Karakter boyutu : 12 Punto 14 Punto 16 Punto 18 Punto

Fatma Ç. KABADAYI

Bitiren Şüphe (2 Bölüm)

13 Ekim 2010 Çarşamba

Bitiren Şüphe (2 Bölüm)


Sabah erkenden işe gidecek gibi hazırlandı. Karısını şüphelendirmemeliydi. Zaten hiç işyerini araması gerekmemişti bu güne dek, şu on gün içinde mi arayacaktı? Gerektiğinde cep telefonunu arardı. Kahvaltısını yine acelece yapıp eşine para bırakıp çıktı.

“Hadi eyvallah. Ha, Songül! Öğlen belki uğrarım.”

Kadını gözbebekleri büyüdü. Hiç uğramayan adam bugün ne diye uğrayacaktı ki? Yoksa şüpheleniyor muydu? Duymuş olabilir miydi? Hayır, nerden duyacaktı ki? Hep dikkat ediyor, en ufak bir iz bırakmıyordu.

“Neden hayatım? Öğle paydosunda falan mı?”

“Yok, bugün iki saat boşuz, patron herkesi serbest bırakacakmış, belki ama kesin değil, yemek yap yine de.”

“Olur.”

Kapıyı kapatırken kendine de kızdı içten içe. Az daha ele verecekti kendisini. Bu kadar uyanık geçinen Niyazi nasıl olur da geleceğini söylerdi ki? Biraz daha sıkıştırsa kadın, tutup izinde olduğunu bile açıklar, yine amacına ulaşamazdı. Söylene söylene kasabın yolunu tuttu.

“Önce bundan başlayalım, ne de olsa eti kıymayı haftalık değil iki günde bir alıyor, vardır elbet sebebi. Bu adam ilk şüpheli gözümde.”

Kasap Şemsi, dükkânı yeni açmış, elinde bezle tezgâhı siliyordu. Radyodan gelen hareketi müziği de sessizce mırıldanırken kapıdan giren Niyazi ile göz göze geldi.

“Selamün Aleyküm Şemsi Efendi.”

“Vay… Aleyküm selam Niyazi. Hayırdır, sen uğrar mıydın yahu?”

“Uğradık işte. Hadi bir çayını da içeyim uğramışken.”
Niyazi hemen çaycıya seslendi. İki demli çay getirmesini istedi. Yüzü gülerken hafif çıkmış göbeği de sallanıyordu Şemsi’nin. Niyazi, bu kez de adama eşinin gözüyle baktı.

Buysa eğer ne buluyordu ki bu adamda? Şişman denecek kiloda, et kokan bir adamdı. Zenginliğine diyecek yoktu ya karısının da parayla ne işi olurdu ki. Zaten bu pinti herifte kadınlara para yedirecek göz mü vardı? Acaba çok esprili olmasıyla mı ilgisini çekmişti? Hep bana fıkra bile anlatmıyorsun ne donuk adamsın Niyazi diyerek kızmaz mıydı kendisine? Belki de buydu aradığı suçlu. Bu muydu acaba?

“Nasılsın Niyazi, valla yüzünü gören cennetlik. Sabah erken gidip geç geliyorsun, hanımın alıyor eti butu. Zaten hep telefonla ister, götürüveririz.”

“Sağ olun eksik olmayın.”

“Nasıl işler?”

“İyi… Parası olan etini kıymasını alıyor. Sen de ne var ne yok?”

Şemsi çektiği tabureyi Niyazi’nin bir metre yakınına koyarak oturdu. Çaylar gelmiş yudumlanmaya başlanmıştı.

“Ne olsun, gidip geliyoruz bakalım. Kime çalışıyorsak artık?”

“Ne demek kime koçum. Kendine, eşine. Çocukta olur bakarsın. Büyütürsün. Daha ne?”

Niyazi çay bardağını tezgâhın üzerine bırakarak teşekkür etti. Adamın ağzını arasa acaba şüphelenir miydi? Ne sormalıydı onu da bilmiyordu.

“Şemsi, seninkiler nasıl? Eşin çocuklar? Ya da daha fazlası? Var mı başkası, şimdilerde çok moda.”

“Ne diyorsun be Niyazi. Olmaz mı? Şimdi her şey basitleşti. Tipe mipe bakan yok. Yazıyorsun yakışıklıyım diye, inanıp buluşuyorlar senle. Ne siteler var, boş kalmaya gör ama ondan da bıkıyor insan, boş işler anlayacağın. Hem tehlikeli, benimki kıskançtır, elli kez arar beni. Beni kim ne yapsın derim ya yutmaz kadın, uyanık. Mallar babasından ya ödü kopuyor anlayacağın.”

Niyazi, saçmalayan adama gülümsemek zorunda hissetti kendisini. Bu kadar açık sözlü olduğuna göre bundan şüphelenmekle hata mı etmişti?

Çalan telefonla irkilmişti. Şemsi telefonu açınca Niyazi’ye de eliyle seninki anlamında bir işaret yaptı.

“Anladım hanım abla, hemen hazırlıyorum, on dakika içinde evinde olur.”

Telefonu kapatır kapatmaz da eliyle söyleme işareti yapan misafirine kaş göz oynatarak sordu;

“Niye söyletmedin burada olduğunu?”

“Boş ver Şemsi, kadınların her şeyi bilmesi gerekmez.”

“Doğru söyledin, ben şu kıymayı hazırlayım da çırakla yollayım.”

“Çırak mı aldın?” diye gözleri parlayarak sordu Niyazi. Sevinmişti. Demek ki siparişleri çırak götürüyordu. Adamdan boşuna mı şüphelenmişti acaba?

“Yıllardır var çırak ama benim değil, karşı manavın, benim siparişleri de yolluyorum, veriyorum harçlığını.”

Niyazi’nin içi biraz rahatlamıştı. Bu adam suçlu değildi sanki. Kesin kararını hepsini teftişten geçirdikten sonra verecekti. Biraz daha oturursa içinde hiç şüphe kalmayacaktı.

Şemsinin bütün ısrarlarına rağmen müsaade istedi. Daha gidecek yerleri vardı.


DEVAM EDECEK...

Dikkat: Yayınlanan bu yazının/haberin tüm hakları habername.com Grubuna aittir. Kaynak gösterilse dahi yazının/haberin tamamı özel izin alınmadan kullanılamaz. Ancak alıntılanan haberin bir bölümü, alıntılanan habere aktif link verilerek kullanılabilir.
Bu yazı toplam 3096 defa okunmuştur
...
uğur okçuoğlu
Hikaye biraz kısamı olmuş dicektim ki, şöyle bi baktım yazıya baştan sona, bi çırpıda derler ya hani, işte bende öyle okuduğumu anladım. Hikayede adamın ağzından lafı kaçırması da bence heyecan katmış . Çünkü hikaye tek düze, sonunu tahmin edeceğimiz şekilde olsaydı heyecanı kalmazdı. Emeğinize sağlık fatma hanım yazılarınızın devamını sabırsızlıkla bekliyoruz...
16 Ekim 2010 Cumartesi 22:58
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
eleştiri
bekir karakaya
ben öğlen belki gelirim derseniz o kadın acaba hangi dakka gelir diye şüphe içnde olur ve o gün yapacağı işleride yapmaz burada bi gariplik bi çarpıklık var belki devamında anlarız neolduğunu ama burasına kafam basmadı şimdilik ...tebrik ediyorum fatma hnm
16 Ekim 2010 Cumartesi 20:30
Beğendim (0)Beğenmedim (0)
YORUMUN DEVAMI
YAZARIN SON YAZILARI
Üye İşlemleri