Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

Araştırmacı-Yazar İsmail Fatih Ceylan ile Kalemi Üzerine…

20 Mart 2015 Cuma

Genç kızların gözde romancılarından “Romantik Yazar” ismiyle bilinen, İsmail Fatih Ceylan ile ilk söyleşimi bundan on iki yıl önce yapmıştım. Hem de mektupla. O zamanlar kitap dostlarıyla paylaşma imkânım yoktu. Kitaplarına hayran biri ve yeni bir yazar olduğum dönemlerde bana çok katkısı oldu. Şimdi özetle deseniz ağlayarak okuduğum o romanları özetleyebilecek kadar iyi hatırlıyorum ki hepsi halen ilk günkü gibi koruma altında. Yazım heyecanımda bana ortak olmasını hiç unutmadım. Hatta yardımcı ders kitaplarından sonra kaleme aldığım ve ilk romanım olan Elveda Evliliğim’i kendi yayınevinde yayınladığında dünyalar benim olmuştu. İyi bir romancının benim romanımı beğenmiş olmasının bana verdiği teşvik ve mutluluğu eminim yazarlıkta yeni olan ve bu yolda hakiki moral desteği alarak kalemine sıkı sıkı sarılan arkadaşlarım beni anlayabiliyorlardır. O zamanlar yani bundan tam on iki yıl önce kendisine sorduğum soruların birçoğunu yeniden sormak istiyorum. Söyleşimize başlamadan önce henüz kitabını okumayan dostlarım için bir hatırlatma yapmak isterim.

Yazar Kütahya'nın Tavşanlı ilçesinde dünyaya geldi. Üç Eylül İlkokulu, Tavşanlı Atatürk Lisesi Ortaokul kısmını ve Endüstri Meslek Lisesi Elektrik bölümünü okudu. Ortaokul ve lise yıllarında şiir, hikâye ve roman çalışmaları yapıyordu. İlk yazıları o yıllarda değişik gazete ve dergilerde çıkmaya başladı. Doğuş ve Soyak gibi firmalarda muhasebecilik yaptıktan sonra gazetelerde, dergilerde çalıştı. Röportaj, haber, köşe yazarlığı, dizi yazılar, roman tefrikaları, film ve dizi senaryoları gibi her alanda faaliyet gösterdi. Bunların dışında yayınevi yönetti, editörlük yaptı.

Yazar, kendi adından başka pek çok müstear ismiyle de; Yeni Şafak, Cumhuriyet, Radikal, Sabah, Türkiye gazeteleriyle; Yörünge, Aktüel, Tempo, NTVMag, Nokta, Babıali Kültür, Moral Dünyası gibi dergilerde yer aldı. Gerek yazdığı köşe yazılarıyla, gerek gazeteciliği, gerekse kitap çalışmalarıyla geniş kesimlerin dikkatini çeken, okuyucularıyla da iyi diyalog kurabilen yazar, özellikle gençlerin büyük ilgi gösterdiği eserlere imza atmaktadır.

Hikâyeleri: Son Sabah (1981), Bu Kafayla Düzelemeyiz (1992), Suskunlar (1993), Yapma Çiçekler (1996), Yalnızlık Veda Edememektir (1996). Romanları: Bir Buket Gül (1993), Sabahsız Geceler, Elveda Mutluluklar, Zamansız Rüzgâr (Seri, 1993), Kapanmayan Yara, Bir Eylül Sabahı (Seri, 1993), Unutulmuş Günler (1993). Ayrıca çocuk kitapları da yayınlayan yazar halen yazmaya, okumaya okurlarıyla buluşmaya devam ediyor.

 
(Fotograf; Ahmet KAYA, İSMAİL FATİH CEYLAN) 

“Üstadım, hoş geldiniz… Öncelikle vakit ayırdığınız için teşekkür ediyorum.”

Hoş bulduk. Rica ederim. Asıl ben teşekkür ederim.

 

“Tadı damağımda kalan romanlarınızdan başlayalım. Bir Buket Gül, Yapma Çiçekler, Kapanmayan Yara, Unutulmuş Günler, Beyaz Zambak… Her biri bir günde bitiyordu benim elimde. Son Sabah kitabınızdaki Kara Tren öykünüz beni o kadar etkilemişti ki kaç gece uyuyamamıştım. Bir de Köpek hikâyesi vardı. Satır satır yeniden okuduğum… Nedir bu kadar içten ve akıcı yazabilmenin sırrı diye soralım önce.”

 

Yazdıklarımla ilgili güzel sözleriniz için çok sağ olun. Ben lise yıllarında yazmaya başladım. Kapanmayan Yara başta hikâye gibiydi. Burçin’in Mete’yi reddettiği bölüme kadar olan sanırım 25-30 sayfalık bir öyküydü. Bir arkadaşım okudu, o başkasına okudu. Hani devamı dediler. Çok sürükleyici, devamı olmalı dediler. Bende yeni baştan yazdım ve zamanla romana dönüştü. Ben sanırım yazarken kendimi çok kaptırıyorum, olayları yaşamış gibi kaleme alıyorum. Kahramanların, yan karakterlerin her biri sanki benmişim gibi.

Ben o zamanlarda yazdıklarımı başkaları okuyacak diye değil de, kendim için yazıyordum. Yazdıklarımın kitap olacağını da düşünmüyordum. Kendi kendime yazıp okumak için yazıyordum. Fakat daha 18 yaşında Son Sabah kitabımı yayınlamak kısmet oldu. Çünkü yazdıklarım, hikâyelerim bir gazetede çıkmaya başlamıştı ve çok takip eden vardı. Okuyanlar kendilerini bulduklarını, üslubumu akıcı bulduklarını söylüyordu. O üslubu belki çok genç yaşta yazdığım, belki kendime yönelik yazdığım için edinmiş olabilirim. Tabii bir de Allah vergisi bir kabiliyet.

 

“Size sabahın erken saatlerinin çok ilham verdiğini biliyorum. Şimdilerde de öyle mi ve İsmail Fatih Ceylan’ın yazım sırasında olmazsa olmazları nelerdir çalışma ortamı nasıldır?”

Sabahın erken saatleri, tabii verimli saatler her iş için. Doğrusu bilgisayar başına oturduğum her an benim için yazmaya uygun saatlerdir. Ama sabah ve gece ilham için gerçekten de daha uygun. Bir zamanlar sabah beşinde kalkıp yazdığım oluyordu. Fakat daha sonra en çok vakit ayırabildiğim gece 11-2 arası oluyor. Olmazsa olmazım pek yok, ama sakinlik olursa güzel oluyor tabii. Bir de yanında sigara, çay iyi gidiyor haliyle.

 

“Kitaplarınızdan bazılarının isimlerini sizden duymak için yazmadım. Araştırma kitaplarınızda var. Bahseder misiniz?”

Kendi ismimle çok araştırmam yok, ama Evlenemeyen Kızlar&Evlenmeyen Erkekler var ki, bu kitabım romanlardan çok daha ilgi gördü diyebilirim. Romanlar 30 baskı yaptıysa, bu 50 baskı yaptı diyebilirim. Tabii konusu sosyal bir konu, gençlerin de, ailelerin de çok ilgisini çekti. Türkiye’de bir evlenememe problemi, evliliği yürütememe sorunu tahminlerimizin ötesinde. Bu yüzden o kitap çok ilgi gördü. Araştırma kitaplarımı genelde başka isimlerle yapıyorum. Bülent Bengisu adıyla Tapınak Şövalyeleri, Aykut Çağatay adıyla Cengiz Han’ı yazdım, en bilinenler bunlar.

“Yıllarını kaleme vermiş biri olarak edebiyatın bugünkü durumu hakkında ne düşünüyorsunuz?”

Edebiyat bugün daha profesyonelleşmiş durumda. Yayınevlerin bazıları da daha güçlü oldu. Yayıncılık bir sektör haline dönüştü. Bazı proje yazarlar ve proje kitaplar olabiliyor artık ve o projeler yüksek rakamlı kitap satışlarına dönüşüyor. Bunun yanı sıra facebook, twitter gibi sosyal araçlar yazarların kitapların daha çok duyulmasında büyük katkı sahibi oluyor. Bence edebiyat açısından da, iyi yazarlar çoğalıyor. Yani şartlar da, edebiyatta gelişme yönünde gibi geliyor bana.

 

“Sizin “Asıl yazın kitap okunur” isminde çok ikna edici bir makalenizi okumuştum. Şimdilerde ne düşünüyorsunuz? Yani kitap hangi mevsim daha çok okunur?”

Tabii ki kitap her mevsim okunur. Ama sanki nedense kışın daha çok okunur gibi bir algı var. Yani yağmur yağınca, kar fırtına olunca eve kapanıp kitap okumak daha güzelmiş gibi. Yazın ise tatil var, tatil sırasında kitap mı okunurmuş gibi bir düşünce de yaygın. Oysa mevsimlere göre kıyaslanırsa kitaba zaman yazın daha çok ayrılabilir. Kışın okul var, iş var, bunların arasında kitap okumaya zaman bulunuyor da, yazın okul ve iş olmadığı zaman mı kitaba zaman bulunamasın. Demek istediğim, öyle bir kıyaslama yapmaya kalkarsak, kitap asıl yazın okunur. Gerçekten de ister deniz kenarına gidilsin, ister memlekete kitap okumaya tatilde daha çok fırsat bulmak mümkün. Dediğim gibi her mevsim kitap okunur ve son dönemlerde yazın da kitaplar satmaya, okunmaya başladı ki, yaza yönelik kitaplar çıkıyor.

 

“Şiir yazmadığınız biliyorum. Roman ve araştırma kitabı yazanlara genelde ‘Şiirle oyalanma’ denir. Acaba oyalanmamak için mi yoksa şiire ilginiz olmadığı için mi yazmıyorsunuz?”

Aslında ben şiirle başladım ve binlerce şiirim var. Romanlarımın, hikâyelerimin temeli şiirdir. Şiir olmasaydı belki de roman yazamayabilirdim. Kitap haline getirmeye kalksam en az üç şiir kitabım olur ama hiç şiir kitabı yayınlamadım. Şiiri kendime özel gördüm. Ünlü şairlerden benim gerçek şair olduğumu söyleyenler oldu ama şiiri nedense kitaplaştırmayı düşünmedim. Unutulmuş Günler romanımda iki şiirime yer verdim sadece.

Şiir gibi aşk hikâyelerimi de pek yayınlamayı düşünmedim nedense. Onları kendime özel düşündüm. Şimdi aşk hikâyelerimi topladım, Yalnızlık Veda Edememektir kitabıyla yayınlayacağım birkaç hafta içinde. Belki ilerde şiir kitapları da çıkarabilirim.

“Hangi yazarlar için ‘İyi ki okudum, herkes okumalı diyebilirsiniz?”

Ben çok geniş bir okuma zevkine sahibim. Roman, araştırma, bilimsel kitaplar filan. Ama bana kitap okumayı sevdiren, yazmaya yönelten Reşat Nuri Güntekin’in kitaplarıdır. Onu iyi ki okumuşum ki, bu yola girdim diyorum. Onun dışında tabii ki çok sevdiğim yazarlar var.

“Okurlarımıza tavsiye edebileceğiniz birkaç kitap ismi alabilir miyiz sizden?”

Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu, Akşam Güneşi, Jack London’un Martin Eden, Marquez’in Yüzyıllık Yalnızlık, Umberto Eco’nun, Borges’in kitapları, Selim İleri, Sait Faik gibi yazarları, tabii ki Dostoyevsky, Tolstoy, Balzac, Dumas, Victor Hugo gibi klasikleşen isimleri söylemeden olmaz. Dumas’ın Monte Krito Kontu, Hugo’nun Sefiller, Dostoyevsky’nin ve Tolstoy’un hemen her kitabı bence güzel kitaplardır. Bir de polisiye sevenler için Agahta Cristie’nin kahramanı Hercule Poirot olan romanları okunmaya değer kitaplardır.

“İsmail Fatih Ceylan şu sıralar ne ile meşgul, geleceğe ait projeleriniz nelerdir? İpucu alabilir miyiz?”

Şu anda 8-10 yayınevinin editörlük işlerini yapıyorum, en çok meşgul olduğum yayıncılık işleri. Kitap olarak soruyorsanız, Yalnızlık Veda Edememektir-Öyle Güzel Unuttun ki Hatırlatmaya Kıyamadım adını taşıyan aşk hikâyelerini tamamladım. Bir de bitirmeye çalıştığım Kızlar Öküzleri Sever diye bir çalışmam var. Onu ne zaman bitirebilirim bilemiyorum.

 

“Çok teşekkür ediyor, saygılarımı sunuyorum, çalışmalarınızda başarılar diliyorum.”

“Ben teşekkür ederim. Mukabil dileklerle Fatma Hanım.”

 

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3558 defa okunmuştur
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri