl, daha sonra Manisa Soma’da 5 yıl görev yaptıktan sonra Balıkesir İvrindi ilçesine atandım. Burada okul müdürlüğü görevi yürütmekteyim. Emre Başülmez -özetlemem  gerekirse- hayatı  gerçekten dolu dolu yaşamayı seven, hedeflerine erişmek için her türlü mücadeleyi veren ve çalışmaya canı gönülden bağlı biriyim. Hedeflerim oldukça yaşam da tutunacak bir şeyler buluyorum.

 

“Spora olan ilginiz nasıl başladı? Aileden mi çevreden mi etkilendiniz?”

 

Spora küçük yaşlarda başladım; çeşitli yaş gruplarında uzun soluklu futbol yaşantım oldu. Bunu üniversite ve öğretmenlik hayatımda da devam ettirdim. Spora ilgim sanırım genetik bir faktör çok istekliydim ve Allah’ın bize bahşettiği yetenekleri geliştirmek için var gücümle çalıştım.

 

“Daha önce futbol antrenörlüğü, orienteering antrenörlüğü, voleybol ve tenis antrenörlüğü yaptınız bunlar hakkında bilgi alabilir miyiz?

Futbol antrenörlüğüne Manisa soma ilçesi soma Sotes spor da başladım. Değerli hocam Yusuf İpek sayesinde oldu bu başlangıç… Orada U-15,U-17,U-19 yaş guruplarında görev yaptım. 3 yıl üst üste Manisa şampiyonluğu ve oradan da Türkiye şampiyonlarına takımımla beraber katıldım. Bir sürü maddi sıkıntılara rağmen öğrencilerimle çalışarak Manisa’ya 3 yıl büyük gurur yasattık ve Türkiye'de adımızı duyurduk. Elde ettiğimiz kazandığımız başarılı sonuçlar ile orienteering çok fazla tanınan bir spor dalı değil, genellikle arazide belirlenen hedefleri bir atletizm koşucusu gibi sporculara verilen harita ile bulmak ve parkuru en kısa surede tamamlamak. Çok zor bir spor dalı… Soma orienteering takımını 2 yıl çalıştırdım. GSGM ilçe müdüre hanım Dilek Kuruçay önderliğinde Türkiye 3.lüğünü hak ettik. Bu çok büyük bir başarı oldu takımımız için. Tenis ve voleybol alanlarında ise antrenörlüğümü aldım ama yoğunluktan ötürü çalışma fırsatı elde edemedim.

 

“Eğitimci ve yöneticisiniz. Antrenörlük bir yana bir de Besyo antrenörlük bölümü okuyorsunuz, size vakit kalıyor mu diye sormak istiyorum.”

 Evet, gerçekten çok yoğun bir hayatım var okul müdürlüğü görevim üniversite, antrenörlük ve sporculuk hayatım olduğu için açıkçası çevreme, aileme çok fazla vakit ayıramıyorum. Kendimi  işime odakladım. İyi bir antrenör olmak için her türlü mücadeleyi veriyorum.

 

“Şu an Beşiktaş Futbol okulunda 2006-2009 doğumlu olan çocukları çalıştırdığınızı biliyoruz.  Başlangıcı nasıldı? Şimdilerde hangi aşamadasınız diye sormak istiyorum.”

 

 Tabi ki bu yaş grupları ile çalışmak zevkli olduğu kadar da zordur. Bir anda çocuğu spordan soğutabilir ve sporu bırakmasına neden olabiliriz. Onun için antrenmanlar yaş gruplarına göre planlanmalı hem eğitici öğretici hem de çocukların zevk alabileceği, eğlenebileceği şekilde geçmelidir.  Davranış ve iletişim bu yaş gruplarında çok önemlidir. Daha çok çocukların topa hâkimiyeti, disiplin pozisyon bilgileri üzerinde antrenmanlarımız yoğunlaşıyor. Her hafta öğrencilerimizin geliştiğini görmek bizleri mutlu ediyor. Gelişimlerini izlemek, onların öğrendiğini görmek, davranışlarındaki değişiklikler gerçekten bir antrenör için en büyük gurur kaynağıdır.

 

“Türkiye’de gençlerin spora ilgisini nasıl görüyorsunuz?”

Çevremde ve okullarda gördüğüm kadarıyla gençlerin spora ilgisi büyük ama okul hayatlarının zorlukları, ailelerin gelecek endişeleri gibi bazı durumlar bu ilgiyi engelliyor. Okullarımıza GSGM merkezlerine büyük görev düşüyor. Oradaki değerli öğretmen ve antrenörlerimize öğrenciler gençler doğru kanalize edildiğinde yapacakları düzenli ve üst düzey bilinçli antrenmanlar ile ilgi gösterdikleri branşlarda çok başarılı olacaklarına inanıyorum.

 

“Bu kadar genç nüfus olduğu halde olimpiyat şampiyonları yetiştiremememizi neye bağlıyorsunuz?”

Bu tür sorulara daha tecrübeli antrenörlerin cevap vermesi gerekir ama kendi düşüncelerim şu yöndedir. İlk olarak sporcularımızı zihinsel olarak hazırlamalıyız; spor psikologlarımız olmalıdır. Diğer husus ise sporcular yaptıkları branş için ne kadar yararlı görüyor? Çok az. Diğeri ise antreman durumu bir olimpiyat şampiyonu yılda 10.000 saatin üzerinde pratik yapıyor. Ülkemizde ise sporcularımız maalesef bu kadar pratik yapmaları okul ve diğer ders durumlarını düşündüğümüzde yılda 300-400 saat pratik yapma imkânına sahip olabiliyorlar. Bence tek çözüm spor okullarının sayısı arttırılmalı ve buraya alınacak öğrenciler yeteneklerine göre alınıp yılda en azından 1000 saatten az olmamak şartı ile pratik yapmalarına imkân verecek düzenlemeler yapılmalıdır.

 

“Futbolda dünyanın altıncı büyük ekonomisine sahip olduğumuz halde sizce neden başarılı olamıyoruz?”

 

Başarılı olamamızın tek nedeni yeteneksiz ya da gerçekten çalışmadığımız için değildir. Öncelikle kendi bağrımızdan çıkan alt yapılarda yetişen çocuklarımıza çok iyi bir eğitim ile A takıma gönderip orada onlara güvenildiğini gösterip fırsat vermektir. Yabancı hocalar geliyor ülkemize ve çoğu başarısız olup geri dönüyor. Kendi Türk hocalarımıza güveneceğiz, kendi çocuklarımıza sahip çıkacağız. Bu şekilde inanıyorum ki ilerleyen yıllarda çok daha ileri seviyelere çıkacağımıza eminim. Tabi ki taraftarlarında medyanın da bu süreçte sabırlı olup desteğini esirgememesi gerekiyor.

 

“Gençleri spora yönlendirmek kötü alışkanlık kazanmalarını önlemenin en iyi yoludur. Sizce aileler bunun bilincinde mi? ”

 

Evet, sizin de dediğiniz gibi spor kötü alışkanlıkları önlemede en önemli yollardan biridir. Bu konu önemli bir konu…  Eğitimcilerin, antrenörlerin, okuldaki rehber öğretmenlerin, psikologların ve aileleri ilgilendiren çok geniş kapsamlı bir konu. Ailelerin belli hatta büyük kısmı sporu zaman kaybı ve gereksiz olarak görmekteler. Yani okul, ders,  gelecek sınavlar ile ilgili beklentiler hep ön planda yer alıyor. Kendilerine de hak veriyorum bazen, çünkü ülkemizdeki şartlar bunu gerektiriyor.  Tabi ki spora karsı özel bir yeteneği olan iyi bir antrenman ile üst düzey noktalara gelebilecek olan çocukların kaybolup gitmesi de ayrı bir üzüntü noktası.  Bunun için MEB Gençlik ve Spor Bakanlığı, yerel spor birimleri, kuruluşlar işbirliği halinde olup bu konuda ailelere konu ile ilgili geniş kapsamlı bilgilendirmeler yapılmalıdır. Aileler ilk olarak büyük bir heyecanla çocuklarını yaz okulları, kış okulları gibi sportif faaliyetlere yazdırıyor. Zaman ilerledikçe çocuklarını o antrenmana götürmek bir eziyet haline geliyor “hadi oğlum/kızım bu hafta gitme, aslında sınavında var, misafir gelecek”  gibi basit nedenler ile çocuklarını spordan uzaklaştırıyorlar. Bu da çok büyük kayıplara yol acıyor. Her işte olduğu gibi sporda da devamlılık esastır. Ailelere bu bilinç yerleştirilmelidir.

“Spora yönlendiren ailelerin asıl amacı çocuklarının sağlıklı yaşamı için mi yoksa ekonomik kaygılardan dolayı mı diye sorsam ne dersiniz?”

 

Ben bu soruya şöyle yanıt vermek istiyorum. Televizyonlar internet ortamında ünlü sporcuların yıllık kazançları dudak uçuklatan cinsten rakamlarla dolu. Ailelerin de ve herkesin hayalidir bu tür bir yaşam sahibi olmak. Ama sadece bu sebeplerle sportif faaliyetlere başlatmak daha sonra olmadığı zaman büyük hayal kırıklıklarına yol açıyor. Çocuğun da kendine karsı çevreye karsı olan güveni ağır hasar alabiliyor. Her bireyin kendine göre yetenek alanları vardır. Eğer bir çocuğun spora karsı özel bir yeteneği var ise bu da doğru bir şekilde kanalize edilirse bu amaçların hepsine erişilebilinir.

 

“Her yıldız sporcu sizce iyi antenör olur mu?”

Tabi ki "hayır" diyorum. Çünkü her spor dalında çok büyük sporcular var ama hepsi faal… Spor yaşantısına son verdikten sonra antrenörlük deneyimi yasıyorlar. Ama antrenörlük  de ayrı bir yetenek isteyen bir iş. Bazıları çok başarılı olurken bazıları antrenörlük işini bırakıyorlar. Şahsi fikrim antrenörlük yapacak kişinin iletişimi çok kuvvetli olmalıdır. İnsanları etrafında toplayabilmelidir, saygı görebilecek kişilik yetenekleri olmalıdır. Sadece “antrenman bilimi biliyorum” diyen herkes antrenörlük yapamaz.  Bu tür özellikleri sahip kişilerin iyi bir antrenman bilgisi ile birleştirdikten sonra başaramayacağı bir iş yoktur. Onun için iyi bir antrenör olmanın ön şartı çok iyi bir sporcu olmak değil iyi bir örnek olmalı dürüst olmalı yenilikçi iyi bir öngörü sahibi olmalıdır.

 

“Örnek aldığınız spor adamı ya da antrenör var mı?”

Tabi ki güzel ülkemizde çok kıymetli spor adamları var. Gerçekten hayranlıkla izlediğim, kişiliği ile başarıları ile örnek aldığım tek spor adamı değerli hocamız Şenol Güneş’tir.

 

“Geleceğe dair projeleriniz nelerdir Emre Başülmez yirmi yıl sonra sporun neresinde olmak istiyor?”

 

Geleceğe dair hedeflerim tabiî ki var. Daha bu işin çok basındayız öğrenecek çok bilgi var. Öncelikli hedefim alt yapı liglerinde çocukların spora aşık olacakları şartlar ne olursa olsun bırakmayacakları bir ortam yaratmak, onları ileriye iyi bir sporcu olabilmek için hazırlamak… Bunun için kendimi de geliştirmek istiyorum. Ondan sonra tabiî ki bizi uygun görürlerse çalışkan bilgili bir ekip oluşturup büyük köklü takımlarda hocalık yapmak…  Ben her zaman söylüyorum yeter ki Türk insanına güvensinler yapamayacağımız bir şey yoktur. Bana üniversitedeki hocam sormuştu “neden futbol?” diye ben de “şampiyonlar ligi kupasını ülkemizde görmek istiyorum,” demiştim ve bu benim en büyük hayalim… Şu an da olur mu olmaz mı bilemem ama buna ulaşmak için her türlü fedakârlığı yapacağım.

 

 “Türk sporcularının profesyonellik anlayışı hakkında ne düşünüyorsunuz? Sizce profesyonellik nedir?”

Türk sporcuları -buna ben de dâhil olmak üzere- amatör ruhlu profesyonellerdir. Çünkü duygusal yönümüz her zaman ağır basmıştır. Hemen hemen her spor dalında buna sıkça rastlarız. Çünkü karakterimiz gereği genlerimizin bir parçasıdır bu.  Aslında Olumlu/olumsuz durumlardan müsabakadan önce sırasında ve sonrasında etkileniyoruz. Profesyonellik anlayışımız bu, bize de bu yakışıyor, sanırım biz buyuz yani. Herkes Avrupa’daki sporcular gibi profesyonel olmamızı istiyor ama onlarında da kendilerine göre anlayışları var bizim de kendimize göre anlayışımız var ve ben bu anlayışın kolay kolay bozulamayacağını düşünüyorum. Her zaman amatör ruhtan kurtulmama taraftarıyım. Arkasında heyecan olmayan hiç bir başarı yoktur. Bu anlamda amatör ruh, dürüstlük, yaptığı işi sevmek, özveriye katlanabilmek demektir. Bunlar bir kısım yükselen değercilerce, “enayilik” sayılabilir. Ancak gerçek öyle değil. O vitrin profesyonellerinin, görüntü profesyonellerinin, içi boş, kof, batı özentisi, yuppie kılıklı, güzel kalem, güzel kelamdan ibaret sığ kültürlü taklitçilerin, “Boş çuval ayakta durmaz” özdeyişindeki gibi başarılarının devamsızlığı ve saygınsızlıkları hepimizin gözlerinin önündedir.

 

“Emre Başülmez’in bir günü nasıl geçer, nelerden hoşlanır neleri değiştirmek ister?”

 

 

Benim tabiî ki günüm genel itibari ile “erken kalkan erken yol alır” özdeyişi ile başlar. Erken saatlerde kalkıp öncellikli işim olarak okuluma gider, devletimin bana öngördüğü işleri yaparım, ondan sonra üniversite de dersim varsa oraya giderim ve ondan sonra kendi öğrencilerime vakit ayırıp onları en üst seviyeye çıkarmak için antrenmanlarda onları eğitmek için uğraşırım. Tabi ki benim de her insan gibi özel bir hayatım var; sık görüşemesem de dostlarımla sohbet etmek, eğlenmek ve zaman geçirmek… Onun dışında evimde geniş bir film arşivim var, haftada en az bir -yeni eski fark etmez- film izlemeye gayret ederim kitap okumayı eskisi kadar yapamasam da fırsat buldukça okumaya çalışırım. Özellikle doğa yürüyüşleri, yüzmek gibi hobilerime de fırsat buldukça zaman ayırmaya çalışıyorum.

Neleri değiştirmek konusu çok geniş bir konu… İnsan önce gerçekçi hayalleri için hizmet için ve başarı için önce kendisini sonra ailesini sonra en yakın çevresini sonra mahallesini şehrini ve gerekirse tüm ülkeyi değiştirebilir diye düşünüyorum. Kısacası hayatım genel de iş üzerine kurulu olduğu için diyeceklerim bunlar…

 

 

 

“Peki, sizi yorduk ama bir iki soruyla söyleşimizi bitirelim dilerseniz… Genç yetenekler nasıl keşfedilebilir, spor okulları bunlar için yeterli mi? Türkiye’nin ücra köşelerinde yetenekli çocukları keşfetmek için neler yapılabilir?”

Bir sporcunun yetenekli olup olmadığının belirlenmesinde en büyük sorun ön tanıyı yapabilmektir. Yetenekli bir sporcu daha az yetenekli bir sporcudan şu özellikleri ile ayrılır.

 1. Antrenmanda daha başarılıdır.

2. Aynı kapsam ve büyüklükteki antrenman uyaranlarında daha büyük başarı elde eder.

3. Antrenmanda verilen yeni uyaranlara daha çabuk uyum sağlar.

4. Daha önceden edindiği tecrübeleri yaratıcı bir şekilde geliştirir ve sorunları orijinal bir biçimde çözer.

 5. Performansının gittikçe yükselmesi onun tipik özelliğidir.

6. Yetenekli sporcu çalışkan ve hırslıdır. Sistematik bir şekilde çalışır.

7. Stres altındayken bile doğru değerlendirme yapabilir.

8. Riski göze alabilir.

9. Kendine verilen zor görevleri başarıyla yerine getirir, sorunları kendi yöntemleriyle çözer.

 10. Başarısızlıklar karşısında gücünü kaybetmez. Bunu bir motivasyon gerekçesi yapar.

İlk önce bu ön tanı yapılmalıdır ve ona göre hareket edilmelidir. Doğru ön tanı konulursa bundan sonraki aşamalar daha rahat olacaktır. Burada önemli olan ise komple bir dayanışmanın olmasıdır. Aile fertleri, beden eğitimi öğretmeni ve antrenör bu üç yönlendirmeyi sağlayacak kişiler ile eğitim kurumları kulüpler ve federasyonların bu konu ile ilgili yapacakları çok önemlidir. Her yeteneğe ulaşmak için onları geliştirmek için bu saydıklarımın tam bir uyum içerisinde çalışıp düzeni sağlaması gerekmektedir.

 

“Bugüne dek aldığınız başarılar hakkında ödüller hakkında bilgi alabilir miyiz?”

 

Tabi ki çalıştırdığım kulüplerde beş senelik bir soma SOTES sporun alt yapı faaliyetlerinde 4 sene üst üste u-15 takımında şampiyonluk ve Türkiye şampiyonasına katılma hakkı elde ettik. Türkiye şampiyonasında şampiyon olamasak da finallere kalarak gücümüzü göstermiş olduk. 2 yıl üst üste u-17 bölge şampiyonluğunu elde ettik ve Türkiye şampiyonasına katılmaya hak kazandık orada elimizden gelen mücadeleyi yaptık ve gururlu bir şekilde soma ya geri döndük. U-19 liginde de iki yıl üst üste şampiyonluk yaşadık bu oradaki öğrencilerim için çok önemliydi.  Soma Oryantiring spor takımı ile Türkiye 3. lüğüne ulaştık. Elde ettiğimiz başarılar bunlardır.

 “Vakit ayırdığınız için çok teşekkür ediyor, çalışmalarınızda başarılarınızın daim olmasını temenni ediyorum. İnşallah on yıl sonra Emre Başülmez hedeflerine ulaşacak, kesinlikle inanıyorum…”

 

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 2112 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri